Kutsal Kitap’ta bu sorunla başa çıkmak için ne gibi bilgi, öğüt ve uyarılar bulunduğunu anlamak için konuya tanrıbilimsel açıdan da yaklaşmak gerekir.
Aile içi şiddet ve taciz, dünyada ve dolayısıyla kiliselerimizde de büyük bir sorun haline gelen ama en az tartışılan konulardan biridir. Bu yalnızca belli kişilik özelliklerine sahip olanların yaşadığı bir sorun değildir; herkes taciz mağdurlarından olabilir. Bu makalede, öncelikli olarak kadınlara yönelik taciz ve şiddet konusunu ele alınacaktır. Bu konu hakkında açık ve net bilgi sahibi olabilmek için istatistiklere göz atmak yeterli değildir. Kutsal Kitap’ta bu sorunla başa çıkmak için ne gibi bilgi, öğüt ve uyarılar bulunduğunu anlamak için konuya tanrıbilimsel açıdan da yaklaşmak gerekir.
Sorunun Kapsamı
Yazarın bilgisi dahilinde, Türkiye’deki kiliselerde yapılmış aile içi şiddetle ilgili herhangi bir araştırma yoktur. Türkiye genelinde yapılan değerlendirmelerde istatistikler sorunun büyüklüğü hakkında bize bir fikir verir: “Türkiye'de kadınların şiddet görme oranı yüzde 30 ile yüzde 70 arasında değişiyor. Başbakanlığın araştırmasına göre evli kadınların yüzde 25,2'si şiddet görüyor.”1 Rakamlar söze yer bırakmıyor. Bu, ciddi ve Türkiye’deki kilisenin de er ya da geç karşı karşıya kalacağı kesin olan bir sorundur. Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan araştırmalar, kiliselere katılan kadınlar arasında şu ya da bu şekilde şiddete maruz kalanların oranının yüksek olduğunu göstermektedir.2 Bizi uyanık olmaya yöneltecek gerçeklerden biri de, bu sorunların çoğunlukla pastörler ve kilise önderlerinden dahi yıllarca gizli kaldığıdır. Mağdurlar bir başkasına, özellikle de bir erkeğe, bu bilgiyi verecek kadar güvenememektedirler. Buna utanç duygusunun da eklenmesi, mağdurun yardım almasına büyük bir engel oluşturmaktadır. Ne var ki, bu kadınlara içten ve güven verici bir şekilde, şefkatle yaklaşmanın bir yolunu bulmak ve böylece onların ihtiyaçlarını tam anlamıyla karşılayabilmek gereklidir.
Kutsal Kitap’a Dayalı Tanrıbilimsel Temeller ve Bunların Sonuçları
Sorunu tam olarak anlamak, bu sorunun tanrıbilimsel açıdan ifade ettiği anlamı görmekten geçer.
Sorunu tam olarak anlamak, bu sorunun tanrıbilimsel açıdan ifade ettiği anlamı görmekten geçer. Schmutzer bunu çok güzel dile getirir: “…cinsel tacizi görmezden gelmek ikiciliği özendirir (beden/ruh) ve çelişkilere yol açar (cinsellik kötüdür)… Cinsel taciz, insan olmanın anlamıyla ilgili temel gerçeklere saldırır: Kişinin bedensel varlığı talan edilir, verilmiş olan yetki yıkıcı bir şekilde kullanılır, cinsellik sapkın bir hal alır, kişiler arasındaki güven bozulur ve Tanrı’ya dair derin metaforlar altüst hale gelir.”3
Birey olmak, bedensellik, cinsellik ve verilmiş yetki kavramlarını tanrıbilimsel açıdan anlamak için Yaratılış 1 ve 2. bölümleri doğru yorumlamak ve Mezmur 8 ile 139’u incelemek yarar sağlayacaktır. Şiddet ve cinsel taciz bireye ait bu unsurların dengesinin bozulmasına yol açar. Bu ayetler üzerinde çalışmak, şiddet ve taciz mağduru olanlara daha etkin hizmet edebilmek için gerekli anlam ve sonuçları çıkarmamıza yardımcı olur.
