Ana içeriğe atla

Sitemiz işleyişi için sadece bu siteye ait çerez kullanmaktadır. Üçüncü parti çerez kesinlikle kullanılmamaktadır.
Daha bilgi edinin.

Kaynak

Doğru Öğreti Sapkınlığı

Walter Bauer ve Bart Ehrman’ın Tezlerine Bir Cevap

Yayın Tarihi: 01.09.2012

Görsel
kitap kapağının resmi

The Heresy of Orthodoxy

Andreas J. Köstenberger ve Michael J. Kruger

Wheaton, Illinois: Good News Publishers/Crossway Books: 2010

Üç büyük dinin temelinde bir fikir vardır: Doğru öğretiler vardır, bir de sapkın öğretiler vardır. Bu öğretiler saptanabilir ve birbirleriyle karşılaştırılabilir. Böylece haklı olup olmadığımızı, kurtulmuş olup olmadığımızı, Tanrı’yı nasıl hoşnut edebileceğimizi bilebiliriz. Ancak 19. yüzyıldan başlayarak günümüzde, özellikle liberal Hristiyanlığın öğretileri arasında, bu temel ilkeye meydan okunmuştur. Bu temel ilkeye meydan okuyan en tanınmış kişilerden biri Bart Ehrman’dır. Ehrman da fikirlerini Walter Bauer’ın temel bir tezinden almıştır. Bu tez şöyledir:

İ.S. birinci yüzyılın sonu ve ikinci yüzyılın başlarındaki büyük kentsel merkezlerle ilgili dikkatli bir araştırma gösteriyor ki eski Hristiyanlıktaki öğretide kayda değer bir çeşitlilik mevcuttur. Hristiyanlığın başlangıcında ne “doğru öğreti”1  ne de “sapkınlık”2  olduğu, sadece çeşitliliğin mevcut olduğu anlaşılmıştır. Sapkınlık doğru öğretiden önce gelmiştir. [...] Bauer’a göre, zamanla Roma Kilisesi kendi öğretilerini doğru öğreti olarak diğer Hristiyanlara empoze etmiş. Bunun da ötesinde, Roma Kilisesi kendi dinsel otoritesini güçlendirmek için kendi öğretilerine karşı olan inançları tarihi kayıtlardan silip tarihi yeniden yazmıştır.3

Üç büyük dinin temelinde bir fikir vardır: Doğru öğretiler vardır, bir de sapkın öğretiler vardır.

Walter Bauer bu fikirleri 1934’te ilk olarak Hristiyan âlimlere sunmuştu4  ve Hristiyanlığın üzerinde çok büyük bir etkisi olmuştu. Bu tezler artık Bart Ehrman tarafından kamu oyunun anlayabileceği bir şekilde sunuluyor. 2007’de Ehrman’ın kitabı İncil Nasıl Değiştirildi?5 Türkçeye çevrildi ve yayımlandı. Ehrman’ın çok başarılı bir metin eleştirmeni ve eskiden müjdeci bir Hristiyan olması6 , fikirlerine özel bir önem atfeder.

Bu teze ve özellikle Bart Ehrman’ın yazılarına, geleneksel Hristiyanlığın doğru öğreti kavramını savunan Hristiyanlar adına bir cevap vermek üzere, Andreas Köstenberger ve Michael Kruger, 2010’da The Heresy of Orthodoxy başlıklı kitaplarını yayınladılar. Viyana, Avusturya doğumlu Dr. Andreas J. Köstenberger, A.B.D.’nin Kuzey Carolina eyaletinde bulunan Southeastern Baptist Theological Seminary’de profesörlük yapmaktadır. Grekçe ve Yeni Antlaşma üzerine uzmandır.7  Dr. Michael J. Kruger da Kuzey Carolina’da bulunan Reformed Theological Seminary Charlotte’ta Yeni Anlaşma üzerine uzman profesördür. Müjdeler ve Yeni Antlaşma’nın kaynak belgeleri üzerinde araştırma yapıp bunlar hakkında birkaç kitap ve birçok makale yazmıştır.8 Yazarların ikisi de bu konuları detaylı olarak ele alıp bilimsel bir şekilde tartışabilirler.

Bauer-Ehrman Tezi

Kitaplarının ilk bölümünde, yazarlar Walter Bauer’ın tezini özetleyerek bunun diğer tanrıbilimcilerin üzerindeki etkisini belgeler. Ondan sonra bu tezin önceki eleştirmenlerinin argümanlarını sunarlar. Genel olarak Bauer’ın (ve dolayısıyla Ehrman’ın) tezinde dört temel sorun vardır:

Bauer’ın ve dolayısıyla Ehrman’ın tezinde dört temel sorun vardır:

