“İsa’nın ardından gitmeyi seçtiğim gün, hem en büyük mutluluğumun hem de en büyük acılarımın başlangıcıydı.” Farid’in ifadesi gerçekçiydi. İmanının bu paradoksuyla uzun zaman önce uzlaşmıştı. Farid için Mesih’in ardından gitmek, yaşamının birçok şekilde değişmesi anlamına geliyordu. Kurtuluş güvencesine sahipti, asla mümkün olabileceğini düşünmediğinden çok daha büyük ruhsal kaynaklara sahipti, anlamlı bir dua yaşamına ve Kurtarıcıları İsa’ya duydukları sevgide kaynaşıp bir araya gelen yeni bir arkadaş topluluğuna sahipti. Ama aynı zamanda birçok kayıp da deneyimlemişti.
Farid bana, şimdi yurttaşlarının onu nasıl bir hain, sözüne güvenilmez biri ve yüzkarası olarak gördüğünden bahsetti. Öyle korkunç şekillerde hakarete uğramış, tutuklanmış ve zulüm görmüştü ki hayal bile edemezdim. Yine de çektiği acılardan ve kayıplardan bir değer gibi bahsediyordu. Acı çekmenin “iyi” olduğunu söylemiyordu. Farid, çektiği acılarla başa çıkma yolunun ruhsal ve kişisel gelişimini etkilediğini keşfetmişti.
Bugünlerde Tanrı, Farid’i başkalarına yas tutma ve keder konularında destek olmasında çok iyi bir şekilde kullanmaktadır. Farid’in çektiği acılar sırasında Tanrı tarafından teselli edilmeyi deneyimlemesi, sıkıntı çekmiş olan başkalarına karşı güçlü bir şefkat duygu beslemesini sağlamıştı. 2. Korintliler 1:3-4 bu gerçeğe işaret etmektedir:
Her türlü tesellinin kaynağı olan Tanrı’ya, merhametli Baba’ya, Rabbimiz İsa Mesih’in Tanrısı ve Babası’na övgüler olsun! Kendisinden aldığımız teselliyle her türlü sıkıntıda olanları teselli edebilmemiz için bizi bütün sıkıntılarımızda teselli ediyor.
“Acı çeken insanları teselli etmek bir onurdur” dedi Farid bana. İnsanları teselli ettiğimiz zaman, Mesih sıkıntı çekerken öğrencilerinden talep ettiği destekleme şekilde onlara hizmet etmiş oluyoruz. Matta 26:37-38’i anımsayalım: “Petrus ile Zebedi’nin iki oğlunu yanına aldı. Kederlenmeye, ağır bir sıkıntı duymaya başlamıştı. Onlara, ‘Ölesiye kederliyim’ dedi. ‘Burada kalın, benimle birlikte uyanık durun.’” İsa dostlarından O’nu teselli etmelerini rica etti.
Bu ayetlerden (İsa’nın çarmıha gerilmeden önce çektiği acı ve sıkıntıların anlatıldığı ayetlerden), kederlenmekle ilgili iki önemli gerçeği öğrenmekteyiz. İlk olarak, kederlenmenin kederden farklı olduğunu görüyoruz. Keder, acı çekmek ve kayba eşlik eden duygusal huzursuzluktur. Her insan bunu deneyimler. Keder, hissettiğimiz şeydir. Kederlenmek, bu hissi duyduğumuzda yaptığımız şeydir. Matta 26’da hem İsa hem de öğrencileri kederi deneyimledi, ama bu pasajda yalnızca İsa’nın kederlendiğini görürüz. Bununla bir şey yapmayı seçmiştir. İkinci olarak, başkalarının desteğinin önemli olduğunu fark ediyoruz. İsa, başkalarının yardımını arzular.
Başkalarının kederine en iyi nasıl yardımcı olabiliriz? En önemli strateji, size sezi, yönlendiriş ve söyleyeceğiniz sözleri veren öğretmeninize, Kutsal Ruh’a güvenmektir. İyileşme sürecine başarılı bir şekilde başlamak için Kutsal Ruh, içimizde, kederli kişinin içinde iş başında olmalıdır. Kutsal Ruh’a dayanmanın yanı sıra, atabileceğimiz bazı ek adımlar söz konusudur.
Kayıp Hakkında Konuşarak Kederini Hafifletmesine Yardımcı Olun
Acı çeken bir kişiye, kayıplarını ve bu kayıpların onları nasıl etkilediğiyle ilgili konuşmayı teklif edin. Çektikleri acılarla ilgili konuşan birini dinlemeye istekli olmak, sıklıkla kişiyi iyileşmeye doğru bir adım ileriye atmaya teşvik eder. Bir kayıp hakkında konuşmak, üzgün ve sıkıntılı kişiye kaybın kendisini nasıl etkilemiş olduğunu irdelemesi ve keşfetmesi için hayati bir fırsat sunmaktadır. Kaybın gerçekliğiyle yüzleşmeye başlar.
