Kışkırtıcı başlıklar kitapların satılmasını sağlar. Bart Ehrman, Kuzey Carolina Üniversitesi’nde metin eleştirisi alanında bir Yeni Antlaşma uzmanıdır. Princeton Üniversitesi’nden Bruce Metzger tarafından eğitilmiş, mükemmel eğitim geçmişi olan biridir. Her ne kadar kitap şimdi vefat etmiş olan Metzger’e adanmışsa da, Ehrman’ın vardığı sonuçlar Metzger’in görüşlerinden büyük ölçüde farklıdır.
Kitap yedi bölüm ve bir sonuçtan oluşur. Bölümlerde Kutsal Kitap’ta bulunan edebi türler (mektuplar, müjdeler, vahiy vs.) incelenir. Kitapta ayrıca, kanonun oluşması, el yazmaların kopyalanması ve metnin sonraki kuşaklara aktarılması süreci de kısaca irdelenir. Yeni Antlaşma’nın değişik metin aileleri ve özgün metnin ortaya çıkartılması için kullanılan yöntemlerden de söz edilir. Ehrman çok yetkin bir yazardır ve çoğu insanın son derece kuru bulabileceği bir konuyu ilginç hale getirebilen biridir.
Anlaşılan o ki Ehrman’ın amacı, Kutsal Kitap’ın nasıl ve özellikle neden değiştirildiğini açıklamaktır. Bu kitabı okuduğunuzda Yeni Antlaşma metnine ilişkin bir kuşku havası hissedersiniz; hatta Yeni Antlaşma’yı kutsal bir kitap olarak okumadığınız sürece Ehrman’ın çok mutlu olacağı izlenimini edinirsiniz. Kitaptaki birçok ifade bu düzeydeki bir uzmana pek da uygun olmayan, sırf “şoke edici etki” yaratmak üzere yazılmıştır. Ehrman’ın, imanlının beyninin yıkandığını ve kitaplarının onların aydınlanmasını sağlayacağını düşündüğüne inanmak işten değildir.
Kitaptaki birçok ifade bu düzeydeki bir uzmana pek da uygun olmayan, sırf “şoke edici etki” yaratmak üzere yazılmıştır.
Kitabı değerlendirirken söylenebilecek birçok şey olmasına karşın, amacım Ehrman’ın söylediklerinin çoğunun neden dayanaktan yoksun olduğundan ve inanılmaması gerektiğinden söz etmektir.
İlk olarak kitabın Türkçe adı (İngilizce alt başlıktan alınmış olsa da) aşırı iddialıdır. Ehrman yalnızca bir avuç değişiklik örneğini ele alır ve açıklar. Bunların hepsi için de kabul edilebilir başka açıklamalar vardır, ancak Ehrman bunlara değinmemeyi seçer. Dolayısıyla, kitabın adı, sunduğundan çok daha fazla şeyi vaat etmektedir.
Yeni Antlaşma metninin birçok varyantı (farklı örneği) bulunmaktadır. Bununla birlikte Ehrman’ın yorumu aşırıya kaçmaktadır: “El yazmalarımız arasında, Yeni Ahit içinde bulunan kelimelerden daha çok sayıda çeşitleme vardır.”1 Burada şunu hatırlayalım: Çok sayıda varyantın bulunmasının önemli bir nedeni elimizde çok sayıda metnin bulunmasıdır. Antik çağlardan kalan herhangi bir belgeden çok fazla miktarda, sadece Yeni Antlaşma’nın beş binden fazla metni bulunmaktadır. Düzeltme ve insani hatalar nedeniyle oluşan varyantlar Yeni Antlaşma gerçekliğinin bir parçasıdır. Bu örtbas etmeye çalışacağımız ya da isteyeceğimiz bir şey değildir. Tam tersine anlayıp değerlendirmeliyiz. İyi bir değerlendirme, bu varyantların neden oluştuğu ve bunların olmasının ne anlama geldiği gibi konuları ele alır. İşte bu noktada Ehrman’ın kitabının başarısız olduğuna inanıyorum.
Düzeltme ve insani hatalar nedeniyle oluşan varyantlar Yeni Antlaşma gerçekliğinin bir parçasıdır. Bu örtbas etmeye çalışacağımız bir şey değildir.