  1. Elimizdeki kaynaklara bakarsak, Bauer’ın sonuçların büyük bir çoğunluğu çok farazidir. Bazı savları ise sessizlikten yapıldığından dolayı, doğrulukları saptanamaz.
  2. Bauer, Yeni Antlaşma’daki verileri göz ardı edip İ.S. ikinci yüzyıla ait olan kaynakları, tarihi konumlarına aykırı olarak, “en eski” Hristiyanlığın öncelikli kaynakları olarak göstermiştir.
  3. Bauer birinci yüzyılın tarihini aşırı basitleştirmiştir. Elimizdeki kaynaklar o dönemin çok daha karışık olduğunu gösterir.
  4. Son olarak, Bauer eski kilisedeki tanrıbilimsel standartları göz ardı etmiştir.9

Normalde bu dört argüman bilimsel bir altyapıda Bauer’ın tezini geçersiz kılmak için yeterliydi. Ancak, halihazırda Hristiyanlığı baltalamak bazı tanrıbilimciler vardı ve bu tez onların işine geldi.10  Ancak bu âlimler sadece akademik çevreler için yazdıklarından ötürü, Bauer’ın fikirlerinin verdiği zarar kiliseye pek yansımadı. Bu durum Elaine Pagels (Princeton Üniversitesi’nde din profesörü) ve Bart Erhman (Chapel Hill’deki Kuzey Carolina Üniversitesi’nde din bilimleri profesörü) ile değişti. Bu kişiler bu teorileri kamuoyuna yaymaya başladı.11 Köstenberger ile Kruger da kitaplarını bu nedenden dolayı yazmaya karar verdiler.

Yirminci yüzyılın sonlarında Bauer’ın tezi etkisini yitirmiş gibiydi, ancak postmodernizmin doğuşu ile bu düşünceler yeniden canlandı.

Bauer’ın tezinin temel dört sorununu açıkladıktan sonra, yakın zamanlarda yazan bazı muhafazakâr tanrıbilimcilerin eleştirilerini ve karşı argümanlarını özetlediler. Yirminci yüzyılın sonlarında Bauer’ın tezi etkisini yitirmiş gibiydi, ancak postmodernizmin doğuşu ile bu düşünceler yeniden canlandı.

Postmodernizmin yükselişi ile yeni bir düşünce oluştu: Geriye kalan tek yanlış yol nihai gerçeğe, yani doğru öğretiye inanmaktır.12

Bu özellikle Bart Ehrman’ın hoşuna giden bir fikir olmuştur. Bauer’ın temel fikri üç önemli soruya değinir:

  1. Eski kilisede çokçuluk var mıydı ve bu çokçuluk nasıl görünüyordu?
  2. Yeni Antlaşma kanonu ne zaman ve nasıl oluştu?
  3. Elimizdeki metinler günümüze nasıl ulaştı ve güvenilir mi?

Özellikle son iki fikir Bart Ehrman’ın yazılarının konusudur; Ehrman bunları eleştirip karşı argümanlar sunar.

Çokçuluk ve Yeni Antlaşma’nın Kökenleri

Bauer tezini desteklemek için Asya İli (Anadolu), Mısır’daki İskenderiye, Urfa ve Roma’yı örnek yöreler olarak göstermiştir. Köstenberger ile Kruger’ın araştırmalarına göre, Bauer’ın tezi bir tek Urfa için bir ihtimal geçerli olabilirdi. Genel olarak Bauer gnostisizmi o bölgelerde yaygın olan “sapkınlık” olarak gösteriyordu. Ancak, gnostisizm İ.S. ikinci yüzyılın ortalarına kadar yaygın hale gelmemişti. Köstenberger ile Kruger’ın bu bölgelerdeki “sapkınlık” ile “doğru öğreti” arasındaki ilişkilerle ilgili buldukları sonuçlar şunlardır:

Asya İli’ndeki Hristiyanlığın esas biçimi büyük bir olasılıkla doğru öğretiye bağlıydı.

Asya İli’ndeki Hristiyanlığın esas biçimi büyük bir olasılıkla doğru öğretiye bağlıydı. Sapkın öğretiler, sonradan doğru öğretiden yola çıkarak oluşturulmuştu.13

İskenderiye’deki mevcut bulgular, gnostisizmin geleneksel öğretilerden önce var olduğu iddiasını desteklemek yerine, o mekânda geleneksel Hristiyanlığın gnostisizmden önce var olduğu yönündedir.14

Urfa’da yanlış öğretilerin doğru öğretiden önce var olduğuna dair kanıtlar eksiktir. Görebildiğimiz kadarıyla Marcion’un öğretileri15  Urfa’ya ulaştığında, kendilerini büyük bir olasılıkla geleneksel olarak adlandırabileceğimiz daha eski bir Hristiyanlıkla karşı karşıya bulmuştur.16

Roma’daki “doğru öğreti”ye gelince, Köstenberger ile Kruger Roma’nın gelenekleri aslında Anadolu’dan aldığına değiniyor. Yani, eğer Anadolu, Mısır, Suriye ve Filistin’de geleneksel Hristiyanlık zaten mevcut olmasaydı, Roma’nın önderlik iddiaları kolayca kabul edilmezdi. Bu durumda Roma’daki Hristiyan öğretisinin ikinci yüzyıl gelmeden genel olarak zaten “doğru öğreti” olarak kabul edilmiş olması gerekir.17

Yazarlar bu dört bölgeye göz attıktan sonra, ikinci ve üçüncü yüzyıllarda yaşayan Kilise Babalarının yazılarını ele alarak onların geleneksel Hristiyan öğretilerine bağlı olduğunu gösterirler. Kilise Babaları kendilerini İsa Mesih’in Elçilerinin Yeni Antlaşma’da yazdığı öğretilerinin koruyucuları olarak görüyorlardı. Bundan dolayı bu öğretileri derleyip inanç bildirgeleri yazmışlardı. Bunlar hâlâ elimizdedir.

