Ana içeriğe atla

Sitemiz işleyişi için sadece bu siteye ait çerez kullanmaktadır. Üçüncü parti çerez kesinlikle kullanılmamaktadır.
Daha bilgi edinin.

Hizmet

Vaaz Vermek Tek Başına Yeterli midir?

  • Alper Özharar

Yayın Tarihi: 11.06.2007

Vaaz vermek ağır bir sorumluluktur. Kutsal Ruh’un yardımı olmaksızın vaazın başarısız olması kesindir. Her vaiz Kutsal Kitap yorumlama, vaaz hazırlama ve sunma becerilerini geliştirebilir. Birçok vaiz bu alanlardaki becerilerini geliştirmeye çalışır, çünkü Kutsal Kitap’ın insanların yaşamlarında haklı olarak etkin olmasını isterler.

Ancak bunun için vaaz vermek yeterli midir? Topluluğunuz Tanrı’nın sözünden Kutsal Yazılar’dan vaaz ettiğiniz haftada birlik dilimde mi duyuyor? Eğer Kutsal Yazılar’dan vaaz ettiğiniz kısımları bir araya getirseniz, topluluğunuz bir yıllık, hatta on yıllık bir sürede Kutsal Kitap’ın ne kadarını öğrenmiştir? Pazar günü dışında da Kutsal Sözü öğretiyorsanız, o zaman durum düzelir. Fakat gerçekçi bir yaklaşımla bir vaiz, Tanrı’nın sözü olan 66 kitabı ya da 1189 bölümü nasıl olur da topluluğa yeterince sunabilir? Bir vaiz nasıl “Tanrı’nın isteğini tam olarak bildirebilir”? (Elç. 20:27).

Eğer Kutsal Kitap’ın yaşamlarımızda ve hizmetlerimizde merkezde olduğuna inanıyorsak, Kutsal Kitap’ın tapınma hizmetlerimizin merkezinde olduğundan nasıl emin olabiliriz?

İlk uygulamalar

İkinci yüzyıla gelindiğinde Kutsal Yazılar’ın halka açık olarak okunması, Hıristiyan kiliselerinde tapınmanın önemli bir parçasıydı. İlk imanlıların bu uygulamayı havra ibadetinden almış olduğu varsayımı mantıklıdır, çünkü çoğu havradan gelmişti. Gamble şu yorumu yapar: “...Hıristiyanlık’ın başlarında havra tapınmasının biçimi belirsizdir ve çeşitli olduğu kabul edilmelidir. Ne var ki, ilk yüzyılda Kutsal Yazılar’ın okunması, havra tapınma düzeninde temel bir uygulamaydı”1 . Kutsal Yazılar Yahudi toplumunun bir parçasıyken kilisenin bir parçası haline dönüştü. Tanrıbilimsel iddiaları desteklemek, tasvir etmek, yüreklendirmek ve teşvik etmek için Yeni Antlaşma’da sürekli Eski Antlaşma’ya yer verilir.2 Kutsal Yazılar’ı, özellikle Eski Antlaşma’yı anlamak, imanlıların Mesih’le ilgili yeni öğretileri sağlam zemine oturtabilmesi açısından önemlidir.

İlk kilisede Kutsal Kitap’ın halka açık okunmasını hayati öneme getiren bir dizi etken vardı.

  • Okur yazar oranı düşüktü. Topluluğun ancak yüzde onundan daha azının okuma yazma bilmesi gayet olasıdır.3
  • O dönemde okuma her zaman sesli yapılırdı. Bir metnin kopyalanması sırasında ve hatta kendi kendine okurken bile metin sesli okunurdu. Bu nedenle halka açık yerlerde sesli okuma yapmak normaldi.4
  • O günlerde Kutsal Kitap metinleri oldukça enderdi. Hıristiyanlık inancının yayılması sonucunda metinlerin hızla çoğalmasına rağmen, bireylerin okumak üzere kendi kopyalarına sahip olmaları 4. yüzyıla dek mümkün olmadı. Bu nedenle halka açık okuma, birçok imanlının Kutsal Kitap’ı işitmesinin tek yoluyu.5

