“Yıllar boyu günceler tuttum sonra hepsini yok ettim.”
Neden?
“Çünkü bir yerden güncelerde kendimi çok açık bir şekilde buluyordum, bu da beni rahatsiz etti.”
Levanten yazar Giovanni Scognamillo,
Lale Tayla ile yapılan bir söyleşide1
Birileri sizin eksikliklerinizi veya yanlışlarınızı yüzünüze vursa, kendinizi nasıl hissedersiniz? Ruhsal ve olgun Mesih öğrencisi olduğunuz halde, büyük ihtimalle ilk tepki olarak canınız sıkılır, değil mi? Eğri oturalım doğru konuşalım: insanlar eleştirilmeyi sevmez. Normalde bir insan eleştirildiğinde, refleks olarak, hemen kendisini savunmaya başlar... Ya da eleştiren kişinin eksikliklerini hatırlatmaya... Ya da konuyu değiştirmeye... Ya da orada olmayan bir kişinin hatalarını anlatmaya vs...
Eleştirilmek son derece gıcık bir deneyim! O zaman kendi kendimizi eleştirmek (yani, özeleştiride bulunmak) yüzde yüz insan yapımıza aykırı değil mi? Bunu bizden kim bekleyebilir ki? Böyle nahoş bir sürece neden katlanalım?
Yukarıdaki üç soru sanki söz sanatına özgü cevapsız bırakılan birer soru olarak sayfada ne güzel duruyor! Ama onları cevapsız bırakmaya niyetim yok (yoksa bu yazı burada biter!) Özeleştiri insan yapımıza aykırı değil mi? Evet, doğal yapımıza aykırıdır. Günahkâr olarak kendimizi eleştirmeye değil, haklı çıkarmaya eğilimliyiz. Bunu bizden kim bekleyebilir? Bunun cevabı net ve kısa: Rabbimiz! Peki, bu kadar nahoş bir sürece neden katlanmalıyız? Çünkü özeleştiride bulunmazsak Mesih öğrencisi olarak ne olgunlaşabiliriz ne de Rabbimiz'e yaraşır bir şekilde hizmet edebiliriz. Umarım, bu yazıyı okuduktan sonra bu cesur iddiaların ne kadar geçerli olduğunu siz de anlayacaksınız.
Özeleştiri Belirleyici Bir Özelliğimizdir
Kutsal Kitap’ın Tanrı’nın sözü olduğunu gösteren bir özelliği, içerdiği özeleştiridir. Yahudiler'in Tanrı’nın seçilmiş antlaşma halkı olduğunu belirten Eski Antlaşma’yı düşünün. Yahudiler, tarihleri boyunca sergiledikleri günahlarla vefasızlıkları ve bunlar yüzünden uğradıkları cezalarını, büyük bir açıklıkla kaydettiler. Bundan sonra da kendilerini suçlayan bu evrakları eksiksizce korumak için yüzyıllarca didinip durdular. Neden? Çünkü haklı olan onlar değil, onların Tanrısı'ydı. Aynı şekilde Yeni Antlaşma’da İsa’nın öğrencilerinin (İncil yazıldığında da elçilerinin!) zaman zaman gösterdikleri başarısızlık, imansızlık, gurur, rekabet, kızgınlık, vefasızlık, ikiyüzlülük vs açıkça yazılıyor (örneğin bkz. Mat. 17:14-20; 20:20-24; Mar. 14:50-52,66-72; Gal. 2:11-15). Pavlus’un söylediği gibi, “Biz kendimizi ilan etmiyoruz; ama Mesih İsa'yı Rab, kendimizi de İsa uğruna kullarınız ilan ediyoruz” (2Ko. 4:5). Kutsal Rabbimiz'i ilan ederken, kendi itaatsizliklerimizi kendimiz teşhir ettiğimizde, Tanrı’nın kutsal standardını doğrulamış oluruz.
Yüreğimizin durumu hayatımızın tümünü etkiler. Bundan dolayı, iç hayatımızı denetlememiz büyük önemle buyurulur.