İnanç bildirgelerinde korunan üçüncü ve dördüncü yüzyılın doğru öğretisi, Yeni Antlaşma’da ve Kilise Babalarının yazılarında aktarılan doğru öğretilere karşıt değildir... Bu inanç bildirgeleri, Yeni Antlaşma yazarlarının Eski Antlaşma’ya dayanarak kaydettiklerinin, Yeni Antlaşma’daki Müjde’nin DNA’sını değiştirmeksizin iletilmiş olanların organik devamıdır.18

Bauer bu fikirlerini, mevcut olan İ.S. birinci yüzyıla ait en önemli kaynakları, yani Yeni Antlaşma metinlerini göz ardı ederek geliştirmişti.

Böylece Köstenberger ile Kruger Bauer tezin esas zayıf noktasına varırlar: Bauer bu fikirlerini, mevcut olan İ.S. birinci yüzyıla ait en önemli kaynakları, yani Yeni Antlaşma metinlerini göz ardı ederek geliştirmişti. Bauer’a göre, Yeni Antlaşma “başlangıç noktası olmak için hem fazla verimsiz hem de fazla tartışmalı gibi görünüyor”du.19 Hristiyanlığı baltalamak istiyorsanız, ilk olarak temel metinlerini bir şekilde geçersiz kılmanız gerekir. Bauer, doğru öğretinin kaynağı olan bu belgeleri kullanmak istemediğinden dolayı “sapkınlığın” “doğru öğreti”den önce geldiği sonucuna vardı. Aslında Bauer’ın (ve Ehrman’ın) argümanları döngüseldir.

“Geleneksel Hristiyanlık” farklı ekümenik konseyler tarafından şekil verilmiş kilise öğretileri olarak tanımlanmış dördüncü yüzyıl terimleri ile tanımlanırsa, o zaman dördüncü yüzyıldan önce var olan tüm temel öğretiler olsa olsa “gelenek öncesi” olarak tanımlanmalıdır. Böylece Bauer-Ehrman tezi kendi peygamberliğini gerçekleştirmiş olur. Bauer, Ehrman ve yandaşları, zekice tartışmanın terimbilimsel manzarasını değiştirdiler. Özellikle “geleneksel Hristiyanlık” terimini ileri yüzyıllarda öyle bir öğretisel inceliğe daralttılar ki önceden var olan her şey buna erişemez durumda kaldı. Bundan sonra geleneksel Hristiyanlık olarak düşünülen konuların yerine “çoklukçuluğu” koydular.20

Köstenberger ile Kruger, müjdelerin yazarların güvenilirliğinin Elçiler tarafından korunduğunu açıklarlar. Bunun ardından özellikle Ehrman’ın “tarih sadece kazananlar tarafından yazılır” suçlamasına karşılık verirler. Tarih kazananlar tarafından yazılıyor olabilir ama tüm yazarlar – Ehrman dahil – bir şekilde taraflı yazar. “Tüm tarihsel çalışmalarda olduğu gibi, kuvvetli kanıların var olması sahtekârlık ve hata var demek değildir.  Ancak birey her zaman eleştirel bir gözle okumalıdır.”21

Yeni Antlaşma'da İsa Mesih ve kurtuluş gibi temel öğretilerde büyük bir çoklukçuluk görmüyoruz.

Yeni Antlaşma bize çok farklı bir resim gösterir. Burada, İsa Mesih ve kurtuluş gibi temel öğretilerde büyük bir çoklukçuluk görmüyoruz. Buna karşın, elçilerin ana öğretilerine bağlı olan sabit birtakım temel inançlar vardı. Önemli sayılmayan inançlarda ise esneklik vardı. Meşru çeşitlilik gösteren olaylarda hoşgörülü davranılırdı. Ancak, gayrimeşru olan çeşitli olaylarda (yani “sapkınlık”ta) böyle bir hoşgörü olmazdı. Sadece en sert terimlerle bir kınama görülürdü.22