İbranice “bara” (Tanrı… yarattı) yükleminin Yaratılış 1:27’de üç kez kullanılmış olması, Tanrı’nın erkek ve kadını yaratmaktaki özel amacını gösterir. İbranice Kutsal Kitap’ta bara yükleminin tek bir öznesi vardır: Bara yaratma eyleminde Tanrı’nın etkinliği daha fazla vurgulanır. Ayrıca, Tanrı diğer günlerdeki yaratma eylemini direkt olarak (sadece buyruk vererek) gerçekleştirirken, insanı yaratmadan önce “yaratalım” der (eylemi tasarlar). Bu iki ipucu ele alındığında, insanın yaratılışında, diğer yaratma eylemlerinde tam anlamıyla görülmeyen bir amaç bulunduğunu söylemek mümkündür.
İnsanın “Tanrı’nın suretinde” yaratılmış olmaktan kaynaklanan saygınlığı, her ne kadar günahla lekelenmiş olsa da, geçerliliğini sürdürmektedir.
Mezmur 139:13-17’de kullanılan yüklemler, Tanrı’nın bütün insanları doğrudan, amaçlı ve özenli yarattığına işaret eder. İnsanın “Tanrı’nın suretinde” yaratılmış olmaktan kaynaklanan saygınlığı, her ne kadar günahla lekelenmiş olsa da, geçerliliğini sürdürmektedir (krş. Yar.9:6 ile Yak.3:9).
Mezmur 8’de, aynı zamanda Tanrı’nın yarattıkları arasında insanın sahip olduğu özel yer vurgulanır. Bu mezmurun odak noktası, insanın Tanrı’yı yücelten yaratılışıdır. Tanrı’nın insanı yaratma eylemi Adem ve Havva ile bitmemiştir; “başına taç koymak” ve “egemen kılmak” sözleri, bunun devam ettiğini ve insanın bu yaşamdaki konumunu göstermektedir.4 Yaratılıştaki kimliği nedeniyle, insanın kabul edilmesi ve korunması gereken bir saygınlığı vardır.
1:27’deki “insan”ın varlığından “erkek ve kadın”ın varlığına geçiş, Tanrı’nın yaratılışta cinsiyete verdiği önemi gösterir. İnsanın cinselliği, hayvanın yaratılışıyla farklılık gösterir. “Çoğalmak, insanların hayvanlarla ortak özelliğidir (Yar. 1:22,28), cinsellik ise insana özeldir.”5
İnsanın “denetimine alma” ve “egemen olma” işlevi, Tanrı’nın kahyası olarak dünyadaki amacını ve konumunu belirtir.6 Bu işlev, Tanrı’nın egemenliği altında, Tanrı’nın “sureti” veya temsilcisi sıfatıyla yerine getirilmelidir. İnsanın konumu, hükmedici bir egemenlik değil, yaratılanların yaratılma amaçlarına ulaşmalarını sağlayacak özenli bir idare gerektirir. Bu egemenliğin insanlar arasındaki ilişkilere de yansıması amaçlanmıştır.
Erkek ve kadın Tanrı’nın suretinin birer parçasıdır. Tanrı “erkek” ve “dişiyi” bir bütün olarak “kendi suretinde” yaratmıştır.
Kutsal Kitap, insanın üçlü mü (can, ruh, beden) yoksa ikili mi (maddesel olan ve olmayan) öze sahip olduğuyla ilgili detaylı açıklamalar içermez; Yaratılış 2:7 ve Eski Antlaşma’daki İbranice “nefeş” sözcüğünün kullanımı göz önünde bulundurulduğunda, insanın birliğine odaklandığı görülür. Burada anlaşılması gereken ve yaşamsal öneme sahip konulardan biri, beden-ruh ikiliğinin olmadığıdır. Beden, insan yaratılışının parçalarından biridir ve dirilişteki yeni yaratılışın da bir parçası olacaktır. Hem erkek hem de kadın, Tanrı’nın suretidir. Ancak, beden ve duygular kiliseler tarafından gereğinden fazla göz ardı edilmektedir. Oysa erkek ve kadın Tanrı’nın suretinin birer parçasıdır. Tanrı “erkek” ve “dişiyi” bir bütün olarak “kendi suretinde” yaratmıştır.
