Ana içeriğe atla

Sitemiz işleyişi için sadece bu siteye ait çerez kullanmaktadır. Üçüncü parti çerez kesinlikle kullanılmamaktadır.
Daha bilgi edinin.

Hizmet

Makasınızı Nasıl Tutuyorsunuz? Kutsal Kitap Dizinini Kullanmak

  • Alper Özharar

Yayın Tarihi: 03.04.2009

Bir makas, açılmamış haldeyken bir kutu üzerinde delik ya da yırtık açmak için kullanılabilir. Ne var ki, makasın esas işlevi, bacaklarının açılıp kapanma hareketi sayesinde bir yüzeyi kesmektir. Çoğu kez Kutsal Kitap dizini, belirli bir ayetin Kutsal Kitap içerisindeki yerini tespit etmek için kullanılmaktadır. Her ne kadar, tıpkı kapalı makas örneğinde olduğu gibi Kutsal Kitap dizini bu şekilde kullanılsa da, esas işlevi Kutsal Kitap çalışmasında sözcük incelenmesi için bir kaynak görevi görmektir. Dizin, bu şekilde kullanıldığında, Kutsal Kitap çalışması için elimizdeki en değerli araçlardan biri haline gelir.

Türk Dil Kurumu sözlüğünde sözcüklerin anlamları zaten açıklanıyorken, ayrı bir sözcük incelemesinin neden gerekli olduğu sorusu akla gelebilir. Sözcük incelemesi yapmanın amacı nedir? Dikkatlice yapılan bir sözcük incelemesi, bir sözlükte bulunamayacak anlam ve nüans zenginliklerini ortaya çıkarır. Sözcük incelemesi ayrıca şu nedenlerle önemlidir:

  1. Bir metni yorumlarken anlamın temel birimi sözcükler değil, paragraftır. Ne var ki, sözcükler paragraftaki düşünceleri yönlendirir. Bu nedenle, bir sözcüğün yanlış anlaşılması ya da anlamını sözlükten yanlış aktarmak tüm paragrafın yanlış yorumlanmasına yol açabilir. Sözcük incelemesi, yanlış anlam atfetmeyi önlemelidir.

    Kutsal Kitap Dizini bir sözcüğün Kutsal Kitap edebiyatı içinde geçtiği bütün kullanımları listeler.

  2. TDK sözlüğü, bir sözcüğün Türk edebiyatındaki olası anlamlarını verir; dizin ise, bir sözcüğün Kutsal Kitap edebiyatı içinde geçtiği bütün kullanımları listeler. Bütün bu kullanımları bilmek, sözcüklerin anlamlarının kendi Kutsal Kitap bağlamları içinde anlaşılmasına olanak verir.  
  3. Dizinler, sözcükleri kategorilere ayırma ve TDK sözlüğünün sağlayamayacağı gramer bilgileri edinme konularında yardımcıdır. Örneğin, bir kimse bir fiilin belirli bağlamlarda nasıl kullanıldığını öğrenebilir (yani, belki her zaman geçmiş zaman ya da gelecek zaman kiplerinde kullanılıp kullanılmadığını). Bir dizin ayrıca bağlamsal sözcükleri, yani çoğu kez diğer sözcüklerle birlikte deyimler oluşturan sözcükleri de gösterebilir. İncelenen sözcüğün anlamı, onu çevreleyen diğer sözcükler tarafından belirlemektedir.
  4. Her ne kadar her zaman yorum için önemli olmasa da dizin, bir sözcüğün geçtiği yerlerin sayısını verir. Belli bir kitap içinde sözcüklerin kullanım oranı, o kitabın ana temasını anlamakta anahtar bir etkenlerden biridir. Örneğin, “yaşam” ve “tanıklık” sözcükleri, Yuhanna Müjdesi’nde diğer Yeni Antlaşma metinlerinden daha fazla kullanılır. Bu sözcükler, Yu. 20:30-31’de belirtildiği gibi, kitabın temasının anahtar kavramlarıdır.