Yeni Antlaşma öncellikle Eski Antlaşma’ya dayalı olduğundan dolayı, zaten “doğru öğreti”li bir temel üzerinde kurulmuştur. Hem Havariler (örn. Mat. 16:13-19) hem de Pavlus (örn. 1Ko. 15:1-5) bunları açık bir şekilde doğrulamıştır. Ayrıca, İsa Mesih Elçilerine, onlara öğrettiklerini sonraki nesillere aktarmasını buyurmuştu (Mat. 28:18-20; Luk. 25:44-48; Yu. 20:21-22; Elç. 1:8). “Buna göre Luka eski kiliseyi şöyle tarif eder: ‘Bunlar kendilerini elçilerin öğretisine, paydaşlığa, ekmek bölmeye ve duaya adadılar’ (Elç. 2:42).”23  Yeni Antlaşma’nın yazılışından önce mevcut olan bazı ayinsel metinler bu “geleneksel Hristiyanlığı” destekler içeriktedir (bkz. Flp. 2:6-11; Kol. 1:15-20; 2:6-11). Nasıralı İsa’yı Rab ve Tanrı’nın Oğlu olarak kabul eden ifadeler de “doğru öğreti” fikrine destek verir. Ayrıca Yeni Antlaşma’da bir öğretinin “doğru öğreti” olabilmesi için belirli standartlara uyması gerekirdi. Buna karşın Köstenberger ile Kruger, Yeni Antlaşma’daki meşru farklılıkları incelerken şu gözlemde bulunmuşlardır:

Yeni Antlaşma’daki yazıları dikkatle incelendiğinde, Yeni Antlaşma yazarlarının birbirleri ile açık bir şekilde çeliştikleri savını desteklemediği görülür. Buna karşın, Yeni Antlaşma’da bulunan farklı bakış açıları, temelde var olan daha büyük bir birlikten kaynaklanır.24

Yeni Antlaşma’da açık bir şekilde “doğru öğreti” ve “sapkınlık” kavramlarının mevcut olduğu görülür.

Gayrimeşru farklılıklar ise Yeni Antlaşma yazarları tarafından çok açık ve sert bir şekilde kınanır. Yeni Antlaşma’da açık bir şekilde “doğru öğreti” ve “sapkınlık” kavramlarının mevcut olduğu görülür. Bu Bauer-Ehrman tezinin tam tersidir.

Yeni Antlaşma Kanonunun Gelişimi

Bauer, tezini geliştirirken açık bir şekilde Yeni Antlaşma’daki yazıların eski Hristiyanlığı gerçekten yansıtmadığını iddia etti. Bu yazıların yanı sıra bir sürü müjde ve mektup vardı. Bunların eski Hristiyanlığı açıklamak için bir değeri yok mu, diye sordu. Ancak bu soru ve iddia ile Yeni Antlaşma’nın otoritesini de sorgulamış oldu.25  Bu fikirler, günümüzde Ehrman tarafından kamuoyuna sunulmuştur ve Türkçeye çevrilen kitabın ana konusudur.

Köstenberger ile Kruger bu soruları kitaplarının ikinci ana bölümünde etraflıca ele alırlar. En temel argümanları şöyledir: Antlaşma ile kanon birbirlerine tamamen bağlıdır. “Yeni Antlaşma kanonu Kutsal Kitap’ın olmadığı tarihi bir boşlukta var olmamıştır; doğru bağlamını Eski Antlaşma’nın daha geniş antlaşma altyapısında bulur.”26  “Antlaşma fikri mimari bir yapıttır. Kutsal Kitap’a uygun olan eylemlerin yapısını bağlayan kiriş ve kolonların bir matriksidir.’”27  Köstenberger ile Kruger Eski Antlaşma kanonunu inceleyerek eski Orta Doğu’daki antlaşmaları araştırıp Eski Antlaşma ile bunları karşılaştırır. Burada şunu fark ederler: Eski Orta Doğu’daki tüm antlaşmaların yazılı belgeleri mevcuttu.28  Tanrı Yeremya aracılığıyla yeni bir antlaşmanın vaadini bildirdiğinde (Yer. 31:31), “tıpkı Eski Antlaşmada olduğu gibi bu yeni antlaşmanın Tanrı ile halkı arasındaki yeni düzenin koşullarına tanıklık edecek münasip yazılı belgelerin olması açıkça bekleniyordu.”29  Yani, Yeni Antlaşma’daki metinler Eski Antlaşma’nın doğal, mantıklı sonucuydu. Köstenberger ile Kruger Eski ve Yeni Antlaşmaların yapılarının temel özelliklerini inceleyerek, en önemli özelliklerin iki antlaşmada da mevcut olduğunu gösterirler.

Kanonun antlaşmaya dayalı doğasını kavrarsak, kanonu yalnızca eski kilisenin bir ürünü olarak varsayan anlayışların aslında kanonun gerçekten ne olduğunu temel olarak kaçırdıklarını anlarız. Yukarıda belirttiğimiz gibi, Gamble, “Hiçbir şey Yeni Antlaşma’nın var olması gerektiğini emretmemiştir” diye beyan etti. Barr ayrıca, “yazı aktarım için yakışık almayan bir biçimdi” diye iddia etti. Ancak kanon ve antlaşma hakkındaki yukarıdaki müzakereler, bize bu ifadelerin ne tarihe ne de Kutsal Kitap’a göre doğru olduklarını gösterir. Aslına bakılırsa, Kutsal Yazıların yazılı kanonunun hem Eski Antlaşma’nın hem de Yeni Antlaşma’nın antlaşmaya dayalı yapısına dokunduğunu gördük.30

İsa Mesih, Elçileri özel sözcüleri olması için atamıştı (Elç. 10:41-42). Böylece ilk Hristiyanlar onların otoritesini açık bir şekilde kabullenebilecekti.