Kadının yaratılışıyla ilgili bölüm (Yar .2:23) birkaç nedenden dolayı önemlidir. “Kemiklerimden,” “etimden” sözlerinde yapılan vurgu, kaynağın (erkek) birliğine işaret eder. İbranice metinde “işte” işaret adılının “bu” ünlemiyle birlikte üç kez (İbranice metinde) kullanılmış olması, kadının “hem erkeğe tam uygun hem de tam anlamıyla eşsiz” yaratıldığını gösterir.7
Erkek ve kadın ilişki için yaratılmışlardır. İlişkiye gereksinim duyduklarını en açıkça bildiren kısım Yaratılış 2:18-23’tür. Bu kısımda Adem için “yalnızlığı… iyi değil” ifadesi kullanılmıştır. Kadın olmadan erkeğin yaratılışı tamamlanmamıştır. (Tamamlanma, Yaratılış 1 ve 2. bölümlerdeki “iyi” sözünün anlamının bir parçasıdır.) Yaratılış 1:27’de, insanın ayrı cinsiyetleri betimlendikten sonra, onlardan çoğul olarak (‘onlar’) söz edilmeye başlanır ve bu şekilde onların ilişkisel yönlerine vurgu yapılır.8
Kutsal Kitap ile İlgili ve Tanrıbilimsel Çıkarımlar
Şiddet ve taciz duyguları zedeler, bedeni zayıflatır ve Kutsal Kitap’ın son derece açık bir şekilde vurguladığı “bütünlüğü” bozar.
Şiddet ve cinsel taciz, Tanrı’nın bir araya getirdiğini birbirinden ayıran etkenlerdir. Her birey bir bütündür. İnsanı insan yapan “can”dır (yani can sadece ‘insanın içindeki’ değildir!). Şiddet ve taciz duyguları zedeler, bedeni zayıflatır ve Kutsal Kitap’ın son derece açık bir şekilde vurguladığı “bütünlüğü” bozar. Bu da çoğunlukla duygusal sarsıntıya ve ona eşlik eden, endişe ve stresten kaynaklanan bedensel hastalıklara yol açar. Taciz kadının cinselliğini, suretin Tanrı tarafından verilen eşsiz parçasını küçük düşürür ve hem o anda hem de gelecekte birçok sıkıntılara yol açar.
Kilise, insan cinselliğini Tanrı’nın insandaki suretinin bir parçası gibi görmeli, doğru şekilde korunması gereken bir olgu olarak kabul etmelidir. Cinsellik kirli bir şey değildir. Kişi kadın olduğu için taciz edildiğinde, onun insan olarak eşsizliği çarpıtılmış demektir; çünkü bu şekilde kadın cinsel zevklere yarayan veya öfkenin boşaltılacağı bir nesne haline gelmiştir.
Şiddet gösteren kişi, yaratılışta insana verilen egemenlik yetkisini çarpıtmış olur. İnsanın sahip olduğu egemenlik yetkisi, Tanrı’nın dünya üzerindeki egemenliğiyle ve O’nun karakteriyle uyum içinde kullanılmalıdır. Bu yetkinin doğru kullanılıp kullanılmadığı, başkalarına gösterilen özen ve başkalarının gelişimine yapılan katkıyla ölçülür. Tacizin getirdiği çarpıklık ve yozlaşma, kadınların erkeklere olan güvenlerini sarsarak, onları erkeklerin önderliğine güven duyma arzusundan mahrum etmekte ve bunun sonucunda da erkeklerin kadınlara karşı yükümlülüklerini yerine getirmeleri zorlaşmaktadır.
Şiddet ve taciz, kadını içinde bulunduğu topluluktan uzaklaştırır. Utanç ve korku nedeniyle gerçekler gizli tutulur ve bunun sonucunda kadınların toplumsal ilişki hakları, yani yaratılışın insana sağladığı ana yapıtaşlarından biri darp edilmiş olur.
Çözüme Doğru
Tanrı, yarattıkları arasında farklar ve ayrımlar olmasından büyük hoşnutluk duyar.
Öncelikle insanbilimimiz (antropoloji) sadece toplumsal açıdan değil, tanrıbilimsel açıdan da gelişmelidir. Birey olma, bedenin rolü ve “Tanrı’nın sureti” olmanın bir parçası göz önüne alınarak cinselliğin önemi gereğince anlaşılmalıdır. İnsanbilim doğru yorumlandığında, ruh ve beden, duygusal çöküntü ve zafer gibi uygunsuz ayrımlar geride bırakılacaktır.9 Bununla birlikte yaratılışın da doğru anlaşılması gerekir. Tanrı, yarattıkları arasında farklar ve ayrımlar olmasından büyük hoşnutluk duyar. Erkekle kadın arasındaki cinsellik farkı, Mesih imanlılarının sahip çıkmaları ve hoşnut olmaları gereken bir olgudur. Bu farkın çoğunlukla göz ardı edildiği kiliselerde de, feminizmin veya militan eşcinselliğin öne çıkarılması suretiyle farkın yok edilmeye çalışıldığı dünyada da bunu yapmak kolay değildir.10
Erkeğin önderliğinin odak noktası, karısını sevmek ve onu ruhsal olarak geliştirmenin yanı sıra karısının hiçbir şekilde acı duymasına yol açacak eylemlerde bulunmamaktır.