Peki bu okuma nasıl yapılıyordu? Anlaşılan tapınma, herhangi bir giriş konuşması, dua ya da ilahiler olmaksızın Kutsal Yazılar’ın okunmasıyla başlıyordu.6 Okunan yazılar Tevrat, Kısa Peygamberlikler, Mektuplar ve en son olarak İnciller’di. Okuma, Justin’in ifadesiyle “zaman izin verdiği” kadar yapılırdı (krş. Apologies, 1:67). “Bir metin ya da kitap dizisi her pazar, bir önceki hafta kalınan yerden devam etmek suretiyle okunurdu”.7 Okunan metinler çoğunlukla okuma sırasında yorumlanırdı. Böylece dinleyiciler yalnızca Kutsal Yazılar’ı işitmekle kalmıyor, ayrıca Kutsal Kitap öyküsünün akışını anlamaya başlıyordu.

Okuma için resmi olarak bir okuyucu görevlendirilirdi; okuyucu metinleri evinde saklardı. Metin hakkında verilen vaaz ya da konuşma, metnin okunması sırasında anlamları açıklığa kavuşturacak yorumlar zaten yapıldığı için daha çok okunanlara itaat edilmesi konusunda bir dizi teşvikten oluşuyordu. Tıpkı gözetmenlerin sahip olması gereken nitelikler olduğu gibi, okuyucunun da belirli nitelikleri olmalıydı. Bu nitelikler arasında karakter yapısı (alaycı ya da sarhoş biri olmamalı) ve beceri (düzgün konuşma, okuma ve uygun yorumlar yapma) öne çıkıyordu.8 Kutsal Yazılar’ın okunması, zaman içinde ihtiyarın üstlendiği bir görev haline geldi.

Okuma çoğunlukla belirli bir makamla ya da ilahi biçiminde yapılırdı. Bu yöntem, sesin işitilmesine ve daha anlaşılır olmasına yardımcı oluyordu; ayrıca sözlerin akılda kalıcı olmasını sağlıyor ve olayın ciddiyetini arttırıyordu.9 Gamble’in ifade ettiği gibi: “Okumayı bilmek anlamayı bilmektir ve doğru biçimde okumak uygun yorum yapmaktır. Bir metin halkın önünde okunurken, okunanların anlamı tamamen durak, ton, ritim ve hız gibi sözel unsurlara bağlıdır. . .”.10 Bunu iyi bir şekilde yapabilmek için, okuyucunun metne aşina olması, önceden birçok kere okumuş olması, metnin kendisi, duygusal vurguları, durak ve hızın metnin anlamını en iyi biçimde nasıl ortaya koyacağı üzerinde düşünmüş olması gerekiyordu. Bu görevin beceriyle yerine getirilmesi, yukarıda belirtilen nedenlerden ötürü ilk kilise için alabildiğine önemliydi. Asla hafife alınacak bir hizmet değildi.

İtiraf etmek gerekirse, ilk kilisenin Kutsal Yazılar’la ilgili karşılaştığı sorunlar günümüzde artık geçerli değildir. Kilise sıralarında oturan ortalama bir insan okuma yazma bilmekte ve Kutsal Kitap elinde hazır bulunmaktadır. Ancak Kutsal Kitap’ın halka açık okunmasıyla ilgili uygulamalarımızı tekrar ele almaya iten önemli bir etken vardır.

Metne Saygı Duymak

Rodney Decker, Kutsal Kitap’ın halka açık okunmasının, kilise önderlerinin Kutsal Kitap’la ilgili hizmetin temeli olan “metne saygı duyma”nın bir unsuru olduğunu işaret eder.11 Decker, bu iddiasını aşağıdaki teolojik temeller üzerine kurar:

  1. Kutsal Yazılar’ı kaleme alan yazarın, metnin anlamını kavramakta anahtar rolü oynayan bir niyeti vardır.
  2. Yazar, metin içinde saygı görmesi gereken bir önerme içermektedir.
  3. Okuyucunun, metnin içinden kendi anlamını çıkarma özgürlüğü yoktur.
  4. Bu yüzden, anlamın ve önermenin keşfedilmesi için metin bir bütün halinde okunmalıdır. Tüm metin içinden yalnız birkaç ayeti okumak okuyucunun yazarın niyetini kaçırmasına neden olabilir.12

