Ana içeriğe atla

Sitemiz işleyişi için sadece bu siteye ait çerez kullanmaktadır. Üçüncü parti çerez kesinlikle kullanılmamaktadır.
Daha bilgi edinin.

Düşünce

Hatalar Teolojisi İçin Bir Astar

Yayın Tarihi: 12.02.2025

Kim tamamen hatasız bir gün yaşamış? Eğer hatanın ne olduğunu doğru anlıyorsak ve aktif insanlarsak, hiçbirimiz yaşamadık. Başkalarının hatalarıyla birlikte yaşıyor ve onlarla etkileşime giriyorsak, hata yapma potansiyelimiz daha da artar.

“Hata” dediğimde neden bahsediyorum? Kutsal Kitap’ın günah dediği şey hata değildir. Günah, Tanrı’nın Sözü’nü ihlal eden eylemler, düşünceler ve niyetlerdir. Bunlar O’nun yasasına karşı isyandır ve bizde suçluluk ve utanç yaratır. Öte yandan hatalar, kendimizin ya da başkalarının standartlarını ya da beklentilerini karşılamayan eylemlerdir (ya da eylemde bulunmamaktır). Hatalarımdan bazıları arabamı kilitlemeden bırakmak ve soyulmak, önemli bir randevuyu unutmak, iletişimsizlik (sözlerimdeki gerçeklerle ilgili hatalar) ve kilise mutfağında yumurtaları gece boyunca pişmiş halde bırakmaktır.

Hatalar, kendimizin ya da başkalarının standartlarını ya da beklentilerini karşılamayan eylemlerdir.

Bu makaledeki amacım hata yapmanın insanlığımızın bir yönü olduğunu göstermektir. Bir hatalar teolojisine ihtiyacımız var, çünkü her birimiz hata yapıyoruz ve bunları iyi düşünüp tartmamız gerekiyor.  Ben hatalarıma verdiğim tepkilerle mücadele ediyorum; utanç duyarım, başkalarından saklarım, hatalarımın projelerimi, hayatımı ve başkalarının hayatlarını mahvettiğine inanırım. Başka bir deyişle, hatalara verdiğim tepki teolojik olmaktan çok duygusal olur. Peki bu konuda teolojik yaklaşım nedir? Tanrı’nın bizi kendi suretinde (benzeyişi olarak) yarattığını kabul etmekle başlar (Yar. 1:26,27); ancak bu benzeyiş “tanrı” olduğumuz anlamına gelmiyor. Biz tanrı değiliz. Hatalar insan olduğumuzu gösterir; her şeyi bilmiyoruz, her şeyi mükemmel yapamıyoruz. Tanrı’nın aksine, görevlerimizi ve işlerimizi mükemmel bir şekilde yerine getirmeyiz. İnsan olmak zayıflıkla ve kırılganlıkla başa çıkmak demektir. Tanrı zayıflığımızı kabul eder (bkz. Mezmur 103:14-16); biz de aynısını kabul etmeli ve benimsemeliyiz. İsa Mesih “mükemmel”, “tam” bir insan olmasına karşın insanlığın sınırlarını deneyimledi. İsa yoruldu ve uyudu, yemek yemek ve su içmek zorunda kaldı.  

Hatalar bu dünyadaki insan yaşamının normal bir parçasıdır. “Çok iyi” olan ilk yaratılışın (Ya. 1:31) günah nedeniyle bozulduğunu ve yozlaştığını, bunun da “ölüme” yol açtığını biliyoruz (Yar. 3:14-19). Sonuç olarak, insan olmanın getirdiği sınırlamalarla başa çıkmanın yanı sıra, aptallık da deneyimlerimizin bir parçasıdır. Kısacası, her türden hatalar yaparız ve sürçeriz.

Tanrı’nın mutlak yetkisine ilişkin sağlıklı bir görüşe sahip olup buna göre yaşamak, hatalara ilişkin bir teoloji oluşturmamızda ve bunu yaşamamızda bize rehberlik eder. Kendimizin ya da başkalarının yaptığı insan hataları Tanrı’nın planının ters gitmesine veya engellemesine neden olmaz. O’nun planı bizim kırılganlığımızı ve kötü seçimlerimizi de içerir. Tanrı’nın planı hatalarımıza üstün gelir, hatta onları kullanır. Yaratılış 37–50’de Tanrı’nın Yusuf’un kardeşlerinin günahını nasıl araç olarak kullandığını düşünün. Onların niyetleri kötü olmasına rağmen, Tanrı Yusuf’u Mısır’a yerleştirerek nihai iyiliği sağladı (Yar. 50:20). Tanrı kardeşlerin günahıyla bu şekilde başa çıktığına göre, bizim hatalarımızın Tanrı’nın planının sürmesini engellemeyeceğinden emin olabiliriz. Tanrı’nın mutlak yetkisine güvenebiliriz.

