Ana içeriğe atla

Sitemiz işleyişi için sadece bu siteye ait çerez kullanmaktadır. Üçüncü parti çerez kesinlikle kullanılmamaktadır.
Daha bilgi edinin.

Hizmet

Öğretmek Zordur! Doğru Öğretmeni Seçin

Yayın Tarihi: 17.01.2009

Deneyimin ne kadar iyi bir öğretmen olduğunu herkes bilir, ama bazen bu deneyim zorlu bir angaryacıya da dönüşebilir. Deneyimden neler öğrenebileceğini bu konuda üstat olan birinden duymak çok daha iyi olmaz mı? Michael Lawson yirmi yılı aşkın bir süredir Dallas İlahiyat Fakültesi’nin Mesih İnancı Eğitimi bölümünde görev yapıyor. Kendisi bölüm başkanıdır, ayrıca inanlılar topluluğu üyelerinin iyi eğitilmesine büyük ölçüde önem veren biridir. Bu nedenle çalışmalarında, inanlılar topluluğu önderlerinin iyi öğretme yöntemleri konusunda eğitilmesi hedefine ağırlık verir. Aşağıda sıralanan ilkeler, yetişkin inanlıların eğitiminde uygulanmak üzere belirlenmiştir.

Özellikle öğrenciler arasındaki ilişkiler, eğitim sürecinin çok önemli bir unsurudur. Öğretmen, sağlam etkileşim ve yapıcı eleştirel düşünce için güvenli bir zemin yaratacak küçük grupların kurulmasını sağlamak durumundadır.

Öğretmenler aslında öğretmezler, onlar sadece öğrenmenin gerçekleşeceği uygun ortamı sağlarlar. İyi bir öğrenme ortamı yaratmanın bir yolu da, hatalı yanıtları eleştirmek yerine, öğrenileni dürüstçe onaylamak ve takdir etmektir.

Öğretmenin amacı öğretmek değil, öğrencilerin öğrenmeyi sevmesini sağlamaktır.

Öğretmeni bekleyen tehlikelerden biri, elindeki konunun baştan sona kadar her ayrıntısını işlemek zorunda olduğuna inanmasıdır. Bu yaklaşım etkileşimi, değerlendirmeyi ve derinlemesine düşünmeyi engelleyerek, öğrenme sürecini bozabilir. Bu yüzden öğretmenin, “Bu öğrencilerin neyi öğrenmeye ihtiyacı var?” sorusunu yanıtlamak suretiyle, işleyeceği konuları sınırlandırması gerekir. O halde, öğretmenin amacı öğretmek değil, öğrencilerin öğrenmeyi sevmesini sağlamaktır. Öğretmenin dersin sonunda iyi bir değerlendirme yapmasına yarayacak soru, “Öğrencilerim daha fazlasını öğrenmeye istekli mi?” olmalıdır. Öğrenciler işlenen konuyu, onunla etkileşimleri sonucunda önemli ve derin bir değişim meydana gelmesi halinde, çok daha fazla sevecektir. En mükemmel değişim öğrencinin duyguları etkilendiği zaman meydana gelir; o durumda gerçek değerler değişimi yaşanması mümkün olabilir.

Öğretmen ders planını hazırlarken,  hangi ders notlarını dağıtacağından ziyade, hangi öğrenme deneyimleri yaratacağını ön planda tutmalıdır. Bunlar, örnek olaylar (örnekleme), tartışmalar, durum çalışmaları, rol yapma ya da benzeri faaliyetler olabilir. Öğrenme deneyimlerinin daima öğrenci faaliyetlerinden ibaret olması gerekmez, ancak her durumda öğrenilen şeyin yaşamla ilgili olduğunu açıkça göstermesi gerekir. Bu yüzden öğretmen sınıfta yapacağı her şeyin nedenini iyi bilmelidir. Her faaliyetin belli bir eğitici amacı olmalıdır, aksi takdirde hiç kullanılmamalıdır.

“Anlatmak öğretmek değildir, dinlemek de öğrenmek değildir” sözleri bu yöntemlerin önemini vurgular.

Öğrencilerin öğrenme biçimlerinden faydalanması öğretilenleri pekiştirmesine yardımcı olur. Şimdiye dek dört öğrenme biçimi belirlenmiştir: Dinle ve tartış, dinle ve düşün, dinle ve yap; ya da sadece yap. Bunların hiçbiri bir diğerinden daha üstün ya da daha önemli değildir. Öğretmenler bir konuyu işlerken mümkün olduğu kadar bütün araçları kullanmayı göz önünde bulundurması gerekir. Yani insanları konuşmaya, düşünmeye ve hareket etmeye sevk edecek faaliyetler planlamalıdırlar.

İnsanlar hissettikleri eksiklikler giderildiği zaman gerçekten öğrenirler. Öğretmenin görevi, öğrencinin gerçek gereksinimini (eksikliğini) duyumsamasını sağlamak ve böylelikle onda gerçek ve derinlemesine öğrenmeye karşı bir istek yaratmaktır.

Bu bilgileri Ken Wiest, Michael Lawson'ın 2001'de Jordan Evangelical Theological Seminary'de verdiği ders notlarından derleyip özetledi.

İlk yayınlama: e-manet Sayı 15 (Ocak - Mart 2009), s. 18.