İçsellik inancımızın olmazsa olmaz bir niteliğidir. Yoel, İsrail halkını tövbeye çağırırken bunu biliyordu: “Giysilerinizi değil, Yüreklerinizi paralayın Ve Tanrınız RAB'be dönün” (Yoel 2:13). Davut, Bat-Şeva’yla işlediği günahtan tövbe ederken aynı gerçeği vurguladı: “Madem sen gönülde sadakat istiyorsun, Bilgelik öğret bana yüreğimin derinliklerinde” (Mez. 51:6). Yeni Antlaşma’nın temelinde içten itaat yatar: “Yasamı içlerine yerleştirecek, Yüreklerine yazacağım,” Rab diyor (Yer. 31:33 ). Yüreğimizin durumu hayatımızın tümünü etkiler. Bundan dolayı, iç hayatımızı denetlememiz büyük önemle buyurulur: “Her şeyden önce de yüreğini koru, Çünkü yaşam ondan kaynaklanır” (Özd. 4:23). Ruhsal hizmetin temel bir talimatı da özeleştiriyi ilgilendirir: “Kendine ve öğretine dikkat et” (1Ti. 4:16). Hem öğretimizin sağlamlığını hem de motivasyonlarımızın paklığını dikkatlice denetlemeliyiz.
Özeleştiri Önemlidir... Keşke Bir O Kadar Da Kolay Olsa!
Evet, özeleştiri yapmak önemli, ama ne yazık ki, pek zor. Bir bakıma, iç hayatımız geniş, esrarengiz ve karmaşık bir diyardır. Oraya “kâşif” olarak gitmek kolay bir girişim değil. Özeleştirinin temel zorluğu, kendi yüreklerimizin aldatıcı olmasıdır. Meşhur bir ayette söylendiği gibi, “Yürek her şeyden daha aldatıcıdır, iyileşmez, Onu kim anlayabilir?” (Yer. 17:9-10). Tüm çıplaklığıyla sorunu belirtmek gerekirse, kendi kendimizi aldatmaya eğilimli olduğumuz için, kendimizi denetlemekte güçlük çekeriz. İç hayatımızdaki gerçekler keşfedilmek istemez! Kilise babalarından Augustin bu durumu şöyle dile getirmiştir: “İşte bendeki bu hafıza aşkın bir kudret, baş döndüren bir esrar, ey Tanrım, karmaşıklığı bitmeyen saklı bir engindir. Bu da benim canım, buyum ben! O zaman, ey Tanrım, ben neyim ki? Esas doğam nedir? Bu diri bir varlıktır; sayısız şekillere bürünüp duruyor ve bunun sonu yok...” ve “...saklı eğilimlerim acınacak bir karanlık içinde kendimden gizlidir. Dolayısıyla aklım, kendi boyutlarını sorguladığında, kendi yaptığı sorgulamanın sonuçlarına güvenemediğini hissediyor...”2
Diğer kişilerin problemlerini “ustaca” analiz ederken, kendi eksikliklerimizi hemen hemen hiç fark edemeyiz.
Kendimizi aldatmanın önemli (ve özeleştiri girişimini iyice aksatan) bir biçimi, “kendimizi kayıran önyargı”dır. Diğer kişilerin problemlerini “ustaca” analiz ederken, kendi eksikliklerimizi hemen hemen hiç fark edemeyiz. İsa bu eğilimimizi komik bir şekilde betimledi ama “ikiyüzlülük” olarak tanımlamaktan geri kalmadı: “Sen neden kardeşinin gözündeki çöpü görürsün de kendi gözündeki merteği farketmezsin? Kendi gözünde mertek varken kardeşine nasıl, 'İzin ver, gözündeki çöpü çıkarayım' dersin? Seni ikiyüzlü! Önce kendi gözündeki merteği çıkar, o zaman kardeşinin gözündeki çöpü çıkarmak için daha iyi görürsün” (Mat. 7:3-5). İsa’dan 2000 yıl sonra araştırmacılar bu aynı dinamiği çokça tespit etmişlerdir. Psikoloji profesörü David Meyers bu araştırmaların bazı sonuçlarını şöyle sıralar:
İnsanlar, kötü davranışlardan çok, iyi davranışlar için ve başarısızlıklardan çok, başarılar için sorumluluğu kabul eder. Onlarca deneyde insanlar, onlara bir işi becerdikleri söylendiğinde takdir kabul etmeye hazır olur. Ama başarısız oldukları söylenirse, sık sık başarısızlığın sebebinin kötü talih veya imkânsız şartlar gibi dış etkenlere bağlı olduğunu belirtirler...