Kilit önemdeki bir konu da en az iki kez açıkça yazılmış ve birçok yerde ima edilmiştir. Ehrman’ın, Tanrı metni çoğaltılması sırasında korumadığına göre özgün metnin esinlenmiş olmasından söz etmenin bir hata olduğu yönündeki inancıdır. “Tanrı’nın İncil’i esinlemesinin ... kendi gerçek sözlerine insanların bu yolla sahip olmasıydı; ancak insanların gerçek sözlere sahip olmasını gerçekten isteseydi, şüphesiz ki mucizevi bir şekilde o sözleri korurdu, tıpkı ilk etapta mucizevi bir şekilde onları esinlediği gibi. Sözleri korumadığı göz önüne alındığında, onları esinleme zahmetine de girmediği sonucu bana kaçınılmaz görünüyor.”2
Bu ifade birçok açıdan sorgulanabilirdir. Öncelikle, Kutsal Kitap kendisinin 2. Timoteos 3:16 ve 2. Petrus 1:19-21 ayetlerinde esinlenmiş olduğunu ilan eder. Çoğaltılma sürecinde koruma olacağına ilişkin bir sav ileri sürülmemiştir. Bu, kısır döngüye yol açan bir tartışma değildir. Hatta Müslümanların görüşü bile Kutsal Yazılara yönelik tutum ve yaklaşım açısından İsa Peygamber’in yorumlarının başlangıç noktası olarak uygun düşeceği yönündedir. Bir insanın Tanrı’nın esinlenmiş sözü olduğuna gerçekten inandığı bir metni kopyalaması (ya da kopyayı kopyalaması!) ile tamamıyla insan kaynaklı ve esinlenmemiş olduğunu bildiği bir metni kopyalaması hakkında konuşması büyük farklılık taşır. Wallace, özgün metne bir yerde sahip olduğumuzu ama bunun tek bir metin içinde olmasa da zamanla metin eleştirisi sürecinde ortaya çıkabileceğini söyler.3
Ehrman, kitap boyunca tutarsızlık sergiler. Sık sık özgün metni elde etmenin olanaksız olduğunu iddia ederken, birçok kez de belirli bir metnin kusurlu olduğunu ileri sürer. Eğer bir metnin kusurlu olduğunu ileri sürebiliyorsa, özgün olanın ne olduğunu bilmesi gerekir. Bu iki varsayımı aynı zamanda aynı biçimde birlikte savunamazsınız. Kutsal Kitap’ın değiştirilmiş olduğunu ileri süren herkes özgün olanı metinle gösterebilmelidir. Eğer biri “Yeni Antlaşma değiştirilmiştir” diyebiliyorsa, değişikliğin nerede olduğunu ve özgün metnin ne olduğuna ilişkin bir metni dayanak olarak göstermek zorundadır.
Eğer biri “Yeni Antlaşma değiştirilmiştir” diyebiliyorsa, değişikliğin nerede olduğunu ve özgün metnin ne olduğuna ilişkin bir metni dayanak olarak göstermek zorundadır.
Ehrman el yazmalarını çoğaltan yazıcıların, metni olması gerektiğini düşündükleri biçimde değiştirdiklerini söyler. Bu değişikliklerin genellikle kilisede sapkın bir görüşün gelişmesini engellemek amacıyla yapıldığını varsayar. Ayrıca, bazı değişiklikleri antisemitizm ve kadınlara karşı alınan bir tutum benzeri sosyal ve kültürel gerekçelere de dayandırır. Yine de Ehrman’ın bütün sorgulaması yalnızca bir avuç metin üzerinde yoğunlaşmaktadır. Eğer onun görüşüne inanacak olursak şu soruları sormalıyız: “Bu bilinçli teolojik değişiklikler ne kadar sıklıkla gerçekleşmiştir? Kutsal Kitap’ın tümünü bir kenara atmak için yeterli bir sebep midir?” Ehrman kendi açıklamalarının yanı sıra başka açıklamaların da mümkün olabileceği ihtimalini göz ardı eder. Aynı zamanda, kazara değişiklik yapılması ihtimalinin de olduğunu neredeyse hiç ele almaz ve neredeyse her zaman kasıtlı değişiklikler olduğunu ileri sürer. Çok nadiren metindeki değişikliklerin büyük çoğunluğunun doktrin ve öğretiş açısından önemsiz olduğunu kabul eder ama çoğunlukla bu değişikliklerin çok ciddi olduklarını ima eder. Wallace’ın yorumu çok doğrudur: “Yeni Antlaşma’nın temel öğretilerini değiştirebilecek önemli değişik el yazmaları ortada yoktur.”4 Buna ek olarak ve daha da önemlisi eğer biri böyle önemli bir farklı el yazmasını bulsa bile, metin eleştirisi aracılığıyla el yazmasındaki değişikliği uygun bir biçimde değerlendirebilir ve hâlâ özgün metnielinde bulundurduğunu söyleyebilir. Ehrman’ın metindeki değişikliklerin neden gerçekleşmiş olduğu yönündeki savı, bizi Ehrman’ın amaçladığı yöne götürmemektedir! Daha fazla çalışmayı gerektirebilecek önemli sayılabilecek çalışmaların sayısı hakkında Wallace şuna işaret etmiştir: “Yalnızca yüzde bir değişiklik anlamlıdır.”5
Yeni Antlaşma’nın temel öğretilerini değiştirebilecek önemli değişik el yazmaları ortada yoktur.
