David DeSilva kitabında, İsa’nın ve elçilerin yaşadığı dönemdeki Yahudi ve Grek (ve Roma) dünya görüşünün dört önemli öğesinden söz eder. Bu öğeler onur, hamilik, hısımlık ve paklıktır. Yazar, Kutsal Kitap dönemindeki din dışı kaynakları kullanarak Eski Antlaşma döneminde sözü geçen bir öğenin nasıl anlaşıldığını açıkladıktan sonra o öğenin Yeni Antlaşma dönemine gelindiğinde nasıl değiştiğini, geliştiğini de anlatır. Kitap teoriye değil, pratiğe dayalıdır; sadece Kutsal Kitap’ı yorumlamaz, bugünkü Batılı toplumların söz konusu öğenin nasıl değiştirdiğini de dile getirir. Yani yazarın anlattıkları, hem içinde bulunduğumuz kültürü hem Kutsal Kitap’ı anlayabilmemizi sağlar.avid DeSilva, Yeni Antlaşma’nın kültürü ve tarihi konusunda ustadır ve ustalığı onun kitabının her sayfasında görülür. Kutsal Kitap’tan herhangi bir paragrafı yorumlarken göz önüne alınması gereken iki bağlam vardır: yazınsal ve tarihsel. Tarihsel bağlamın bir kısmı, kitabın yazarının ve okuyucularının kültürüdür. Yeni Antlaşma’yı kaleme alanlar yaşamlarını dönemin değerlerine göre sürdürüyor ve buna göre tanımlarını yapıyor, sözcüklerini seçiyordu, dolayısıyla okuyucular da içerikte aktarılan kültürü anlıyorlar ve yazılanları doğal olarak yaşadıkları değerlerin çerçevesinde yorumluyorlardı. Günümüzün okuyucusu ise, konuyu tüm içeriğiyle anlamak adına, yazılanların kültürel çerçevesini öğrenmeye ihtiyacı var.
Onur ve Utanç
Onur ve utancı temel alan bakış açısı, hem Yeni Antlaşma döneminde hem de bugünkü Ortadoğu’da çok yaygındır. Kültürün toplumsal birliğinin ve kültürel değerlerin rolünü anlamak, onur ve utancın gücünü kavramayı sağlar. Utanç, bireyin ait olduğu grubun değerlerinden sapmasını önler. Özellikle kanunlaşmamış değerleri korumaya yarar.
İsa’nın Ferisilerle konuşmalarında onur ve utanç meselesi sık sık gündeme gelir.
- Grubun gözünde ayrıcalık sayılan onur, bireye atfedilir veya birey tarafından kazanılır. Bu yüzden birey grubun takdirini bekler ve gözetir. Örneğin, İsa’nın Ferisilerle konuşmalarında onur ve utanç meselesi sık sık gündeme gelir. En çok üzerinde durulan sorun, kimin Tanrı’nın sözünü en iyi ve doğru yorumladığına yöneliktir. Özellikle Matta 21-23. bölümlerde görülen bu tartışmalarda, Ferisilerin sık sık İsa’nın yetkisini sorgulayarak halkın önünde küçük düşürülmesine yol açmaya çalıştıkları görülür. Halbuki sonunda İsa’nın cevapları karşısında her seferinde Ferisiler şaşkınlığını gizleyemez, halk da hayran kalır. İsa onur kazanır halktan, Ferisiler ise utanır, sessiz kalır ve kaçar.
- Bulundukları grubun değerlerinin sınırları dışına çıkan bireyler, ayıplanmanın (örneğin, Mesih’e iman etmekten ötürü) üstesinden gelmek için belli bir stratejiye ihtiyaç duyarlar. Stratejinin bir parçası şudur: Artık bireyin beklediği takdir, Tanrı’dan ve kiliseden (yani imanlılar topluluğundan) gelecektir. Bunun yanı sıra, gruptan gelen hakaret ve ayıplanmanın doğru değerlendirilmesi gerekir: Bu davranışlar cehalet ve günahtan kaynaklanır, İsa Mesih’in onurlandırmasına denk değildir. Ayrıca imanlıların Hristiyan değerlerini benimsemelerine yardım etmek amacıyla, hata yaptıklarında onları utandıracak, yıkıcı değil yapıcı sözler söylemek faydalı bile olabilir (Rom. 8:14-17; 1Ko. 1:18-31; Ef. 2:1-10; Flp. 2:5-11; İbr. 3:1-6; 12:1-4; 1Pe. 2:12; 3:16; 4:12-16).
İyiliklerin Karşılığı, Hamilik
- Bu unsur şöyle özetlenebilir: Hami armağanları karşılık beklemeden verir (hayır işler) ama hediyeyi alan kişi karşılık verme sorumluluğuna sahiptir. En çok beklenen karşılık şükrandır.
Tanrı’nın Yeni Antlaşma döneminde insanlara döktüğü lütuf, ‘hayır’ olarak değerlendirilebilir ve karşılığında imanlının minnettarlığını gerektirir. Minnettar olmamak saygısızlıktır. Tanrı’nın lütfu herhangi bir haminin verdiği armağandan ötedir, çünkü Tanrı düşmanlarına bile lütuf gösterir.
Kutsal Kitap’ta hamiye sadece minnettarlık, vefa ve saygı göstermenin yetmediği görülür.