Yaptıkları kazalar hakkında sigorta şirketlerine bilgi verirken, sürücülerin kendini kayıran açıklamalar sanki sayısızdır: “Görünmez bir araba beliriverdi, arabama çarptı ve hemen gözden kayboldu.” “Dört yola yaklaştığımda büyük bir çalı yükseliverdi ve dört yol görünmez oldu.” “Bir yaya bana çarptı ve arabamın altına geçti”...
Boşanmakta olan insanların çoğu, eşinin evliliğe yeteri kadar önem vermediğini söyler...
Öğrenciler, sınavda iyi not aldıklarında, sınavın uygun, kendilerinin de takdire layık olduğunu söyler. Ama kötü not aldıklarında, sınavın insafsız olduğunu söylemeye eğilimlidir...
İnsanların çoğu kendilerini ortalamadan daha iyi sanır. Anketlere göre, müdürlerin 10’da 9’u kendilerinin ortalama diğer müdürlerden daha iyi olduklarını söylemiştir. Avusturyalılar'ın 10’da 9’u kendi iş performansını değerlendirirken kendilerinin ortalamadan iyi olduğunu söylemiştir. Üç ayrı ankette, üniversite profesörlerinin 10’da 9’u kendilerinin ortalama diğer profesörlerden daha iyi olduğunu söylemiştir. Sürücülerin çoğu da, kaza sonucunda hastanede yatmak zorunda kalan sürücüler dahil, kendilerinin ortalama sürücülerden daha dikkatli ve becerikli olduğunu düşünmektedirler...
Çoğu kişi kendilerini ortalama emsal diğer kişilerden daha akıllı, daha yakışıklı ve daha önyargıdan arı saymaktadır...
829. 000 lise son öğrencileriyle yapılan bir ankette, “diğerleriyle iyi geçinme yeteneği” konusunda öğrencilerin %0’ı (bu bir dizgi hatası değildir) kendilerinin ortalamadan aşağı olduğunu saymıştır. Aynı öğrencilerin %60’ı kendilerinin bu konuda ilk %10’una girdiğini, %25’i ise, ilk %1’ine girdiğini düşünmüşlerdir...3
Asıl amaçlarımız ve motivasyonlarımızın Rab’be yaraşır olup olmadığını ve hayatımızın nasıl değişmesi gerektiğini anlamak için de özeleştiri yapmalıyız.
Anlaşılan gözümüzdeki merteği fark etsek bile hemen “mertek-gözlü” olmanın ya önemli bir ruhsal armağan ya da bir başka marifet olduğunu düşünmekteyiz! Bu da demektir ki çetin bir sorunla karşı karşıyayızdır. Herkesin iç hayatında bir takım ‘saklı tutkular’, ‘gizli motivasyonlar’ bulunmaktadır.4 Asıl amaçlarımız ve motivasyonlarımızın Rab’be yaraşır olup olmadığını ve hayatımızın nasıl değişmesi gerektiğini anlamak için de özeleştiri yapmalıyız. Ama özeleştiri yapmaya niyet etsek bile, sezgisel olarak kendimizi kayıran önyargılarımız bu girişimi baltalayacağa benziyor. O zaman özeleştiri yapmak isteyen Mesih öğrencisi ne yapsın? Kendimizi aldatan eğilimlerimizi engellemek için birkaç stratejiye özet bir şekilde bakalım.