Ehrman, kimsenin yazarın elinden çıkan asıl metni okuyup okumadığından emin olamayacağını söyler. Bunun nedeni, metnin aktarılması sürecinde ilk yıllarındaki yazıcıların eğitimsiz olmalarıdır. Sonraki dönemlerde uzman yazıcılar daha iyi bir iş çıkarmışlardır. Yeni Antlaşma metninin üzerinde yapılan tarihsel çalışmalar diğer bütün antik metinlerden çok daha gelişmiştir, çünkü çok daha fazla eski el yazması bulunmaktadır ve özgün metnin yazıldığı döneme yakın tarihlerde yazılmış birçok kopya vardır. Eğer Ehrman’ın Yeni Antlaşma hakkındaki iddiaları doğru olsaydı, hiçbir antik metin hakkında hiçbir şey bilemiyor olmamız gerekirdi. Yeni Antlaşma’nın (Tanrı’nın sözü olarak düşünülen bir kitabın) çoğaltılması Ehrman’ın ileri sürdüğü kadar kötü ve amatörceyse, aynı işlemlerin kullanıldığı hiçbir antik metne de güvenilemez.6
Ehrman’ın müjdeler üzerindeki çalışmasının odak noktalarından biri, Markos 1:41 ayeti hakkında yazdıklarıdır. İsa’nın öfkeli biri olduğunu örtbas etmek amacıyla kasıtlı değişiklikler yapıldığını ileri sürer. Yine de Markos ve diğer Müjde yazarları İsa’nın öfkeli göründüğünü açıkça belirtmişlerdir (Mar. 3:5; 10:14; bkz. Mat. 23; Yu. 11:33 ve İsa’nın tapınağı arındırması sırasında yaptıkları). Ehrman’ın metne yönelik görüşünün doğru olduğu varsayılırsa (ve onun “Markos’un önceliği”7 görüşünün doğru olduğu bile varsayılırsa), Markos 1:41 için ileri sürdüğü değişiklik İsa hakkındaki görüşleri önemli ölçüde etkilemeyecektir. Ama onun hem metne yönelik görüşünün hem de “Markos’un önceliği” hakkındaki düşüncesinin doğru olduğu kolayca varsayılamaz. Markos’un önceliği hakkında, her ne kadar birçokları bunu kabul etse de, evrensel bir fikir birliği oluşmamıştır. Ehrman, kendi metin eleştirisi süresince, kararlarını hemen hemen bütünüyle içsel kanıtlara (bağlam, yazarın eğilimleri vs.) dayanarak verir, ancak onun seçtiği metinlere ilişkin dışsal kanıtlar (örn. hangi el yazmalarının bu seçeneği desteklediğine yönelik kanıtlar) zayıftır. Kararlarını hem içsel hem de dışsal kanıtlara dayandırdığı için eklektik olduğunu ileri sürse de, aslında bazılarının aşırı diyebileceği ölçüde içsel kanıtlara öncelik verir.