Dolayısıyla sözcük incelemesi Kutsal Kitap yorumunda önemli bir rol oynar. Ne var ki, etkili sözcük incelemesi yapmak için yorumcu belli başlı dilbilimsel ilkeleri göz önünde tutmalıdır:

  1. Hiçbir sözcüğün “esas” anlamı yoktur. Bunun yerine, bir dizi anlama haizdir (bunların içinden biri diğerlerinden daha çok ortaya çıkabilir). Bu nedenle, bir sözcüğün “literal” (birebir) anlamından söz etmek yanlıştır; doğrusu, o sözcüğün “kullanımları”ndan söz etmektir.

    Seçilmesi gereken sözcük anlamı, yalnızca bağlam içerisinde ‘mümkün’ olanı değil, bağlama ‘en çok uyum sağlayan’ olmalıdır.

  2. Bir sözcük, belirli bir cümle içinde normalde tek bir anlam taşır. Bu anlam bağlamdan anlaşılır. Sözcük incelemesinde çoğu insanın yaptığı önemli bir hata, sözcüğün tüm kullanımlarını belirlemek ve sonra sözcüğün geçtiği bir yerde tüm anlamları yüklemektir. Böylece bazısı “ölümün” anlamının ruhsal, bedensel ve ebedi olduğunu söyleyebilir ve metnin daha derin anlamını ortaya çıkardığı düşüncesiyle belirli bir ayette tüm bu anlamları görebilir. Bunun yerine, sözcüklerle ilgili minimalist bir görüş benimsemeliyiz. Yani sözcüğün doğru anlamı, cümlenin anlamına mümkün olan en az katkıyı sağlayandır. Seçilmesi gereken sözcük anlamı, yalnızca bağlam içerisinde ‘mümkün’ olanı değil, bağlama ‘en çok uyum sağlayan’ olmalıdır.
  3. Sözcükler değil, cümleler kavram ifade eder. Diğer bir deyişle teolojik kavramlar sözcükler değil, bağlamlar yoluyla öğretilir. Bir kimse “mutlak yetki” hakkında bir sözcük incelemesi yaparken, mutlak yetki kavramını o sözcük incelemesi ile tamamlayamaz; kavram o tek sözcükten daha geniştir, yani başka sözcükleri ve içinde geçtiği cümleleri kapsar.
  4. Bir sözcük, bir ya da iki Kutsal Kitap bağlamında belirli bir anlam taşıyabilir. Ne var ki, bu durum o sözcüğü her bağlamda aynı anlamı taşıyan “teknik” bir sözcük yapmaz.
  5. Sözcükler kendi başlarına bir dünya görüşü yansıtmazlar. Tek bir sözcükle ifade edilen “İbrani düşünce biçimi” diye bir şey yoktur.
  6. Etimoloji ve bir terimin tarihsel gelişimi, o terimin anlamına yalnızca az bir katkı yapar. Her ne kadar “tanık” ve “şehit” için kullanılan Grekçe sözcük aynıysa da, bu, her tanığın şehit olduğunu ya da olması gerektiğini göstermez. Terimin “şehit” anlamı, kiliselerin kurulmaya başladığı dönemin ardından gelişmiştir, fakat anlamını hâlâ Kutsal Kitap bağlamı belirlemektedir. Bir kimse, bir sözcüğün sonradan ortaya çıkmış bir anlamını ya da yazım tarihinden önce var olmakla birlikte, yazım tarihinde ortadan kalkmış bir anlamını benimsememeye dikkat etmelidir.

    Bağlam, gerçekte bir sözcüğün muhtemel anlamlarını elemektedir.