Hataların Tanrı’nın mutlak yetkili planını engellemeyeceğini ve buna uygun bir süreçte devam edeceğini kabul edersek, başkalarının hatalarına karşılık verme lütfu da gösterme tecrübesi de yaşayabiliriz. Diğer insanları da kendimize benzer, zayıf ama aynı zamanda Tanrı’nın benzeyişi olarak görebiliriz. Kendimizin olsun başkalarının olsun, hatalara verdiğimiz tepkiler, olgunlukta ve Müjde anlayışımızda ne kadar ilerlediğimizin açık bir göstergesidir. Olgunluk, başkalarının hatalarını hoş görmemizi sağlar (Özd. 19:11). Vaiz kitabı yaşamlarımızı Tanrı korkusu çerçevesinde düzenlememize yardımcı olur. Bize Tanrı’ya itaat etmeyi ve hatalar da dahil olmak üzere tüm yaşamın Tanrı’nın zamanlaması ve düzeni içinde olduğunu kabul etmeyi öğretir (Vai. 3:1-15; 12:13,14).

Hatalar bu dünyadaki insan yaşamının normal bir parçasıdır.

Hatalarımız ve yanlışlarımız bize Mesih’teki kimliğimizi daha iyi kavramamız için bir fırsat verir.  İnsanın eğilimi, kurtuluştan sonra bile, hâlâ kendimize güvenmek, kendimizi çok yüksek görmektir (Rom.12:3). Hatalar bizi kendimize daha az bağımlı olmaya yöneltir. Kendimize ya da O’nun için yaptıklarımıza değil, Mesih’e ve O’nun bizim için yaptıklarına güvenmemiz gerektiğini gösterirler.

Mükemmeliyet çabamız, Kutsal Kitap’ın insanlığımıza ilişkin dünya görüşüne aykırıdır. Birçok insan hatasız bir yaşam (mükemmellik) elde etmek ister ya da mükemmelliği yüceltir.  Kutsal Yazılar’a göre, insanın mükemmelliğe ulaşması imkânsızdır, çünkü yalnızca Tanrı mükemmeldir. Tanrı bizden mükemmellik beklemez (Pavlus’un Flp. 3:1-16’daki tutumuna dikkat edin) ama biz bunu kendimizden bekleyebiliriz. Mükemmel olabileceğimize inanmak bizi bir “tanrıcık” haline getirir ve benlik putperestliğine gireriz. Mükemmellik arzusu benlik algımızı etkilediği için duygularımıza da dokunur. Bir şeyi mükemmel yaptığımızda kendimizi harika hissederiz; belirlediğimiz standardı karşılayamadığımızda ise kendimizi korkunç hissederiz. Birini (genellikle kendimizi) “hayal kırıklığına uğrattığımıza” inanırız ama aynı zamanda mükemmellik arayışından vazgeçmekten korkarız. Açıkçası, denemekten vazgeçmek istemeyiz, çünkü gerçekten hatasız yaşayabileceğimize inanırız. Diğer putlar gibi mükemmeliyetçiliğin de yok edilmesi gerekir (Yas. 7:5; 1. Yu. 5:21).

Mükemmeliyetçiliğin aile deneyiminden doğabileceğini de kabul etmemiz gerekir. Çok başarılı ebeveynler çocuklarından yüksek düzeyde performans bekleyebilir ve bu da yetişkinlikte bile çocuğun benlik algısını etkiler. Ya da bazen çocuk, ebeveynleri hiçbir zaman talep etmediği halde bilinçsizce bir başarı beklentisi içine girebilir. Mükemmellik arayışından vazgeçmeyi düşünmek, çocuğun ebeveynlerinin hata yaptığını hissetmesine neden olabilir, bu da bundan vazgeçmeyi daha da zorlaştırır.

Bilge kişi bilgide ve özdenetimde gelişmeye çalışır, böylece aynı hataları tekrar tekrar yapmaz.  Öğretilebilirlik, Özdeyişler kitabında önemli bir temadır. Bilge kişi hangi noktalarda büyümeye ihtiyacı olduğunu bilir ve değişebilmek için başkalarının görüşlerini alır ve dinler. Öğretilebilirlikten yoksun olmak aptallığın ve günahın bir tezahürüdür. Başkaları için yıkıcı ve acı vericidir. Süleyman’ın Özdeyişleri’nde 10:17; 12:1; 13:1,18; 15:5,10,12,32; 17:10 ve 19:25’e bakınız. Çocuklarımızı eğittikçe ve teşvik ettikçe onlarda ve başkalarında öğrenme ve gelişme bekleyebiliriz. Aynı zamanda, içinde yaşadığımız dünya hızla değişmektedir. Hata yapma olasılığını artıran yeni zorluklarla karşılaşıyoruz sürekli.