Özeleştiriyi Destekleyen Dört Yöntem
İlk özeleştiri yöntemi kimseyi şaşırtmayacaktır: Tanrı’nın sözüyle ilişkimizi yoğunlaştırmalıyız. Eşya dolu ve zifri karanlık içinde bir odada sendelememek için güçlü bir ışık yakmak gereklidir: “Sözlerinin açıklanışı aydınlık saçar, Saf insanlara akıl verir” (Mez. 119:130). Tanrı’nın sözünü ezberlemeliyiz: “Tanrısı'nın yasası yüreğindedir, Ayakları kaymaz (Mez. 37:31). Sürekli Tanrı’nın sözü üzerinde derin derin düşünen kişi, “yaptığı her işi başarır” (bkz. Mez. 1:1-3). Şüphesiz ki, etkili özeleştiri yapmayı da başarır! Bu bağlamda dikkatimizi (dikkatinizi demiyorum çünkü benim de sürekli tekrar fark etmem gereklidir) özellikle bir noktaya çekmek isterim: Kendimizi aldatmak için Tanrı’nın sözünü bile kullanabiliriz. “Tanrı sözünü yalnız duymakla kalmayın, sözün uygulayıcıları da olun. Yoksa kendinizi aldatmış olursunuz. Çünkü sözün dinleyicisi olup da uygulayıcısı olmayan kişi, aynada kendi doğal yüzüne bakan kişiye benzer. Kendini görür, sonra gider ve nasıl bir kişi olduğunu hemen unutur (Yak. 1:22-24, vurgu eklenmiştir). Birisi “ayna uzmanı”yken (yani aynaların tarihi, malzemeleri, imalâtı, teknolojisi, türleri gibi konularda derin bilgilere sahipken) kendi makyajını veya kravatını düzeltmek için ayna kullanmıyorsa bunda bir terslik vardır, değil mi? Kutsal Kitap’ı “Bu ilkeyi hayatımın neresinde çiğniyorum?” veya “Bu buyruğu yerine getirmek için somut bir şekilde başka ne yapmalıyım?” gibi sorular sorarak, kendi hayatımızda uygulamak üzere incelersek, emin olabiliriz ki, İsa’nın “Yardımcı” olarak adlandırdığı Kutsal Ruh bize bu konularda yardım edecektir. Böylece de etkili özeleştiri yapmış oluruz. Tanrı’nın sözü günahın aldatıcılığına panzehirdir.
Tepkilerimizi hem gözler hem de sorgularsak, daha etkili özeleştiri yapabiliriz. Tepkilerimizi fark ettikçe, onları sorgulamayı da öğrenmeliyiz.
İkinci özeleştiri yöntemi olarak, sözel veduygusal tepkilerimizi sorgulamalıyız. Doğal olarak herkes kendini “iyi insan” olarak görmek ister. Davranışlarımızı “rasyonelleştirmek” için (bilinçaltında) sürekli çabalır. Neden böyle davrandığımızı, hangi şeylere değer verdiğimizi, nelerle motive edildiğimizi kendimize ve diğerlerine açıklarken gayet olumlu bir şekilde yorumlarız. Böylece özeleştiri zorlaşır. Bu bağlamda İsa’nın bir sözü önemlidir: “Ağız yürekten taşanı söyler” (Mat. 12:34). Sözel (ve duygusal) tepkilerimiz yüreğimizin gerçek halini açığa vurur. Bu yüzden tepkilerimizi hem gözler hem de sorgularsak, daha etkili özeleştiri yapabiliriz. Bu konuda günlük tutmakta büyük yarar vardır (Not: Böyle bir uygulama size yük olmasın. İlle de her gün bir şeyler yazmalıyım diyerek kendinize kural koymanız şart değil. Basit bir lise defterine, fırsat buldukça, olup bitenleri yazsanız bile önemli ölçüde ilerleme sağlayabilirsiniz. Bu açıklamayı kendim gibi düzenli olmayan kardeşlerin yararına koyuyorum. Düzenlilikte güçlü kardeşler bunu okumadan geçebilirler!) Tepkilerimizi fark ettikçe, onları sorgulamayı da öğrenmeliyiz. Bu makalenin bitiminde sunulan “Özeleştiri Soruları” başlıklı ek bu konuda size yardımcı olabilir (Uyarı: Kendi kendinize o soruları sormak kolay değildir; cesaret ister! O soruları kullanırsanız, özeleştirinin gıcıklığını hemen anlarsınız!) Tepkilerimizi sorgularken, Kutsal Kitap’ı okumaya da dikkat etmeliyiz. Kutsal Ruh Tanrı’nın sözünü kullanır. İbraniler 4:12-13 ayetlerine göre, Tanrı’nın sözü, günahın oluşturduğu aldanmışlık katmanlarını delecek kadar keskin bir kılıçtır: “Tanrı'nın sözü diri ve etkilidir, iki ağızlı her kılıçtan keskindir. Canla ruhu, ilikle eklemleri birbirinden ayıracak kadar derinlere işler; yüreğin düşüncelerini ve amaçlarını yargılar. Tanrı'nın görmediği hiçbir yaratık yoktur. Kendisine hesap vereceğimiz Tanrı'nın gözleri önünde her şey çıplak ve açıktır.” Sözel ve duygusal tepkilerimizi böylece sorgulamaya cesaretimiz olursa, Kutsal Ruh saklı tutkular ve gizli motivasyonlarımızı hem bize göstermekte hem de Tanrı’nın isteği doğrultusunda değiştirmekte etkin olur.