  7. Metnin bağlamı asla sözcüğün anlamına ekleme yapmaz; bağlama ekleme yapan sözcüktür. Bağlam, gerçekte o sözcüğün muhtemel anlamlarını elemektedir. Diğer bir deyişle, TDK’ya göre “görmek” sözcüğünün 23 olası kullanımı vardır. Fakat cümlenin bağlamı, bu sözcüğün anlamlarının çoğunu eleyerek hedefi daraltır.  Küçük bağlamların dağa geniş bağlamlar karşısında önceliği vardır. Başka bir deyişle, kitaptan daha çok paragraf içindeki cümleler bir sözcüğün kullanımını belirlemektedir.
  8. Sözcükler kendi başlarına teolojik, ruhsal, mistik ve derin anlamlara sahip DEĞİLDİR. Teolojik gerçekler sözcüklerde değil, cümlelerde bulunur. Bir kimse sırf bir sözcük belirli bir bağlamda belirli bir anlama geliyor gerekçesiyle, diğer bağlamda da otomatik olarak aynı anlamda olacağını düşünmemelidir. Bu hata, çoğu kez paralel referansların kullanımında görülür. Bir paralelliğin doğru olup olmadığı, bir sözcüğün ya da kavramın sadece tekrar edilmesiyle değil, bağlamla kanıtlanmalıdır.
  9. Yazarın niyeti, doğru bir Kutsal Kitap yorumu için en temel unsurdur. Yazarın anlatmak istediği şey özgün okuyucu kitlesi tarafından anlaşılır olmalıydı, yoksa hiçbir aktarım mümkün olamazdı.
  10. Belli bir yazarın aynı sözcüğü farklı bağlamlarda kullanırken aynı anlamı kastetmesi, başka bir yazarın o sözcüğü kullanırken aynı anlamı kastediyor olmasından daha olasıdır.
  11. Minimalist bir yaklaşım (metin içindeki tekil elemanlar yerine bağlama daha büyük ağırlık vermek), maksimal yaklaşımdan (sözcüklerin anlamına ya da fiil çekimine ve benzeri şeyler üzerine aşırı vurgu yapmaktan) daha iyidir.

Bütün bunlar size çok mu fazla geldi? Başlangıcta öyle olabilir; yeter ki sözcüğü olduğu gibi, yani bağlamı içerisinde değerlendirin.

Peki, hangi sözcüğü inceleyeceğimizi nasıl seçeceğiz? Herhangi bir sözcük incelenebilir, ama paragraf içindeki her sözcüğü inceleyecek zamanımız yok. Paragraf içerisinde yorumsal verileri en çok sağlayacak olan, tekrarlı, metnin teolojik kısımlarında gözüken, pasajın mesajında anahtar niteliğinde olan, açık olmayan sözcükleri seçin. Sözcük seçildikten sonra, süreç basit gözlem ve kayıt ilkelerinin uygulanmasıyla devam eder.

  1. Sözcüğü Kutsal Kitap dizininde bulun ve geçtiği her ayeti kaydedin. Eğer incelediğiniz sözcük bir cins isim ise, o isme odaklanın ve aynı kökten gelen bir fiile geçmeden önce onu incelemeyi bitirin. Ya da isim haline geçmeden önce fiilin incelemesini tamamlayın.

    Bağlamın her bir “halkasında” sözcüğün kullanımı inceleyin.