Kadının gelişimini ve saygınlığını hedefleyen, özellikle yetkiyi doğru kullanma ve önderlikle ilgili vaazların verilmesini sağlamak önemlidir. Steven R. Tracy, hem uygulamada somut hem de Kutsal Kitap’ın tanrıbilimine bağlı yetki-itaat ilişkisi görüşü geliştirmiştir. Evlilik ilişkisinde erkeğe “koşulsuz” denetim yetkisi veren yetki-itaat ilişkisi görüşünü savunanları eleştirmektedir. Evlilikte erkeğin önderliği Efesliler 5:22-32 ve Koloseliler 3:18-19'daki “aile kurallarıyla” açıklanmaktadır. Erkeğin önderliğinin odak noktası, karısını sevmek ve onu ruhsal olarak geliştirmenin yanı sıra karısının hiçbir şekilde acı duymasına yol açacak eylemlerde bulunmamaktır. Evlilik yaşamında kadının boyun eğme sorumluluğu, nihai yetki olan Kutsal Yazılar ve Mesih tarafından belirlenmiştir. Tracy, kadından boyun eğme beklenmeyecek bazı koşullar sıralar: Kocasını dinlemenin Mesih’e ve Kutsal Yazılar’a karşı gelmek anlamına geldiği durumlar, diğer imanlılarla paydaşlıkta bulunmasının, onlardan ruhsal yardım almasının kısıtlanması, eş ve anne olarak görevlerini yerine getirmesinin engellenmesi (çocuklara kötü davranmak, onları ihmal etmek, zorlama cinsellik), kocasının günah işlemeye devam etmesine (kendine, başkalarına ve karısına karşı) göz yummaya zorlanması gibi.11
Düzenli olarak kiliseye gitmenin, hem cinsel taciz hem de şiddet üzerinde, bu eylemleri sonlandırmaya yönelik büyük etkisi olduğu görülmektedir. Kilise katılımı düzenli olanlar arasında bu günahı işleyenlerin oranı, Amerikan istatistiklerine göre yalnızca %2’dir. Kilise katılımı insanı öğretilerle, örneklerle yüzleştirdiği ve hesap verme duygusunu yüreklere sürekli işlediği için insanların bu konuları kavramasına yardımcı olur.12 Dünya, medya, yakın çevre ve kültürün öne çıkardığı erkek önderliği kavramı her zaman Kutsal Kitap’a uygun değildir. Tersine, şiddet ve tacizden “gerekli” ve “kahramanca” bir eylem olarak söz edildiği sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Kutsal Kitap’ın bu konudaki öğretilerinin yolunda ilerleyen erkeklerin desteğe ihtiyaçları vardır.
İyileşme süreci boyunca mağdura şefkat, sabır, sevgi ve hoşgörü göstermenin önemini ne kadar anlatsak azdır.