Bölümün devamında, yazarlar kanon ile kurtuluş tarihinin ilişkisini araştırırlar. Elçilerin özel vazifelerini ön plana çıkarırlar. İsa Mesih, Elçileri özel sözcüleri olması için atamıştı (Elç. 10:41-42). Böylece ilk Hristiyanlar onların otoritesini açık bir şekilde kabullenebilecekti.

İsa Mesih’in yeni antlaşmayı resmen başlatmasıyla ilgili açık öğretileri, Elçilerin Yahudi kimliklerini, Eski Antlaşma’nın antlaşmaya dayalı altyapısını dahil etmelerini ve Elçilere İsa Mesih’in bizzat kendisi tarafından verilen konuşma yetkisini göz önünde bulundurursak, Elçilerin bildirilerini yazılı bir şekilde iletmeleri doğaldır. Elçilerin öğretileri yazılı metne döküldü ki Tanrı’nın kilisesine Yeni Antlaşmanın koşullarına dair kalıcı bir tanıklık olsun.31

Bu prensiplere göre ilk Hristiyanlar, Elçilerin yazdıkları mektupları ve müjdeleri de kabulleniyorlardı. Öyleyse kanonun hazırlanışı, Bauer, Ehrman ve yandaşlarının iddia ettiği gibi kilise önderlerinin bazı metinleri seçip sonradan bunlara yetki atfetmesiyle olmamıştı. Dördüncü yüzyıldaki kilise önderleri zaten yetkili olarak kabullenilmiş kitapların listesini çıkardılar. Bu kitapların yetkisi Elçiler tarafından yazılmalarından kaynaklanıyordu, kilise önderlerin onları seçmelerinden ötürü değil.32  Bu yazılar Hristiyan topluluğunu birleştirdi ve ona şekil verdi.

Yeni Antlaşma’daki kitapçıklar “Kutsal Yazılar” olarak ilk kez Yeni Antlaşma’nın kendisinde tanımlanmıştır. 

Köstenberger ile Kruger, ilk kanon listelerinin tarihteki yerlerini de inceler ve bunların dördüncü yüzyıldan çok önce mevcut olduklarını bulurlar. Yeni Antlaşma’daki kitapçıklar “Kutsal Yazılar” olarak ilk kez Yeni Antlaşma’nın kendisinde , 2. Petrus 3:16’da tanımlanmıştır. Petrus burada Pavlus’un mektuplarını “Kutsal Yazı” olarak tanımlar.33 Ayrıca, Pavlus 1. Timoteos 5:18’de, İsa Mesih’in Luka 10:7’deki sözlerini “Kutsal Yazı” olarak tanımlar. Bunun yanı sıra, Petrus, 2. Petrus 3:2’de Eski Antlaşma ile Elçilerin yazılarını eşit kılmıştır. Pavlus ise mektuplarının kiliselerde, tıpkı Kutsal Yazılar gibi, açık bir şekilde okunmasını buyurur (Kol. 4:16; 1Se. 5:27; 2Ko. 10:9). Kilise Babaları da (örn. Klement, İgnatius, Polikarp, Papias ve Didache ve Hermas’ın Çobanı’nın yazarları), dördüncü yüzyıldan önce Yeni Antlaşma’da bulunan kitapların çoğunu yetkili kitaplar arasında listeler.

[İkinci yüzyılın ortasına] kadar kanon tamamlanmış olmasa da, eski kilisenin, Tanrı’nın, İsa Mesih’in kurtuluş emeğine tanıklık eden yeni birtakım yetkili antlaşma belgeleri verdiğini anladıklarına dair kuşku yoktur. Bu belgeler Yeni Antlaşma kanonunun başlangıcıydı.34

Ancak bu belgelerin sınırı neydi? Ehrman ve yandaşları, birinci ve ikinci yüzyılda hazırlanan apokrif müjdeleri ve mektupları göstererek, “Bunlar niye Kutsal Yazı olarak sayılmıyor?” diye soruyorlar. Bu soru Köstenberger ve Kruger’e göre iki varsayım üzerine kuruludur:

Yeni Antlaşma kitapları ile apokrif kitaplarının tarihi hakkını ayırt edilemeyeceğini varsayar.35 Tanrı’nın bu kitapları teşhis edebilmek için hiçbir yöntem sunmadığını varsayar.36

Ancak, Köstenberger ile Kruger açıkça göstermişlerdir ki, apokrif kitapların tarihi hakkı Yeni Antlaşma kitaplarından çok farklıdır. Ayrıca, Kutsal Kitap’ın Tanrı’nın esinlediği sözü olduğuna inanların, Tanrı’nın bunları ayırt edebilmemiz için bir yöntem sunması gerektiğini kesin olarak kabul etmesi gerekir. Yazarlar bu iddiaları desteklemek için Ehrman’ın sunduğu bir listedeki apokrif müjdeler ile mektupları dikkatlice inceleyip bunların yetersizliklerini açığa çıkarır.