Özeleştiri yöntemlerimiz giderek daha zor oluyor, galiba. Şimdi hepimize önereceğim uygulama ne popüler, ne de kolay: Etkili özeleştiri yapmak istersek azar, uyarı ve öğüde kulak asmalıyız. Kelimeleri edebiyattan tanıklarıyla tanımlayan bir online Türkçe sözlükte “azarlanmak” maddesi için Orhan Kemal’den alıntılanan örnek cümle şöyledir: “Azarlanmaktansa kurşun yemeye razıydı.”5 Bu cümle insanların azara kulak vermeme problemini güzelce özetler! Oysa terbiye ve azarlanmaya açık olmak, bilgelik kazanmanın en önemli yollarından biridir. Süleyman’ın Özdeyişleri’nden bu gerçeği anlatan sadece birkaç ayet şöyledir:
Terbiye edilmeyi seven bilgiyi de sever,
Azarlanmaktan nefret eden budaladır. (12:1)
Ahmağın yolu kendi gözünde doğrudur,
Bilge kişiyse öğüde kulak verir. (12:15)
Kibirden ancak kavga çıkar,
Öğüt dinleyense bilgedir. (13:10)
Terbiye edilmeye yanaşmayanı
Yokluk ve utanç bekliyor,
Ama azara kulak veren onurlandırılır. (13:18)6
Özeleştiri yaptığımızda, kendi hatalarımızı bulmaya çalışmaktayızdır. Başka insanlar, yaptığımız veya yapabileceğimiz hataları söyleyerek bu girişimde bize yardımcı olabilir, eğer kabul edersek. Tabii ki bu konuda seçici olmalıyız: başkalarının bize yönelttiği eleştirilerin hepsi haklı olmayacaktır (“Amin” mi dediniz?!) Buna rağmen, (işinize karışmak gibi olmasın) insanların eleştirileri ve öğütlerine daha açık olursak daha etkili özeleştiri yapabiliriz. Üstelik, böyle davranırsak, alçakgönüllülüğü seçmiş oluruz. Kutsal Kitap'ta, “Tanrı kibirlilere karşıdır, ama alçakgönüllülere lütfeder” denir (1Pe. 5:5). Azar, uyarı ve öğüde kulak asarsak, değişmemizin kaçınılmaz gereği olan Tanrı’nın lütfu hayatımızda etkin olur.
Gerçekten öğrenmek istersek, Rabbimiz yüreklerimizde nelerin olup bittiğini bize açıklayabilir.
Son bir özeleştiri yöntemi olarak, her şeyi bilen Rabbimiz'e dua ederek O’na yakışmayan yönlerimizi bize göstermesini istemeliyiz. Biz kendi iç hayatımızı dürüstçe değerlendirmekte güçlük çekeriz. Her şeyi bilen Tanrı’nın öyle bir sorunu yoktur, tabii. Yukarıda gördüğümüz o “meşhur” ayet (Yer. 17:9) bir soru ile biter: “Yürek her şeyden daha aldatıcıdır, iyileşmez, Onu kim anlayabilir?” Her şeyden aldatıcı yüreklerimizi kim anlayabilir? “Ben RAB, herkesi davranışlarına, Yaptıklarının sonucuna göre ödüllendirmek için Yüreği yoklar, düşünceyi denerim” (Yer. 17:10). O, niyetlerimizi tartar (bkz. Özd. 16:2 ve 21:2). Böylece Rabbimiz yüreklerimizde nelerin olup bittiğini bize açıklayabilir, gerçekten öğrenmek istersek. İlahiyat günlük hayattan kopuk olmamalıdır. Bakın Davut Tanrı’nın “her şeyi bilen” sıfatının kendi hayatını nasıl ilgilendirdiğini ne güzel kavramıştır: “Ya RAB, sınayıp tanıdın beni. Oturup kalkışımı bilirsin, Niyetimi uzaktan anlarsın. Gittiğim yolu, yattığım yeri inceden inceye elersin, Bütün yaptıklarımdan haberin var. Daha sözü ağzıma almadan, Söyleyeceğim her şeyi bilirsin, ya RAB” (Mez. 139:1-4). Bu mezmurun son ayetlerinde Davut, hayatında etkili ruhsal özeleştirinin sağlanması için her şeyi bilen Tanrı’dan zaten yaptığını yapmasını diler: “Ey Tanrı, yokla beni, tanı yüreğimi, Sına beni, öğren kaygılarımı. Bak, seni gücendiren bir yönüm var mı, Öncülük et bana sonsuz yaşam yolunda!” (Mez. 139:23-24). Özeleştiriyi duayla yapmalıyız..