  2. Bağlamın her bir “halkasında” sözcüğün kullanımı inceleyin; yani o paragrafta, çevre paragraflarda, aynı kitapta, aynı yazarın diğer kitaplarında, Yeni veya Eski Antlaşma’da, tüm Kutsal Kitap’ta. Kendi dilinize çevrilmiş İbrani ve Grekçe sözcükler üzerinde çalışmakta olduğunuzu unutmayın. Eski Antlaşma’dan Yeni Antlaşma’ya geçerken (ya da tersine!) dikkat edin ve ayrıca tarihsel konuları göz önüne alın (krş. yukarıda 6. ilke).
  3. Bulduğunuz çeşitli anlamları listeleyin. Anlamı nasıl belirlersiniz? Sözcüğün bağlama yaptığı katkıyı görerek. Aşağıdakileri göz önünde tutun:
    1. Kullanılan tamlamalara bakın (sözcüğün diğer sözcüklerle, özellikle edatlarla birlikte görünmesi). Böylece sözcük tamlamaları yardımıyla yazarlar için belli kavramların ne anlama geldiği tespit edilebilir. Ayrıca sözcüğün sıfatlarla birlikte bulunup bulunmadığı ve bunun sözcüğün anlamı hakkında bir şey gösterip göstermediğine bakılabilir.
    2. Fiil çekim dağılımına ve bunların her biri için bağlama dikkat edin. Unutmayın, fiilerin fonksiyonu zamanı belirlemek değil, eylemin özellikleri ve türünü belirlemektir. Yeni Antlaşma Grekçesi’nde yorum bakımından en anlamlı ve önemli zaman kipi şimdiki geçmiş zaman (süregelen sonuçlara sahip tamamlanmış eylem), ikinci olarak şimdiki zamandır (süren eylem). Fakat bu ikisi için bağlama bağlı olarak nüanslar vardır. Geniş zaman sadece bir şeyin olduğunu belirtir ve eylem türü hakkında çok az şey gösterdiği için yorum bakımından en önemsiz kiptir. Bazen fiiller, Yeni Antlaşma’da yalnızca belli bir kipte geçer ve bu durum çoğu kez yoruma ilişkin kararlar bakımından kipin değerini düşürür.
    3. Sözcüğün aslında bir referans sözcük, örneğin bir ad ya da başlık olup olmadığını belirleyin. Bu tür sözcükler, kavram bakımından dayandırılan ana fikir bakımından incelenmeli ve o ana fikrin anlamına katkısı değerlendirilmelidir.

      Bu sözcük cümleye başka sözcüklerin yapamadığı hangi belirli katkıyı yapıyor?

  4. Sözcük incelemesinde atılacak en önemli adımlardan biri şunu sormaktır: “Neden o değil de bu sözcük seçildi?” Bu sözcük cümleye başka sözcüklerin yapamadığı hangi belirli katkıyı yapıyor? İnsan hareketlerinden söz ederken bir kimse koşmak, atlamak, zıplamak, sıçramak, sekmek vs. gibi sözcükler kullanabilir. Neden “koşmak” seçildi, ama “atlamak” seçilmedi? Bu önemli mi? Bazen hiçbir sözcük oyunu bulunmayan bir eşanlam durumu söz konusu olabilir. Örneğin, Yuhanna 21. bölümde İsa’nın Grekçe’de “sevgi” anlamına gelen bir sözcükten bir diğerine geçiş yaparken muhtemelen büyük bir sözcük oyunu yapmayı amaçlamamıştır. 

Sözcük incelemesini tamamladıktan sonra, sonuçları göz önünde bulundurarak sözcüğün pasaja ne anlam getirdiği ve olası anlamlar arasında hangisinin bağlam içinde en doğal olduğu belirlenir.

O halde sözcük incelemesi yapmanın yararı nedir? Aşağıdaki paragraflar, sözcüklerin bağlamları içinde dikkatlice incelenmesi sonucu elde edilen yaklaşımların bir derlemesidir.