İlk iki yüzyılda birçok değişik ve uzaklara yayılmış toplulukların Yeni Antlaşma’nın büyük bir kısmı üzerinde yüksek oranda hemfikir olmalarıydı.

Gerçekten dikkate değer olan... Yeni Antlaşma kanonunun sınırları yüzyıllarca tam olarak belli olmasa da, ilk iki yüzyılda yalnızca Orta Doğu’da değil, Britanya’dan Mezopotamya’ya kadar uzanan bölgede birçok değişik ve uzaklara yayılmış toplulukların Yeni Antlaşma’nın büyük bir kısmı üzerinde yüksek oranda hemfikir olmalarıydı.37

Belgeler, Yazmanlar ve Metin Aktarımı

Son olarak Ehrman’ın ikinci bir iddiası ele alınır.

Ehrman, dalalet ile geleneksel Hristiyanlık arasındaki çekişmeden dolayı Hristiyan kâtiplerin kendi teolojik fikirlerini desteklemek için metni bilerek değiştirdiklerini iddia eder. Böylece Bauer’in tezinin etkilerinin yeni bölgelere yayıldığını görüyoruz. Artık Yeni Antlaşma metninin doğruluğu ve güvenilirliği sorgulanıyor. ... [Bu tez] artık Hristiyanlığa “Doğru metne sahip misiniz?” sorusunu sorarak daha derinden meydan okuyor.38

Köstenberger ile Kruger, elimizdeki belgelerin güvenilirliğini ispatlamak için önce eski Hristiyanlığın ne kadar kitaplara bağlı olduğunu gösterirler. Bu dönemlerde halkın çok küçük bir yüzdesi okuyup yazabiliyordu. Böylece Hristiyanların çoğu okuma yazma bilmese de, Kutsal Yazılar onlara sıklıkla okunuyordu. Böylelikle bu yazıları kavrayıp eyleme dönüştürebiliyorlardı. “Eski Hristiyanların – özellikle önderlerin – çoğunun becerikli okuyucu ve metin yazmanları oldukları açıktır.”39 Ehrman’ın iddialarından biri, Hristiyanların fakir ve okumamış olduklarını da açık bir şekilde reddederler. Hristiyanların çoğunun malı mülkü vardı (mesela İsa’nın öğrencilerinden Yakup ve Yuhanna’nın). Ayrıca Hristiyanlar karma bir topluluktu. “Hristiyanlık toplumun elit tabakası ile sınırlı değildi. Hem okumuşlardan hem de okumamışlardan oluşuyordu.”40

Okuma yazma bilenlerin çoğu kâtip olan kölelerdi. Bu kâtiplerin Yeni Antlaşma kitaplarını ne kadar dikkatlice kopyalayıp yaydıkları anlatılır. Elimizdeki metinlerin çoğu dikkatlice yazan bir kâtibin izlerini taşır. “Eski Hristiyan el yazmalarında dikkat çekici oranda, edebi papirüslerde bile nadir görülen noktalama işaretlerinin ve okuyucuya yardımcı unsurların yer alması, Hristiyan kâtiplerin profesyonel kitap üretimine düşünüldüğünden daha uyumlu oldukları fikrini verir.”41 Özellikle ikinci yüzyıldan kalan Hristiyan belgeleri çok güzel el yazmaları içerir. “Galiba bu eski Hristiyan kâtiplerin çoğunlukla özel vatandaşlar tarafından tutulan şahıslardı. Bu özel vatandaşların değişik ihtiyaçları vardı; örneğin, mektup yazımı, idari belgelerin hazırlaması veya mektupları ve resmi edebi yapıtları kopyalamak gibi.”42

Elimizdeki metinlerin çoğu dikkatlice yazan bir kâtibin izlerini taşır.

Bunların yanı sıra, Hristiyanlar güncel kitap hazırlama teknolojilerden yararlanıyorlardı. Kodeks, yani günümüzde iple bağlanmış kitaplara benzeyen kitap formu, halk tarafından yavaş yavaş kabul edilmişti. Ancak Hristiyanlar bu yeni kitap türünü daha çabuk benimsediler, çünkü ellerindeki Kutsal Yazıları kolayca dağıtmaya yaramıştı.43

İkinci olarak, Köstenberger ile Kruger yazıların Hristiyanlar arasında dağıtım yöntemlerini incelediler. Hristiyanlar Pavlus’un döneminde bile mektupları geniş alana dağıtırdı. Pavlus’un kendi mektuplarında bu açıkça görülmektedir.44 Hermas’ın Çobanı’ndaki bir kısmı alıntı yaparak, kitap yayımının Ehrman’ın öne sürdüğünden daha yaygın olduğunu göstermişlerdir.45 Kilise Babaları da kendi yazılarında edebi yapıtların nasıl dağıtıldığını açıklarlar.46 Bu örnekler, “Hristiyan hareketinin ilk üç yüz yılında, ‘manastır yazıhanesi’ seviyesinde olmasa bile, çok organize, gelişmiş ve kasıtlı bir basım yayım ortamının olduğunu gösterir.”47