Bu konuya ilişkin doğru tanrıbilimsel bilgiye sahip olmak şiddet mağdurunun yaralarının iyileşeceğini garantilemez. Tacizin gerek psikolojik, gerekse cinsel ve fizyolojik etkileriyle başa çıkabilmesi için taciz mağduruna yardım etmek gerekir. Tacizin sık görülen ve erkeğin üstünlüğü algısından güç alan sonuçlarından biri korkudur. Bu algı, yaşamın ilk yıllarında aile bireyleriyle sağlıksız ilişkilere sahip olunmasından dolayı yerleşip daha sonra erkek arkadaş ve eşlerle olan ilişkilerde de devam edebilir. İyileşme süreci boyunca mağdura şefkat, sabır, sevgi ve hoşgörü göstermenin önemini ne kadar anlatsak azdır. Sevgimizi ve sevecenliğimiz somut biçimde göstermemiz ağlamak demekse, ağlamalıyız. Tacize uğramış kişinin başına gelenler yüzünden öfke duygusu kabarıyorsa, öfkeleniriz. İyi bir dinleyici olmak, mağdurun başına gelenleri, hislerini, düşüncelerini açıklamasına yardımcı olacaktır ve bu da iyileşme sürecinin çok önemli bir parçasıdır. Doğru sorular (olay veya kişinin düşünceleri, duyguları hakkında), gizli kalmış ama açıklanması gereken duyguların ve düşüncelerin ortaya çıkmasını sağlayabilir. Duygusal olarak kişinin bazı gerçekleri anlamasına yardım edilmelidir: Kendisi hâlâ Tanrı’nın halkının değerli bir parçasıdır; taşıdığı yükü imanlı kardeşleri de taşımaya hazırdır (Gal. 6:2-5), Tanrı onu koşulsuz olarak sever ve kabul eder (eğer imanlıysa; imanlı değilse tabii ki Tanrı’nın sevgisi ve kabulünden söz edilirken bunu Müjde’nin gerçeklerinin ışığında konuşulmalı), mağdur Tanrı’nın gücüyle taciz eden kişiyi affedebilir (affetmenin anlamını öğretmemiz gerekir; bkz. sonnot 10). Bağışlanma, barışma ve ümit, yalnızca güvenli bir ortamda yapılan açıklamalarla başlayabilir. Mağdura güvenli bir ortamda olduğuna dair güvence vermek için sözlerimiz, gözlerimiz, oturuşumuz, dikkatimiz, sorduğumuz sorular önemlidir. Bunlar olmadan mağdur içini dökmez ve içini dökmediği takdirde Tanrı’nın vermek istediği şifayı alması daha zor olur. Mağdura destek verirken, tanrıbilimsel temeli doğru ise yaşadığı duygusal ve fiziksel acı ve utanç olağan kabul edilmelidir. Barışma ve bağışlanma umudunun olduğunu bilen kadına duygularını değerlendirmesi için zaman verilir. Mağdurun öfke ve nefretini Tanrı’ya teslim etmesine yardımcı olmak son derece önemlidir. Mağdur için Tanrı’ya ve adaletinin yerine geleceğine güvenmek, büyük cesaret ve iman gerektirir. Kişiye bol zaman tanınmalıdır, çünkü bağışlama ve barışmayı Tanrı’nın armağanları olarak kabul etmesi için zaman gereklidir.13 Mağdur, saldırgana ve duruma ilişkin taze duygularını kontrol etmeyi başardığı andan itibaren Kutsal Yazılar’ın yeterliliğini ve Kutsal Ruh’un gücünü vurgulamak önemlidir. Kutsal Ruh, kilise ve Kutsal Kitap bir kenara bırakılmamalıdır. Örneğin, topluluktaki olgun erkekler hem yetkiyle hem de sevgiyle koca ile ilgilenmeli, olgun bayanlar ise mağdura yardıma devam ederken mağdurun kendisini ve çocuklarını aralarına almalı, ilgilenmeli ve korumalıdır. Profesyonel bir psikologdan yardım almayı tercih etmek her zaman gerekli olmasa da (yine de bazı durumlarda gereklidir), mağdurun Kutsal Kitap’a mutlaka ve her zaman yönelmesini sağlamak gerekir. Bu kişilerin Kutsal Kitap aracılığıyla düşünmelerine, Kutsal Kitap’ın ışığında duygularını yönlendirmelerine yardım edilmelidir. Mağdur kişi Kutsal Kitap, Kutsal Ruh ve kiliseyi olması gerektiği gibi, yani Tanrı’nın kötülük ve acıyla dolu dünyada gerçek dönüşümü sağlamak için kullandığı araçlar olarak görmelidir.
Eğer, özellikle şiddet gösteren kişide derinden ve samimi tövbe yoksa, kilise disiplini uygulanmalıdır. Tövbe eden kişi günahını itiraf eder, günahının zararlarını ve sonuçlarını kabul eder ve bir daha yapmamak için kendine davranışlarını denetleme sözü verir.