Eğer Kutsal Kitap’ın yetkisine ve yeterliliğine gerçekten inanıyorsak, o zaman bir metnin nasıl yorumlandığıyla çok derinden ilgilenmeliyiz. Metin yorumları düşünce biçimimizi, eylemlerimizi, konuşmalarımızı, yani tüm yaşamımızı etkiler. Kutsal Kitap bölümlerinin tamamının halka açık okunması, doğru yorumlama yapmaya götürür. Bu nedenle, ibadet sırasında Kutsal Kitap bölümlerinin okunması ciddiye alınmalıdır. Kutsal Yazılar’ı bağlamın tümünü dikkate almadan yorumlamak, metne saygısızlıktır.

Günümüzdeki Uygulamalar için Pratik Öneriler

Decker, Kutsal Yazılar’ın halka açık okunmasının en düzgün yollarıyla ilgili birkaç mükemmel öneri sıralar: 

  • Uzun ve kesintisiz tek bir bölüm okuyun ve bağlamı dâhil edin. Bu yöntem, okuyucunun metnin anlamını merak etmesini ya da daha kötüsü metnin anlamını kendi başına tahmin etmeye çalışmasını önler. Eğer yazarın niyetini dikkate alıyorsak, soracağımız soru “bunun benim için anlamı nedir?” şeklinde değil, “Pavlus, bu bağlamda o zamanın insanlarına bu bölümde ne demek istedi?” şeklinde olmalıdır.
  • Topluluktan gelebilecek tepkisel yorumlardan kaçının. Decker, konuyla ilgili retorik sorular ortaya atar: “Bu çeşit yorumlama, metnin anlamı hakkında insanlarımıza ne öğretecek? Birleşik bir mesaj ortaya çıkıyor mu? Ya da bir metni ardışık parçalara bölmenin uygun olduğunu mu düşündürüyor? Tipik tepkisel yorum metnin mesajını daha açık hale getiriyor mu? Genelde iyi okunmuş mu?”
  • Bir tepegöz ya da Power Point yerine doğrudan Kutsal Kitap’tan okuyun. Decker bunun nedenini şöyle belirtir: ‘Bu tür bir sunum, “Kutsal Yazılar’la ilgili anlayışımızı yansıtır; yani metni bağlamından koparıp kendi amacımız için kullanabiliriz” (vurgu eklenmiştir).13
  • Ayakta okuyun. Kutsal Yazılar okunurken topluluğun ayağa kalkmasını sağlayın.
  • Kutsal Yazılar’ı ardı ardına okuyun. Örneğin, Yeşaya Kitabı’ndan iki ya da üç bölümü 20-33 hafta boyunca okuyun. Okumaya başlamadan önce, bağlamı takip edebilmeleri için önceki hafta okunanları hatırlatın.
    • Halka açık olarak okumadan önce metni birkaç kez özel olarak okuyun.
    • Sözcükleri doğru telaffuz etmeye gayret edin; metni doğru vurguyla, uygun duraklarla ve ahenkle okumalısınız.
    • Dramatik okumaların dikkatle yapılması gerekir. Çoğu zaman “bir tapınma atmosferi yaratmak” gayretiyle okunan metnin anlamı yitirilmektedir. Kutsal Yazılar’a karşı böyle yaklaşımlardan kaçınmalıyız. Söz konusu olan şeyin okuyucu değil, metin olduğunu hatırlayın. Fazlaca dramatik okuma nedeniyle verilen mesajı saptırmaktan kaçının.
    • Eğer tapınmanın belirli bölümleri uzun okumalar (3-4 bölüm) için ayrılırsa, topluluk Kutsal Kitap vahyinin daha geniş kapsamını tanımış olur. Ancak bunu yaparsak, tapınma yaklaşımımızın değişmesi gerekebilir. Decker’in, Drummond’dan alıntıladığı kadarıyla meşhur Charles Spurgeon’un vaizlik yaptığı Metropolitan Tabernacle’in normal tapınma düzeni şöyledir: sessiz zaman, önderin duası, ilahiler, yorumlu Kutsal Kitap okuması, kilise önderinin kilisedekilerin ihtiyaçları için dua etmesi, bir ilahi, vaaz ve kutsama.14 Bu düzen, günümüzde yaygın olarak görülen ibadet düzeninden farklıdır.