Peki, yazmanlar kopyaladıkları metinler ile oynadılar mı? Elimizdeki metinler güvenilir mi? Ehrman bunlara “hayır” dese de, Köstenberger ile Kruger özenle şu dört noktayı sunup savunur:

  • Orijinal metnin, metni geleneğin içinde bulunduğunu inanmak için iyi nedenlerimiz vardır.
  • Kâtiplerin yaptığı değişikliklerin çoğu ufak tefek ve önemsizdir.
  • Önemli olan küçük miktardaki varyasyonlara gelince, metin eleştirisi metotlarımızı kullanarak orijinal metni uygun bir kesinlilik ile saptayabiliriz.
  • Gerçekten çözümlenmemiş varyantların miktarı çok düşük olup Yeni Antlaşma’nın öyküsü ve öğretileri için zaruri değildir.48

Gerçekten çözümlenmemiş varyantların miktarı çok düşük olup Yeni Antlaşma’nın öyküsü ve öğretileri için zaruri değildir.

Bu argümanları dikkatli bir şekilde inceleyenler, Walter Bauer ve Bart Ehrman’ın sunduğu fikirlerin aslında altyapısız olduğunu görür. Köstenberger ile Kruger, kitaplarını çok dikkatli ve derin bir şekilde irdeleyerek hazırlamışlardır. Biraz akademik bir tarzda yazıp detaylara çok girmiş olsalar bile “şeytan ayrıntıda gizlidir” ve ayrıntılar Hristiyanlığı baltalayıp yok etmek isteyen Bauer-Ehrman tezini güzelce söküp atar.

Bauer-Ehrman tezi bu dönemlerde postmodernizmin nihai gerçeği reddetmesinden ötürü güçlüdür. Doğru öğreti artık sapkınlık olarak görülür (kitabın başlığı da buradan gelir). Ehrman’ın kitabı bu dönemlerde Türkiye’de postmodernciler tarafından kullanılmıyor olsa da, postmodernizm Türkiye’de de yaygınlaşmaktadır ve bir gün nihai gerçeklere inananlar sapkın öğretmenler olarak görüleceklerdir. Köstenberger ile Kruger, bize, Kutsal Kitap’ı temel alan Hristiyanlar olarak, bu inancın karşısında nasıl duracağımıza dair güzel bir örnek sunuyorlar. Biz de doğru öğretilerimize sarılıp bu “dalaleti” Rab’bin gücünde sonuna kadar savunalım!