Robert Kelleman taciz hikâyeleriyle dolu bir evliliğe danışmanlık yaparken anımsanması gereken yararlı bazı ilkeler sıralar.14 Danışman duruma, çiftin öyküsüne ve mağdurun yüreğine şefkat, yakınlık (1Se. 2:8’dekine benzer şekilde) ve anlayışla yaklaşmalıdır (Rom. 12:15). Tacizcinin davranışlarına asla mazeret bulunmamalıdır. Bu destek sürecinde Mesih’in Bedeni’nden (imanlılar topluluğunun) herkes yardımcı olmalıdır. Taciz sorununun yaşandığı ailedeki çiftlerin ikisine de danışmanlık yapabilmek ve bu süreçte konuları ve hedefleri tanımlayabilmek için doğru tanrıbilime sahip olmak gerekir. Bu konular arasında insana, günaha, kurtuluşa bakış açısının doğru olması ve ayrıca kutsal kılınma süreci vardır. Hedef her zaman, her iki insan (şiddet eyleminde bulunan taraf ile mağdur) arasında sevgiye dayanan bir ilişki olmasını sağlamaktır. Buna ulaşmak için itiraf, bağışlama ve tövbe gerekir. Eğer, özellikle şiddet gösteren kişide derinden ve samimi tövbe yoksa, kilise disiplini uygulanmalıdır. Gerçek tövbe “sorumluluk alma”ya dayanır. Tövbe eden kişi günahını itiraf eder, günahının zararlarını ve sonuçlarını kabul eder ve bir daha yapmamak için kendine davranışlarını denetleme sözü verir. Ancak kişiyi günaha sürükleyen, düşünce tarzıdır. Bu yüzden öncelikle düşünce tarzının ne yönde olduğuyla ilgili kendini sınamalı ve eşine gösterdiği aşırı tepkilerinin kaynağını anlamalıdır. Örnek olarak kişi şu şekilde bir özeleştiri yapabilir: “Eşimin benim ihtiyaçlarımı karşılamasını talep ettiğimde günah işlemiş oluyorum. Çünkü eşimden bunları yapmasını beklememin gerçek nedeni Tanrı’ya ihtiyaçlarımı karşılayacağı konusunda güvenmemem, O’na yaklaşmamam. Tanrı’nın yerine eşimi koyarak Tanrı’ya karşı günah işlemiş oluyorum. Kimse Tanrı gibi olamayacağı için eşimden bu beklentimden ötürü her zaman hayal kırıklığına uğruyorum. Hayal kırıklığına uğradığımda da eşime kötü davranıyorum.”
Kelleman, danışmanlık sürecinin dayandığı çok önemli dört varsayımı açıklar: “Ümit etmek mümkündür”, “Acı duymak normaldir”, “Günah işlemek korkunçtur, ama bağışlanmak harikadır” ve “Olgunlaşmak doğaüstüdür”.
Sonuç
Kötülükle savaşmak için onun mağdurlarını anlamalıyız.
Tacizle başa çıkabilmek ve bu kötülükle karşı karşıya kalmış kişilere yardımcı olabilmek için Miroslav Volf’un net bir şekilde açıkladığı şu bilgiye sahip olmamız gerekir: “Kötülükle savaşmak için onun mağdurlarını anlamalıyız. Onları anlayabilmek için de ya kendi deneyimlerimizden ya da yaşayanların tanıklıklarından açlığın, susuzluğun, ürpermenin, kanamanın, yas tutmanın, korkudan titremenin ne demek olduğunu öğrenmeliyiz. Geçmişteki korkunç olayların anıları, bugün onlardan nefret etmemizi sağlar.”15 Kilise topluluğu olarak bazen taciz mağdurlarının öykülerini dinlemek yararlı olacaktır. Kiliselerimizde onlar için özel dualar veya toplantılar düzenleyebilir, bu şekilde onları dışlamadığımızı ve Tanrı’nın lütfunun iyileştirme gücünü gösterebiliriz.
Taciz hiç hoş olmayan bir konudur. Ama içinde yaşadığımız dünyanın ne yazık ki önemli bir parçası olduğu için dünyaya ve Mesih’in Bedeni’ne etkin biçimde hizmet edebilmek amacıyla, konuya tanrıbilimsel açıdan yaklaşmalı ve kötülüğün neden ve sonuçlarını bu çerçevede değerlendirip Tanrı’nın iyiliğinin, kadın ve erkek ilişkilerinde görülmesini istediği tüm unsurların yaşantımızda etkin biçimde yer almasının mümkün olduğunu öğrenmeli ve öğretmeliyiz.