  1. Yunus 1:1-2’de “kötülük” sözcüğü geçer. Pek çok insan bu bağlamda kötülüğün Ninovalılar’ın günahları olduğunu varsayar. Ancak yapılan bir sözcük incelemesi, İbranice sözcüğün genelde “kötü” anlamına gelmekle birlikte bazen felaketi çağrıştırdığını ortaya koyar. Yunus 3:10’da sözcüğün bu anlamıyla kullanıldığına dikkat ediniz. Eğer 1:1-2’deki anlamı, 3:10’dakiyle aynıysa (ki bu yönü işaret eden bağlamsal etkenler vardır), o zaman “kötülükleri” ifadesi insanların günahlarına değil, Tanrı’nın yargısı yüzünden başlarına gelmekte olan felakete işaret etmektedir. Böylece Tanrı Yunus’u, ilahi yargıyı ilan etmeye değil, bir kurtarma görevine gönderiyor. Ayrıca bu yaklaşım Yunus’un kaçışını daha kolay izah etmektedir (krş. Yunus 4:2).
  2. Bazı insanlar Matta 19:9’da İsa’nın “fuhuş” hakkında konuşurken teknik olarak nişanlılık döneminde cinsel ilişkiye girmek anlamında özel bir duruma işaret ettiğine inanır. Her ne kadar bu terim o biçimde kullanılabiliyorsa da, her durumda sözü edilen “teknik” anlama gelmez; bu terim, çoğu kez genel cinsel ahlâksızlık anlamında kullanılır. Bazı Kutsal Kitap kullanımlarında sözcüğün ardından açıklayıcı ayetler gelir, çünkü sözcüğün genel bir anlamı vardır (krş. 1Ko. 5:1-2). Matta’nın öncelikle Yahudiler’e hitap etmesi, söz konusu terimin bu bağlamda böyle teknik anlamını taşıdığını söylediğini iddia etmeye yeterli bir gerekçe değildir ve bağlamda bu teknik anlamını zorunlu kılan bir anlatım da yoktur. Böylece İsa, eşlerden birinin cinsel sadakatsizliği dışında bir nedenle boşanmanın (ve dolayısıyla yeniden evlenmenin) kabul edilemez olduğunu öğretiyor.

    Sözlük anlamı bakımından “agape” (sevgi) sözcüğünün özel bir iması yoktur.

  3. Sözlük anlamı bakımından “agape” (sevgi) sözcüğünün özel bir iması yoktur. “Agape”ye ithaf edilen anlam, bağlamdan elde edilen ipuçlarından, temel olarak Tanrı’yla ilişkilendirilmesinden gelir. Diğer bir deyişle, sözcük kendi başına “ilahi sevgi” anlamına gelmemektedir.
  4. Yaratılış 1. bölümdeki İbranice “yaratma” fiili, Eski Antlaşma boyunca geçer. Kullanımı bakımından Tanrı’dan başka bir öznesi yoktur ve hiçbir durumda “-i” halinde bulunmaz (yani Tanrı bir şey yaratmak için başka bir maddeden yararlanmaz). Bu tespit, Eski Antlaşma’daki “yaratma” fiilinin ex nihlo düşüncesi taşıdığını desteklemektedir.
  5. “Önceden belirlenme” (“seçilmişlik” konusunda anahtar bir ifade) için yapılan bir sözcük incelemesi, bu ifadenin genelde kurtuluşumuzun geçmiş (yani, kimin inanacağını) değil, kurtuluşun gelecekteki unsurlarına gönderme yaptığını gösterir.
  6. Yeşaya 7:14 ele alınırken, bakire için kullanılan iki İbranice sözcüğün olduğu göz önünde tutulmalıdır. Yeşaya 7:14’te kullanılan sözcük, çoğu zaman evlenme yaşına gelmiş ve bakire olduğu varsayılan genç kız için kullanılır. Diğer sözcük, en azından bir bağlamda (Yar.24:16), kendi başına kullanıldığında her zaman direkt olarak bakire anlamına gelmez, bu yüzden açıklayıcı bir ifadeye de gerek duyulur (“erkek eli değmemişti”). Yeşaya 7:14’teki sözcük bu yüzden biraz daha açıktır ve daha iyi bir seçimdir.
  7. “Umut” üzerine yapılan bir sözcük incelemesi (hem Eski hem de Yeni Antlaşma’da), hem sözcük incelemesinin kendisi hem de teolojik ve pratik tespitler bakımından şunları ortaya koyar:
    1. Fiil hali, çoğunlukla birçoğumuzun kullandığı biçimde, yani kesin olmayan bir beklentiyi ifade etmek anlamında kullanılır. Ne var ki, özellikle Yeni Antlaşma’daki isim hali, “kesin olmayan” beklentileri değil, henüz tamamlanmamış kesin gerçeklikleri ifade eder.
    2. Umut sözcüğü içinde genelde önemli bir zaman ya da bekleme unsuru vardır. Bu yüzden umut, sabır ve dayanıklılık ile bağlantılıdır.
    3. Eski Antlaşma’da kullanıldığı biçimiyle umut, neredeyse tamamen bu dünya üzerine odaklıdır (fakat krş. 7d); ne var ki, peygamberlerin yazılarında bu durum kademeli olarak Mesih çağına dayalı bir umut yönünde değişir. Diğer taraftan Yeni Antlaşma’da umut, gelecekteki gerçeklere, özellikle de kurtuluşun nihai unsurları üzerine odaklanır (örneğin, dirilişte alınacak beden).
    4. Eski Antlaşma, Mesih çağıyla bağlantılı olarak gelecekteki diriliş umudundan, İsrail halkına hitap ettiği için, o halka yönelik olarak söz eder Pavlus, Elçilerin İşleri’ndeki “iman savunması” konuşmalarında ısrarla buna gönderme yapar.