Decker, yorumlarını Spurgeon’dan uzun bir alıntı yaparak özetler:

Kutsal Kitap okumanız anlaşılır olsun. İyi okuyucular olmayı amaçlayın ve bu konuya önem verin, çünkü çok az kişi buna dikkat eder ve her vaizin böyle olması gerekir. En iyi adamlarımızı Kutsal Yazılar’ı okurken işitmek vaaz dinlemek kadar güzeldir; doğru vurgu ve ton kullanarak anlamı ortaya çıkarırlar. Okuma konusunda sizden beklenenin, sadece sözcüklerin halkın önünde söylenmesi olduğunu düşünmeyin; iyi okuma üstün, fakat az bulunur   bir beceridir. Yorum yapmıyorsanız bile, önceden metni okuyup ona aşina olun; okurken sanki kırlık alanda yolunu şaşırmış bir avcı gibi, bata çıka ilerleyerek yetersizliğinizi ele vermek, affedilemez bir eksikliktir…15

Sonuç olarak kilise önderi, topluluğa tam bir Kutsal Kitap bakışı kazandırmak için vaaz vermeye güvenemez. Bu yüzden kilise önderlerine, ibadetin bir parçası olarak topluluğa Kutsal Yazılar’ı okumayı öneriyoruz. Kiliseye katılanlar bu şekilde Kutsal Yazılar’ın anlamlarını daha iyi öğrenebilecekler ve vaizler, Pavlus tarafından topluluğa Kutsal Yazılar’ı okumaya adanması için teşvik edilen Timoteos’un izinden gideceklerdir (1Ti. 4:13). Yani bu herkesin yararına olacaktır.

  • 1Harry Gamble, Books and Readers in the Early Church, (New Haven, Connecticut and London: Yale University Press, 1995), 209.
  • 2a.g.e., 24. Yeni Antlaşma metinlerine bakarak Eski Antlaşma’nın ilk kiliselerde sürekli olarak destek görevinde olduğu kolayca fark edilir. İlk imanlılar Kutsal Yazılar’ı derinliğine irdelemişlerdir. Gamble şöyle der: “Kutsal Kitap çalışmaları, bunun ilk kilisenin en büyük uğraşları arasında olduğunu düşündürmektedir” (28).
  • 3a.g.e, 6-8.
  • 4a.g.e, 30.
  • 5a.g.e, 140-143 “…her Hıristiyan okuyamasa da, her Hıristiyan düzenli olarak okunanları dinler.”
  • 6a.g.e., 216.
  • 7a.g.e., 217.
  • 8a.g.e., 223.
  • 9a.g.e., 225.
  • 10a.g.e., 227.
  • 11Rodney J. Decker’in, “Metne Saygı Duymak”başlıklı konuşması 6 Kasım 2003’te Empire State Fellowship of Regular Baptist Churches, First Baptist Church, Schenevus, New York’ta düzenlendi.
  • 12a.g.e., 10.
  • 13a.g.e.
  • 14a.g.e., 8. Spurgeon: Prince of Preachers (Grand Rapids, Michigan: Kregel, 1992), 239, 298, 371-79,501-02. Elbette tapınma düzeninde yapmamız gereken değişiklikler büyük olacaktır. Fakat iki nokta göz önüne alınmalıdır: 1. İbadetimiz, Tanrı’nın sözlerini anlamayı ve sözlerine saygı duymayı içermelidir. 2. Vaaz vermek ve Kutsal Yazılar’ı okumak tapınmamızın bir parçasıdır.
  • 15a.g.e., 9.
İlk yayınlama: e-manet Sayı 11 (Nisan - Haziran 2007), s. 16–18.