Yardımcının rolü, deneyimin detaylarını gitgide daha fazla gün yüzüne çıkaracak bir paylaşımı kolaylaştırmaktır. Olayları anlatma süreci, kederlenen kişi olan bitenin derinliğini anlamak ve en iyi nasıl ilerleyebileceğini öğrenmek için yollar ararken sayısız kere tekrar edilebilir. Bu tekrar süreci, kişinin olayı sırayla görebilmesini sağlamaya, böylece düşüncelerin, duyguların, fikirlerin ve hatta arzuların katmanlarının her birini soymasını sağlayan kilidi açmaya veya katmanlara ayırmaya yarar. Her defasında meseleye bakılır, sorular ya yanıtlanır ya da yanıtlama ihtiyacı azalır.
Bir acının kaynağını kabul etmek ve bizi nasıl etkilediğini doğru bir şekilde fark etmeye zaman ayırdığımızda güçlü şeyler olur. İsmini koyar koymaz ona yaklaşabilir ve onunla başa çıkmaya başlayabiliriz. Bazı psikologlar bu etkiyi “kişinin kendine şefkat göstermesi” olarak adlandırmışlardır. Kendi başımıza bir şeyleri kabul ettiğimizde ve bizi etkileriyle ilgili sonrasında şefkat duygusu geliştirdiğimizde, Tanrı’dan ve başkalarından daha iyi şefkat ve destek alabilir hale geliriz.
Süreç boyunca, yardım eden kişi çok az konuşması gerektiğini hatırlamalıdır. Yardım eden kişi için kederlenen kişiye yanıtlar sunma zamanı değildir, daha ziyade kederlenen kişi için kaybın ağırlığının, etkisinin farkındalığını yaratma zamanıdır. İyi bir yardımcı şunun gibi ucu açık sorular soracaktır: “Bununla ilgili ne hissettin?” “Nasıl başa çıkıyorsun?” veya “Senin için zor olan neydi?”
Bu süreçte anlatılan öykülerin yardım eden kişiye karmaşık gelmesi doğaldır. Kabul edilebilirdir. Kederlenmek, sistemli bir süreç değildir. Yardım eden kişinin kederlenen kişinin öyküsünün her boyutunu anlaması çok önemli değildir. Güçlü düşünme ve düşündürme süreci, yardım eden kişi tarafından değil kederli kişi tarafından başarılır. Kederi entelektüel bir şekilde anlamak anlatma sürecinde gerçekleşebilecek bir şeyken, en önemli sonuç değildir, kederin tüm etkisinin, ağırlığının farkına varmak asıl amaçtır.
Kederi ve Etkilerini Normalleştirin
Kederli bir kişinin, kederlenmenin normal ve deneyimledikleri şeyin tipik olduğunu duymaya ihtiyacı vardır. Normal ve tipik demek, ‘iyi’ veya ‘kabul edilebilir’ anlamına gelmek durumunda değildir. Hissettikleri ve düşündükleri şeyin kaybetmeye karşı yaygın bir karşılık olduğu anlamına gelmektedir. Kederli kişi doğal olarak bunu yardım eden kişiden sıklıkla duyma ihtiyacında olacaktır.
Ayrıca insanların kayıp sürecinden geçerken karşılaştıkları tipik bir yol olduğunu da biliyoruz. Norman Wright’ın, Recovering From Losses in Life 1 adlı kitabında, insanların bir kaybın ardından geçtiği yaygın evreleri örneklendirir.
İnsanların kedere karşı verdiği tepkilerin normal evreler ve deneyimler olduğunu söyleyebiliriz, yine de bir kişinin kederlenme sürecinde taleplerde bulunamayız. Kederli bir kişinin her bir evreyi sırasıyla veya belli bir zaman çerçevesi içinde deneyimlemesi gerekmez. Bir insanın bazı evrelerden çabucak geçmesi ve sonrasında başka evrelerde oldukça uzun dönemler geçirmesi mümkündür.
Kişinin yaşadığı kayıptan sonra iyileşme süreci bazen bir takım nedenlerden ötürü aksar. Bu genellikle “çözümlenmemiş keder” olarak tanımlanır. Bunun birçok nedeni vardır. Aşağıda çözümlenmemiş kederin yaygın nedenlerinden birkaçı yer almaktadır:
- Kederin Ruhsal Olmadığına İnanmak: Bazı Hristiyanlar arasında kederlenmenin gerçek bir imanlıya yaraşmadığını söylemek yaygındır. “Diğer insanlar gibi kederlenmeyiz” diyen 1. Selanikliler 4:13 gibi ayetlere başvururlar. Ancak bu kelimeleri bağlamın bütünü içinde anlamak önemlidir. Esasında bu ayet, “umudu olmayanlar” gibi kederlenmediğimizi belirtir. Pavlus burada Selanik’teki kiliseye kederlenmemeleri gerektiğini söylemiyordur; onları kederlenmeye, ancak umutla kederlenmeye teşvik etmektedir. Pavlus keder deneyimlemeden bunları yazmış biri değildir. Elçilerin İşleri 20:19’da Tanrı’ya hizmetinin “gözyaşları ve sıkıntılar” içerdiğini beyan etmiştir. Bu nedenle yardım eden kişi, Kutsal Kitap’taki diğer kederlenmiş önderler kadar (Yuhanna, Davut, İsa vb.) Pavlus’a da değinmelidir.