Özellikle ayetleri birbirine bağladığı zamanlarda Ehrman’ın yorumları zorlama gözükür ve diğer gramer ve bağlama bağlı olasılıkları ihmal eder. Kitabı okuduğum zaman hissettiklerimi Wallace çok güzel tarif etmiş: “Ya metne ilişkin kararları yanlıştır ya da yanlış yorumlamaktadır.”8
Ehrman metne anlamı okuyucunun verdiğine ve yazarın niyetlerinin hiçbir önceliğinin olmadığına güçlü bir biçimde inanır. “Görmüş olduğum hakikat ise anlamın kelimelerin içinde var olmadığı ve metinlerin kendilerini anlatmadıkları oldu.”9 Ama savın zayıflığı çok iyi bilinmektedir ve tutarlı bir biçimde kullanılmamıştır. İnsan, Ehrman’ın kendi kitabına aynı yaklaşımda bulunsaydı yazdıklarını takdir eder miydi diye merak ediyor...
İnsan, Ehrman’ın kendi kitabına aynı yaklaşımda bulunsaydı yazdıklarını takdir eder miydi diye merak ediyor...
Son olarak, Ehrman ondan hiç adıyla söz etmese de, tutuculuk ve sapkınlık konusunda Bauer’in tezlerini kabul eder. Bu teze göre, ilk kilise döneminde “üstün grup” olarak adlandırılabilecek kişiler kanonun oluşmasında kilit rol oynamışlardır. Ek olarak, bu görüş, “üstün” kişilerin kendi görüşleriyle daha uyumlu olması için metni değiştirdiklerini de ileri sürer. Trebilco10 ve Bingham11 ile diğerleri, Bauer’ın tezlerini kanıtları yanlış yorumlayarak, sükûttan ikrar çıkararak, sonuca ilişkin farklı seçenekleri cömertçe yok sayarak ve kanıtla çelişen varsayımlar üreterek temellendirdiğini göstermişlerdir. Vardıkları sonuçlar, kanıtların gösterdiklerinin ötesine geçer. İddiasının tam tersine muhafazakâr öğretiye verilen değer, kilisenin erken dönemlerinde başlamış ve sürmüştür.
Kısacası Ehrman’ın kitabı çok satan kitaplar arasında olabilir ama yaklaşımı, kullandığı yöntemler ve sonuçlar en hafif ifadeyle şüphe götürür türdendir. Hiçbir imanlının Yeni Antlaşma’nın doğruluğuna inanmak konusunda, özellikle de Ehraman’ın kitabındaki iddialar nedeniyle, en ufak bir endişe duymasına gerek yoktur.
- 1Bart Ehrman, İncil Nasıl Değiştirildi? (İstanbul: Truva Yayınları, 2007), s. 117.
- 2A.g.e., s. 264.
- 3Daniel Wallace, “The Gospel According to Barth: A Review of Misquoting Jesus by Barth Ehrman”, Journal of the Evangelical Theological Society 49/2 (Haziran 2006), s. 327-349.
- 4A.g.e., s 347. Vurgu benim.
- 5Wallace, a.g.e., s. 330.
- 6Michael Kruger’in Ehrman’ın kitabı hakkındaki değerlendirmesi için bkz. Journal of the Evangelical Theological Society 49/2 (Haziran 2006) s. 387-391. Bir kanon uzmanı olan Kruger haklı olarak “eğitimsiz, eğitimli” seçeneklerinin muhtemel tek seçenek olmadığına işaret eder. Metnin Tanrı’nın sözü olması, ilk dönemlerden başlayarak, profesyonel olmasa bile güvenilir sistematik bir sürecin var olduğunu gösterir. Bir ayıp söz konusu değildir; scriptorium (yazıcılar salonu) oluşturulmadan bile önce izlenen normal bir süreçtir.
- 7Matta ve Luka metinlerinden önce Markos metninin yazıldığını ve temel kaynak olarak kullanıldığını ileri süren görüş.
- 8A.g.e., s. 347.
- 9Ehrman, s. 269.
- 10Paul Trebilco, “Christian Communities in Western Asia Minor into the Early Second Century: Ignatius and Others as Witnesses against Bauer”, Journal of the Evangelical Theological Society 49/1 (Mart 2006), s. 17-44.
- 11D. Jeffrey Bingham, “Development and Diversity in Early Christianity,” Journal of the Evangelical Theological Society 49/1 (Mart 2006), s. 45-66.