- 1“Dünyayı utandıran kadın istatistikleri.” http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=249448 >
(6 Nisan 2009 tarihinde ulaşılmıştır). - 2Steven R. Tracy, “Patriarchy and Domestic Violence: Challenging Common Misconceptions,” Journal of the Evangelical Theological Society 66/3 (September 2007): s. 573-576. Steven R. Tracy’nin makalesi, erkeğin aile reisliği konusundaki uygun olmayan görüşlerin, Hristiyan ailelerde dahi, şiddete yol açtığını göstermeyi arzulamaktadır. Bu makale, her ne kadar yer yer kanıtların gösterdiğinin ötesinde bazı sonuçlar çıkarmaktaysa da, erkeğin ailedeki önderliğinin doğru bir şekilde anlaşılıp uygulanmasının,aile içi şiddeti önlemek için önemli olduğunu belirtmektedir. Steven R. Tracy erkek önderliğini daha eşitlikçi düzeyde ele alan görüşlere sahip olduğu halde, fikirleri yine de yararlıdır. Bu konuya aşağıda daha ayrıntılı değineceğiz.
- 3Andrew J. Schmutzer, “A Theology of Sexual Abuse: A Reflection on Creation and Devestation,” Journal of the Theological Evangelical Society, 51/4 (December 2008), s. 785-86.
- 4Willem VanGemeren, The Expositors Bible Commentary’nda “Mezmurlar”, ed. Frank Gaebelein, Vol. 5 (Grand Rapids, Michigan: Zondervan, 1991), s. 112-3. VanGemeren, erkeğin “egemen” ve “küçük tanrı” olduğunu, ama bunun onun ilahi olduğu anlamına gelmediğini belirtir.
- 5Phyllis Trible, God and the Rhetoric of Sexuality (OBT; Philadelphia: Fortress, 1984), s. 15 Schmutzer (a.g,e., s. 792) tarafından alıntılanmıştır. Bu, tartıştığımız konuyla ilgili önemli bir noktadır. Trible hayvanların “cinselliğinin” olmadığını söylemez; sadece bunun yaratılış anlatımının bir parçası olmadığını belirtir.
- 6A.g.e., s. 791.
- 7A.g.e., s. 798.
- 8A.g.e., s. 799.
- 9A.g.e., s. 807. Duygusal çöküntü ve zafer ikiliğini doğru bir şekilde anlamak için bunların birbirinden kopuk ve ilgisiz konular olmadıkları, uzun zaman birlikte varlıklarını sürdürdükleri anlamak gerekir. Bağışlanmanın zaman aldığını, acı ve öfkeyi kabullenmeyi gerektirdiğini göz ardı eden ve “zaferi” öne çıkartan bir düşünce tarzını vaaz etmeyiz. Bağışlama kötülüğü mazur görmek, onu hoşgörmek ve gerçeği çarpıtmak değildir. Başka bir deyişle öfke ve keder, üzüntü ve acı zayıflık sayılmamalı, olgunluktan uzak bir duruş olarak görülmemelidir. Hristiyanların acıyı kabullenmesi gerekir ve acı çeken kişinin bunu hem Tanrı’ya hem de insanlara doğru şekilde ifade etmeye hakkı vardır; çünkü bir Hristiyan yaşadığı travmalar karşısında hiçbir durumda acısını gizlememeli, yadsımamalı veya gözardı etmemelidir.
- 10Peter Jones, “Androgyny: The Pagan Sexual Ideal,” Journal of the Evangelical Theological Society 43/3 (September 2000): s. 443-469. Jones, ilişkilerde Tanrı’nın eksikliğinin ve tüm farklılıkları (cinsel farklılıklar dahil) yok eden bir “birlik” arayışının korkunç sonuçlar doğurduğunu ve özünde putperestlik olduğunu gösterir.
- 11Steven R. Tracy, “What Does ‘Submit in Everything’ Really Mean? The Nature and Scope of Marital Submission ,” Trinity Journal 29NS (2008): s. 285-312.
- 12Tracy, “Patriarchy and Domestic Violence ,” s. 584.
- 13A.g.e., s. 809, Ray Anderson, The Shape of Practical Theology: Pratik Tanrıbilimin Biçim (Downers Grove, Illinois: InterVarsity Press, 2001), s. 302’den yapılan alıntı.
- 14Robert Kelleman, yayınlanmamış blog makalesine, (www.rpmministries.blogspot.com) 21 Temmuz 2009 tarihinde ulaşılmıştır.
- 15Miroslav Volf, The End of Memory: Remembering Rightly in a Violent World (Grand Rapids, Michigan: Eerdmans, 2006), s. 31.