Büyük Bir İş İçin Azmetmek...
Bu yazının başından bitimine kadar, özeleştirinin zorluğu vurgulandı. Amacım moralinizi bozmak, şevkinizi kırmak mı yoksa? Tam tersi! Bu işin hem önemini hem de zorluğunu vurgulayarak içimizde yaşayan Kutsal Ruh aracılığıyla gerçekçi bir heves uyandırmayı amaçlıyorum. Ruhsal hayatımızda, Mesih’in öğrencisi ve işçisi olarak çıtamızı ciddi biçimde yükseltmek istiyorsak, bunu özeleştiri uygulamakla yapabiliriz. Ama azmetmezsek bu iş olmaz. Bir üstün azim örneğini düşünün: Naim Süleymanoğlu, Cep Herkülü, “Bütün otoritelere göre tüm zamanların en iyi haltercisi.” Süleymanoğlu, uyguladığı antrenmanı şöyle açıklar: [Türkiye’ye] ilk geldiğimde halterciler her gün yarım saat sabah, yarım saat öğleden sonra antrenman yapıyorlardı. Benim çalışma programım ise sabah dört saat, öğleden sonra dört saatti. Ayrıca 22. 00'ye kadar da gece antrenmanı yapıyordum. Beni böyle görenler, bu tempoya dayanamayıp sakatlanacağımı söylüyorlardı...”7 Ama sakatlanmadı. Tersine, başka kimsenin yapamadığı başarılara imza attı! Bunu okuyunca, Pavlus’un Ruh’un denetiminde yazdığı şu sözleri aklıma geldi: “Yarışa katılan herkes kendini her yönden denetler. Böyleleri bunu çürüyüp gidecek bir defne tacı kazanmak için yaparlar. Bizse hiç çürümeyecek bir taç için yapıyoruz” (1Ko. 9:25). Süleymanoğlu’nun spor alanında Tanrı vergisi yeteneği vardı. Sıkı antremanla bu yeteneği tam potansiyeline erişti. Bizim potansiyelimiz, Ruh’tan doğmuş olmamızdır. İsa, “Yel dilediği yerde eser; sesini işitirsin, ama nereden gelip nereye gittiğini bilemezsin. Ruh'tan doğan her adam da böyledir” diyor (Yu. 3:8). Her Mesih imanlısının görünmez bir güç kaynağı vardır: Kutsal Ruh. Özeleştiri yapmak zordur ama Kutsal Ruh bize güç verir ve girişimlerimizi verimli kılar. Daha doğrusu, Kutsal Ruh, hayatlarımızda kendi meyvesi olan sevgi, sevinç, esenlik, sabır, şefkat, iyilik, bağlılık, yumuşak huyluluk ve özdenetimi üretirken, özeleştiri yaparak O’nunla işbirliği yapabiliriz.
“Ruhsal antrenman”ınıza çok yararlı yeni bir boyut kazandırmak ister misiniz? O zaman özeleştiri yapmaya başlayın. Zor ve gıcık olur ama buna değer: Rabbimiz'i yüceltmek için “özeleştiri antremanı”na katlanırsak, O’nun yüce lütfu Kutsal Ruh aracılığıyla hayatımızda etkin olur!
- 122 Kasım 2003 tarihli Radikal Cumartesi eki, 4.
- 2Peter Brown, Augustine of Hippo (Berkeley: University of California Press, 2000), 172.
- 3David G. Myers, Intuition: Its Powers and Perils (New Haven, Connecticut: Yale University Press, 2002), 94-98.
- 4W. Jay Wood, Epistemology: Becoming Intellectually Virtuous (Downers Grove, Illinois: InterVarsity Press, 1998), 63.
- 5 http://www.turkcesozluk.org/search.php?word=&kno=4286&record=0 >
- 6Ayrıca bkz. 9:7-9; 13:1,13; 15:5,10,12,22,31; 16:20; 19:21; 25:12.
- 7 http://www.balkanlar.net/index.php?ind=reviews&op=entry_view&iden=15 > ve http://arsiv.hurriyetim.com.tr/hur/turk/00/11/21/yasam/02yas.htm >