  • 1İngilizcedeki “orthodoxy” kelimesi için bu makalede “doğru öğreti” veya “geleneksel Hristiyanlık” terimlerini kullanacağız.
  • 2Bu makalede, İngilizcede genel olarak “heresy” ile anlatılan fikir için “sapkınlık”, “yanlış öğreti” veya “dalalet” terimlerini kullanacağız.
  • 3Andreas J. Köstenberger ve Michael J. Kruger, The Heresy of Orthodoxy (Wheaton, Illinois: Good News Publishers/Crossway Books, 2010.) Kindle Baskısı, Kindle Konumları 226-228 ve 321-323.
  • 4Walter Bauer, Rechtgläubigkeit und Ketzerei im Ältesten Christentum (Tübingen, Almanya: Mohr, 1934).
  • 5Bart D. Ehrman, İncil Nasıl Değiştirildi? (İstanbul: Truva Yayınları, 2007). Bu kitabın bir eleştirisi için, e-manet’in 29. sayısında bulunan Ken Wiest’in "Ehrman'ın Yetersiz Girişimi" başlıklı makalesini okuyabilirsiniz.
  • 6“Bart D. Ehrman”, Wikipedia, http://en.wikipedia.org/wiki/Bart_Ehrman > (05 Eylül 2012 tarihinde erişilmiştir).
  • 7“Andreas J. Köstenberger”, Wikipedia http://en.wikipedia.org/wiki/Andreas_K%C3%B6stenberger > (05 Eylül 2012 tarihinde erişilmiştir). Andreas J. Köstenberger, “DOSSIER”, Southeastern Baptist Theological Seminary http://apps.sebts.edu/FacultyUploads/Andreas%20Kostenberger%20CV.pdf > (05 Eylül 2012 tarihinde erişilmiştir).
  • 8“Dr. Michael J. Kruger”, Reformed Theological Seminary  https://rts.edu/people/dr-michael-j-kruger/ > (05 Eylül 2012 tarihinde erişilmiştir).
  • 9Köstenberger ve Kruger, Kindle Konumu 429-436.
  • 10Bunların arasında Rudolf Bultmann (1884-1976), Arnold Erhardt (1903-1963), Helmut Koester, James M. Robinson ve James D. G. Dunn var. Bkz. Köstenberger ve Kruger, Kindle Konumu 416-423.
  • 11Köstenberger ve Kruger, Kindle Konumu 338-390.
  • 12A.g.e., Kindle Konumu 536.
  • 13A.g.e., Kindle Konumu 787-788.
  • 14A.g.e., Kindle Konumu 826-828.
  • 15Marcion ikinci yüzyılda yaşamış olan bir tanrıbilimcidir. Hristiyanlığın tanrısı ve Eski Antlaşma’daki tanrının arasındaki farzedilen farklara değenerek iki ayrı tanrı olduklarını iddia etti. Dünya görüşü ikiciliği temel alırdı. Ayrıca, İsa Mesih’in bedeni olmayan bir ruh olduğunu düşünmüştür. Teolojisi gnostisizmi andırıyor olsa da, Marcion aslında gnostik sayılamazdı, çünkü özellikle Tanrı öğretisi gnostisizminkinden çok farklıydı. Bkz. “Marcion of Sinope”, Wikipedia http://en.wikipedia.org/wiki/Marcion_of_Sinope > (18 Ekim 2012 tarihinde erişilmiştir).
  • 16A.g.e., Kindle Konumu 868-869.
  • 17A.g.e., Kindle Konumu 909-915.
  • 18A.g.e., Kindle Konumu 992-995.
  • 19Walter Bauer, Orthodoxy and Heresy in Earliest Christianity, ed. Robert A. Kraft ve Gerhard Krodel, terc. Paul J. Achtemeier (Philadelphia, Pennsylvania: Fortress, 1971), xxv. Köstenberger ve Kruger tarafından Kindle Konumu 1368-1369’da alıntı olarak verilir.
  • 20Köstenberger ve Kruger, Kindle Konumu 1383-1388.
  • 21A.g.e., Kindle Konumu 1437-1438.
  • 22A.g.e., Kindle Konumu 1389-1392.
  • 23A.g.e., Kindle Konumu 1465-1466.
  • 24A.g.e., Kindle Konumu 1708-1710.
  • 25A.g.e., Kindle Konumu 2182-2194.
  • 26A.g.e., Kindle Konumu 2237-2238.
  • 27A.g.e., Kindle Konumu 2251-2252; Michael Horton, God of Promise: Introducing Covenant Theology (Grand Rapids, Michigan: Baker, 2006), s. 13’ten alıntı yapıyorlar.
  • 28.g.e., Kindle Konumu 2254-2274.
  • 29A.g.e., Kindle Konumu 2292-2294.
  • 30A.g.e., Kindle Konumu 2305-2310. Yazarların alıntılarının kaynakçası: Harry Y. Gamble, The New Testament Canon: Its Making and Meaning (Philadelphia, Pennsylvania: Fortress, 1985), s 12 ve James Barr, Holy Scripture: Canon, Authority and Criticism (Philadelphia, Pennsylvania: Westminster, 1983), s 12.
  • 31Köstenberger ve Kruger, Kindle Konumu 2365-2369.
  • 32Bkz. A.g.e, Kindle Konumu 2389 ve devamı.
  • 33Köstenberger ile Kruger, bazı tanrıbilimcilerin 2. Petrus mektubunun İ.S. 100-125 yıllarında yazıldığı düşüncesini kabullenirler. Ancak, “böyle bir koleksiyon ilk Hristiyanların birinci yüzyılın sonunda bile Eski Antlaşma’ya eşdeğer bir kanonun ortaya çıktığını kabullendiklerini gösterir.” A.g.e., Kindle Konumu 2722-2723.
  • 34A.g.e., Kindle Konumu 3077-3079.
  • 35A.g.e., Kindle Konumu 3356. Vurgu yazarlara ait. “tarihi hakkı” İngilizce’de: “historical merit”
  • 36A.g.e., Kindle Konumu 3360. Vurgu yazarlara ait.
  • 37Bruce M. Metzger, The Canon of the New Testament: Its Origin, Development, and Significance (Oxford: Clarendon, 1987), s 254. Köstenberger ve Kruger, a.g.e., Kindle Konumu 3418-3421’den alıntı yapıldı.
  • 38Köstenberger ve Kruger, a.g.e., Kindle Konumu 3887-3891.
  • 39A.g.e., Kindle Konumu 3957-3958.
  • 40A.g.e., Kindle Konumu 3985-3986.
  • 41A.g.e., Kindle Konumu 4009-4011.
  • 42A.g.e., Kindle Konumu 4025-4027.
  • 43A.g.e., Kindle Konumu 4075 ve devamı.
  • 44A.g.e., Kindle Konumu 4124-4135.
  • 45A.g.e., Kindle Konumu 4136-4150.
  • 46A.g.e., Kindle Konumu 4150 ve devamı.
  • 47A.g.e., Kindle Konumu 4180-4181.
  • 48A.g.e., Kindle Konumu 4501-4506.
  • Telif Hakları © 2012
  • J.M. Diener
  • Tüm Hakları saklıdır. İzin ile kullanıldı.
İlk yayınlama: e-manet Sayı 29 (Temmuz - Eylül 2012), s. 15–22.