- Kederin Etkisini Azımsamak: Bir insan kederinin farkında olabilir ama çeşitli mantık yürütmelerle etkilerini azaltır ve hislerini azımsar. Bu kişi, kayıptan gerçekten etkilenmemiş olduğunu kanıtlamaya çalışmaktadır. Yardım eden kişi, kayıp yaşamış kişinin kaybının ölçüsünü normalleştirdiğinde ona kaybın gerçekliğini kabul etmeyi teklif etmiş olur.
- Kederlenme Sürecini Ertelemek: Kederlenmek, genellikle duygusal olarak acı verici bir süreçtir. Kimi zaman insan kederin ifadesini ertelerse kederin uçup gidebileceğine inanabilir. Kesinlikle keder uçup gitmez. Keder içeriye yerleşir ve kederlenen kişi için pek de iyi olmayacak şekilde çeşitli yollarla dışa vurur. Yardım eden kişi, kederli kişinin deneyimlediği acıyı normalleştirdiğinde, destekleyici bir ilişki gelişir.
Yardım eden kişi hem kederin etkisini hem de süreci normalleştirerek, kederlenme sürecini sağlıklı bir şekilde benimsemekten alıkoyan engellerin üstesinden gelebilir. Matta 5:4, “Ne mutlu yaslı olanlara” der. Kederi ve etkilerini normalleştirmek, kederli kişiyi bereketli kılan avuntunun bir parçasıdır.
Devamlı Bir Destek Sunmak
Kederli bir arkadaşı teselli etmek, asla bir defaya mahsus değildir. Yaşanan kaybı izleyen günlerde kederli kişiyi teşvik etmek ve ona destek olmaya devam etmek önemlidir. Özellikle yardım eden kişi “keder öyküsünü” anlatan kişinin öyküyü anlatmasını kolaylaştırdıktan hemen sonrası için önemlidir.
Yardım eden kişinin aktif bir şekilde kederli kişiye ulaşması ve bu kişiye her zaman yanında, teselli ve destek vermeye hazır ve istekli olduğuna dair yeniden güvence vermesi önemlidir.
İnsanın bir arkadaşıyla keder yükünü paylaştıktan sonra çaresiz veya bir şekilde ilişkilerinden şüpheli hissetmesi aslında normaldir. Hatta kayıplarıyla ilgili anlattıklarının yardım eden kişiyi nasıl etkilemiş olabileceği konusunda bile suçluluk hissedebilirler. Bu güvensizlik ve suçluluk duyguları, kederli kişinin yardım eden kişiden uzaklaşmasına bile neden olabilir. Yardım eden kişinin aktif bir şekilde kederli kişiye ulaşması ve bu kişiye her zaman yanında, teselli ve destek vermeye hazır ve istekli olduğuna dair yeniden güvence vermesi önemlidir.
Kederli kişi kaybını izleyen günlerde elbette başka destek kaynaklarından yararlanacaktır. Kederli kişiye iyileşme süreci için ruhsal, ilişkisel ve kişisel kaynaklarını keşfetmesine veya geliştirmesine yardım edin. Birlikte dua etmek, ağıt Mezmurları okumak ve ilahiler söylemek ruhsal kaynaklara çok önemli örneklerdir. Yardım eden kişi aile ve arkadaşlardan oluşan bir destek ağında hareket ederek yardımcı olabilir, ancak bunu güven duyularak paylaşılmış herhangi bir şeyi ifşa etmeden yapmak önemlidir. Onun kişisel sırlarını açığa çıkarmak, güveni yok edebilir.
Kederli kişiye yardım etmek, onu kayırmak ve Rabbimiz’e hizmet etmek için onurlu ve zaman zaman cesaret isteyen bir yoldur. Eğer bir insan yaşadığı kayıpla ilgili kederini ifade edemiyorsa, keder çözümlenmemiş olarak kalabilir ve onları ve de başkalarını olumsuz yönde etkileyebilir. Tanrı, kaybetme öykülerini anlatmak için güvenli bir alan sağlayarak, onları hissettiklerinin normal olduğuna dair güvence vererek, kederin süreçlerini anlamalarını sağlayarak ve onları devamlı destek ve yardımcı kaynaklarla teşvik ederek onlara bu süreçte yardım etmemiz ve kederlerini çözüme ulaştırmamız için bizi kullanabilir.
Ne mutlu yaslı olanlara! Çünkü onlar teselli edilecekler. (Mat 5:4)
- 1H. Norman Wright, Recovering from Losses in Life (Ada, Michigan: Revell, 2006).