Hataların dereceleri olduğunu da kabul etmeliyiz. Bazıları vardır ki anlık utancı pek aşmayan bir etkiye sahiptir. Bazı hatalar ise başkalarına büyük zarar verir. Ağır ihmal affedilemez. Cıvataları kontrol edilmediği için düşen uçak kapıları gibi durumlar, düzeltme ve adalet gerektirir. Kötü niyet taşımayan hatalar bile ciddi sonuçlar doğurabilir. Mesela Mısır’dan Çıkış 22:2-6, kasıtsız olsa bile Tanrı’nın ekonomik ve fiziksel zararın tazmin edilmesini beklediğini gösterir. 

Hatalarımız ve yanlışlarımız bize Mesih’teki kimliğimizi daha iyi kavramamız için bir fırsat verir. 

Hatalarımız ile başkalarına karşı işlediğimiz günahlarımızı tartarken, özür dilemek ile itiraf etmek arasında bir ayrım yaparız. Kutsal Yazılar’da özür dilemeye rastlanmaz, ancak itiraf vardır ve ilişkilerimizde önemlidir (bkz. Yakup 5:16). Başkalarına karşı günah işlediğimizde bunu itiraf ederiz. Günahımızı kabul eder, bağışlanmayı diler, günahımızın sonuçlarını kabul eder ve mümkünse telafi ederiz. Hatta bir daha günah işleme olasılığını önlemek için bir plan bile oluşturabiliriz. Kutsal Kitap’a göre tövbe budur. Öte yandan, Tanrı başkalarını etkileyen hatalarımızı nasıl ele almamızı ister? Doktor randevusunu unuttuğumuzda ya da arkadaşımızla buluşmaya bir saat geç kaldığımızda ne olur? Kendimizi mazur mu görürüz? Başka şeyleri suçlamak doğru mudur? Hatadaki payımızı gizler miyiz? Hatadaki payımızı örtbas etmek cazip gelse de Kutsal Yazıların genel eğilimi sorumluluğumuz konusunda dürüst olmamız yönündedir (Özd. 28:13). Karşımızdaki kişinin insanlık onurunu kabul ederek, eylemlerimiz onu olumsuz etkilediği için tüm bunlardan ötürü özür dileriz. Tanrı’nın tam kabulünü anlama konusunda geliştikçe, hatalarımızı başkalarından gizleme eğilimine karşı koyabiliriz.

Dünya hatalara farklı tepkiler verir. Mesih’in lütfunu bilmeyenler genellikle başkalarının hatalarına karşı sert davranırlar. İlişkiler engellenir ya da sona erdirilir. İnsanlar kasıtsız hatalardan ya da sözlerden sonra bile akrabalarına ya da arkadaşlarına küserler. Bazen hatalara verilen karşılık daha az korkutucu olsa da yine de inciticidir; alenen alay etmek ya da şaka yapmak gibi. İnsanın kendine gülme becerisini geliştirmesi hem teoloji açısından hem de duygusal sağlık açısından iyi bir şeydir. Yine de bu tepkiler incitici ve zarar verici olabilir, özellikle de birikirlerse. İyi bir teolojiye sahip olmayanların incitici tepkileri arasında yaşarken, tutumumuz ve tepkimiz için dua etmemiz gerekir. Alay eden ve şaka yapanlar için dua etmeli ve şaka ve alay konusu olanları açıkça savunmalıyız. Müjde’yi ve Tanrı’nın karakterini bilen bizler hataya konu olan durumları dünyanın yaptığından farklı bir şekilde ele alabiliriz.

Dua, teolojiye hayat veren güçtür. Hayatımda Kutsal Kitap’a dayalı bir hatalar teolojisi olmasını istiyorsam, teolojimi entelektüel bir tartışmadan öteye taşımak istiyorsam, bu ilkeler aracılığıyla kendim ve başkaları için düzenli olarak dua etmeliyim.

Hatalar hayat boyu göreceğimiz ve yaşayacağımız bir şey. Bunları doğru şekilde değerlendirmek için uygun teoloji oluşturmamız gerek. Umarız bu makale bu oluşturma görevimize yardımcı olur.

  • Telif Hakları © 2025
  • Ken Wiest
  • Tüm Hakları saklıdır. İzin ile kullanıldı.