- Kutsal Kitap’ta hamiye sadece minnettarlık, vefa ve saygı göstermenin yetmediği görülür. Armağan alan kişinin iyilikler yapması da beklenirdi. Tanrı’nın verdiği armağanlar Tanrı’nın amacına uygun bir şekilde kullanılmalıdır. Örneğin imanlı sahip olduğunu malını mülkünü Tanrı’ya ait olduğunu kabul ederek bunları başkalarının yararına kullanmalıdır (Rom. 2:2-4; 5:5-11; 8:1-17,32; 2Ko. 8:9; Gal. 3:1-5,28-4:7; Ef. 1:2-14; 3:20; 5:19-20; Flp. 4:6-7; 1Se. 5:18; İbr. 12:28; 1Pe. 2:21; 5:7).
Hısımlık, Aile İlişkileri
Bireyin kimliğinin bir parçası aileden gelir. Kutsal Kitap’ta, aile fertlerinin arasında rekabet olmaması ve birliğin korunması için her şeye başvurulduğu görülür. Ailenin iyiliği uğruna güven, akrabanın utancını örtbas etme, sabır ve affetme gibi değerler çok önemliydi.
Yeni Antlaşma’ya göre kilise bir ailedir.
- Yeni Antlaşma’ya göre kilise bir ailedir; olgun imanlıları yetiştirmek için bu aile kavramının anlaşılması gerekir. Tanrı’nın ailesinin bir parçası olma onuru, imanlıları birbirlerine kan bağından daha yakın bir şekilde bağlar.
- İmanlılar bazen konum karmaşası yaşarlar. Birey artık bir imanlı olarak Tanrı’nın ailesinin bir parçasıdır ama dünya onu bu gözle görmez veya bu doğrultuda davranmaz. Bu karmaşa, Mesih’in yaşadıkları düşünülerek giderilebilir: Mesih bundan daha da fazlasını yaşamıştır. Cennetin bereketleri ve kilisenin bir parçası olmanın sevinci de bu zorluğun giderilmesinde rol alır.
- Kardeşlik kavramı, imanlıların başkalarına rencide edici davranışlarda bulunmak yerine, içten sevgi göstermelerini gerektirir. Bu sevgide rekabetten uzak bir tavır ve gerçek, samimi bir birlik vardır (Rom. 8:14-23; 1Ko. 1:10-11; Gal. 3:26-4:7; 5:13-26; Ef. 1:5; 1Yu. 4).
Arınma, Paklık
- Paklık kutsallığın sınırını oluşturuyordu; murdarlık ise bu sınırların ötesine geçmekti. Kutsal olan bir şey, tam, mükemmel ve yerli yerinde kabul ediliyordu. O yüzden murdar bir şeyin kutsal bir yere girmesi tehlikeliydi. Bu durum göz önüne alındığında, kutsal bir yere girmek isteyenin ‘arınması’ için şart koşulan sunuların ne kadar önemli olduğu anlaşılır. Paklık, bir grubu diğerlerinden ayırır, onu dışarıdan gelen etkilerden korurdu.
Bu konunun önemi özellikle kahinlerin görevlerinde görülür (Lev. 11-15). İnsanların bu konuyu hafife almalarının ne kadar tehlikeli olduğu, Levililer 10. bölümde anlatılan olaydan anlaşılır.
Eski Antlaşma’daki ‘kutsal yer’ kavramı, Kutsal Ruh’un hem kilisede hem de imanlıda konut kurmasında görülür.
- Eski Antlaşma’daki ‘kutsal yer’ kavramı, Kutsal Ruh’un hem kilisede hem de imanlıda konut kurmasında görülür (1Ko. 3:16-17; 6:19-20; Ef. 2:20). Paklık konusu imanlılar için artık fiziksel kurallarla değil, Tanrı ile olan ilişkiyi kirleten ahlaksal etkenlerle ilgilidir. Yeni Antlaşma’da arınma, vaftiz ve adanmışlıkla ilgili ayetler bulunur (2Ko. 6:14-7:1; Ef. 5:3-5; 1Se. 4:3-7; Tit. 3:4-6; İbr. 10:19-22; 1Pe. 1:16-17; 1Yu. 3:1-3; Va. 7:9,14).
İmanlı birey bu gerçekleri doğru bir şekilde değerlendirdiğinde kendi yeni konumu daha iyi kavrar. O noktadan hareket ederek neyin değerli olduğunu, başkalarını değerli kılan şeyin ne olduğunu, kendi arzularını, önyargılarını, varsayım ve düşüncelerini yeniden gözden geçirebilir.
Kaçımız Eski Antlaşma’yı okurken insanların neden belirli bir şekilde davrandıklarını görebiliyoruz? Kaçımız murdarlık konusunu ve neden o kadar uzun bölümlerin bu konuya ayrıldığını anlayabiliyoruz? Tahminime göre çoğumuz anlamıyoruz, çünkü bunların nedenlerini düşünmüyor, üzerinde durmuyoruz. David DeSilva’nın bu kitabı, sadece bu dört konuda değil, aslında genel olarak kültürün rolünü yorumlamanın ne kadar önemli olduğunu ve çözüm yollarının neler olabileceğini anlamaya, dolayısıyla daha iyi yorumcu olmamıza yardım ediyor. Çoğumuz bu konularla ilgilenmiyoruz, aklımıza getirmiyoruz bile bunları. Aslında bu değerlerin insanların kararlarında ne kadar önemli bir rol aldığına farkında değiliz. Bu kitabı okuduktan sonra, kültür değerlerimizin yorumlarımızı, seçimlerimizi, duygularımızı ve düşüncelerimizi ne kadar etkilediğini, hatta belirlediğini görmeye başlıyoruz. Bu kitabın yardımıyla, biz artık bu değerlerine göre değil, yani ‘dünyanın gidişatına göre’ değil, Tanrı’nın iyi hoş ve beğenilir isteğine göre bu kültürde nasıl yaşamamız gerektiğini anlıyoruz.