      Tanrı, umudumuzun ve imanımızın güçlenmesini için vaatlerini hemen yerine getirmeyebilir.

    5. Umut, Kutsal Kitap’ta sevinç ve imanla yakından bağlantılıdır. Geçmişte olanların gerçekliğine inanmak gelecekteki gerçekler için umut yaratır. Görülmemiş ve hissedilmemiş olsa bile her iki gerçeklik de sevince yol açar. Umut ve iman, bu görülmeyen gerçeklikleri, özellikle de yaşamakta olduğumuz acı, hayalkırıklığı ve ıstırabın ışığında somut hale getirir. Şimdiki zaman, her durumda umudumuzu ve imanımızı sınamaktadır. Tanrı, umudumuzun ve imanımızın güçlenmesini için vaatlerini hemen yerine getirmeyebilir.
    6. Umut Kutsal Kitap vaatlerine dayanmaktadır. Umut, Tanrı’nın vahyine güvenme tutumundan beslenir. Umut sayesinde imanlılar, Tanrı’nın vaatlerinin gerçekleşmesini beklemeye istekli olurlar. Kutsal Kitap çalışması umudu güçlendirir ve pekiştirir.
    7. Umut, insanların değil, Tanrı’nın eylemlerine ve kaynaklarına dayanır. İmanlılar hizmetlerinin sonucunu alma konusunda umutlu olabilirler, çünkü Tanrı’nın dünyada ve insanların yüreklerinde nasıl işlediğini bilirler.
    8. İmansızların umudu yoktur, çünkü Tanrı’yı tanımazlar ve O’nun sözüne inanmazlar. Bu, 1. Petrus 3:15’in önemini açıklar.
    9. Umut, mücadeleler ve zorluklar karşısında bize güven verir. Gelecekte erişeceğimiz konumun beklentisiyle bize hayatlarımızı bu zamanda arındırma isteği verir. Kutsal Kitap’a dayalı umudun yeşermesi için, şimdiki dünyaya ait isteklerimizin yerini gelecekte bizi bekleyenler şeylere umut bağlamak almalıdır.

Yıldırıcı veya yararsız görünüyor diye sözcük incelemelerinden vazgeçmeyin, çünkü Kutsal Kitap metinlerinin içine girmek, yoruma ait seçimlerinizi keskinleştirmek ve Tanrı’nın Sözü’nün hazinelerini çıkarmak değerli bir uğraştır.

  • Telif Hakları © 2009
  • Ken Wiest
  • Tüm Hakları saklıdır. İzin ile kullanıldı.
İlk yayınlama: e-manet Sayı 16 (Nisan - Haziran 2009), s. 16–19.