Ana içeriğe atla

Sitemiz işleyişi için sadece bu siteye ait çerez kullanmaktadır. Üçüncü parti çerez kesinlikle kullanılmamaktadır.
Daha bilgi edinin.

Kaynak

Kitap İncelemesi

Yüreğin Yenilenmesi

  • Şafak Tarı

Yayın Tarihi: 17.01.2009

Görsel
Kitap kapağı

Renovation of the Heart: Putting on the Character of Christ

Dallas Willard

Colorado Springs, Colorado: NavPress, 2002

Hristiyan âleminde inanlı yaşamının ve Tanrı’ya itaatin ne anlama geldiğine ve Tanrı ile inanlının bu yolculukta hangi rolleri üstlendiğine dair çeşitli görüşlerin yer aldığı geniş bir yelpaze vardır. Kişi, Reformcu veya Vaftizci, Karizmatik veya Metodist, bu yelpazenin neresinde olursa olsun, Hristiyan yaşamına dair görüşünün temelini oluşturan, benimsediği tanrıbilimdir. Ancak kişinin görüşünü etkileyen bir iki tanrıbilimsel gerçek değildir, bu süreçte sistematik tanrıbilimin tamamı rol oynar.

Dallas Willard, Renovation of the Heart adlı kitabında ruhsal yaşamı, sistematik tanrıbiliminin hemen hemen tüm yönlerinden ele alır. Geçmişte Southern California Üniversitesi’nde felsefe profesörlüğü yapmış olan Willard’ın bu konuda yazdığı çeşitli kitaplar ve makaleler vardır. Yazarın bu eserinde, konuya hâkimiyetini ustaca sergilediği ayırt edici nitelikler göze çarpar.

Kitabın öne çıkan kısımlarından söz edecek olursak, Willard ilk önce insanın maddesel olmayan öğelerini (yürek, ruh, can ve zihin) farklı açılardan incelemek üzere ayırır ve bunların tümünün birbirine geçmiş ve birbirine bağımlı olduğunu kusursuzca gösterir. İnsan yaşamını oluşturan öğeleri düşünce, duygular, beden, toplumsal bağlam, tercihler ve can (insanın en derin düzenleme merkezi) olarak betimler. Bu öğelerin farklı özelliklerini ve birbirleriyle ilişkilerini iyice kavrayan kişinin ruhsal gelişim yolu daha da açılır. Willard şöyle yazar, “Ruhsal dönüşümün, insanın esas öğelerinin her birinin yenilenmiş bir iradeyle ve Tanrı’nın lütufkar teşvikleriyle Mesih’in benzerliğine değiştirilmesiyle mümkün olabileceği görüşü, bu kitabın odak noktasını oluşturur. Bu dönüşüm, kişinin sırf kendi gücünün sonucu değildir ve yalnızca irade (yürek, ruh) üzerinde baskı yaparak başarılamaz.” (41, 42) Willard, tercihlerde iradenin, düşüncelerde zihnin ve duyguların rol oynadığını kabul etmekle birlikte, odaklandığı nokta zihnin önceliğidir.

Willard konuyu tek bir soruyla özetler: kişinin yaşamının yöneticisi kimdir; Tanrı mıdır yoksa kişinin kendisi midir? 

Willard ikinci olarak, günahın insanın farklı yönlerini nasıl etkilediğini ustaca ortaya koyar. Konuyu tek bir soruyla özetler: kişinin yaşamının yöneticisi kimdir; Tanrı mıdır yoksa kişinin kendisi midir? Eğer yaşamını denetleyen kişinin kendisiyse, o zaman bütün maddesel olmayan öğelerini, bu denetimi geliştirmek ya da korumak için kullanır. Ayrıca günahkar bir yürek ve günahkar bir zihin, gerçeği çarpıtarak günahı ve kötüyü besleyen pek çok günahlı arzu, düşünce ve imgelerle doludur. Böyle biri, yaşamındaki tüm kararlarda denetim sahibi olma gereğini duyar. Bu yüzden yaşamında bir ahenk ve bütünlük sağlayabilmesi için yüreğinde ve zihninde yatan arzuları, imgeleri ve düşünceleri düzenlemesi ve bunlara bir anlam kazandırması gerekir. Günahkar kişi, bir yandan çelişkili arzularıyla baş etmeye, öte yandan yaşama bir anlam kazandırmaya çalışırken, sürekli olarak düşkırıklıkları yaşar. Bu yüzden umutsuzluk ve denetimi kaybetme korkusu gibi duygularına hâkim olmak zorundadır. Kişi sonunda zihninden kaynaklanan ikiyüzlülük ve yalanların yardımıyla gerçeği çarpıtarak bu sürecin tamamını onaylar. Ardından bu döngü tersine işlemeye başlar; benmerkezci kişi duygularını, zihnine hizmet etmek üzere, yani yanlış düşüncelerle “gerçeğin doğru görüntüsü” olarak saptadığı şeyi onaylamak üzere kullanır. Kişi sürekli olarak keyfi tercihler yapmak suretiyle, Tanrı’nın değil, kendi arzularının kölesi olur. Kendi yaşamını denetleyen kişi, aslında birbiriyle yarışan arzuların yarattığı gerilimden ve yüzleştiği gerçeklikten kaçmak için, gerçekleri çarpıtmak zorunda kalan bir yalancıdır. Bu yüzden en sonunda tapındığı nesne, arzularıyla ve duygularıyla birlikte kendi bedeni olur.

Kişi bunun sonrasında diğer insanlarla şu iki yoldan biriyle bağlantı kurar: ya saldırır (diğerlerine zarar verir) ya da geri çekilir (diğerlerinden korunmak amacıyla).  Kişi bütün bunları kendi duygularını, düşüncelerini ve kararlarını denetlemeyi sürdürmek adına yapar. Denetleme arzusuna yön verense canın anlam arayışıdır. Kişi, hatalı düşüncenin başat olduğu günahkar bakış açısıyla, yaşama anlam kazandıran ve kişiliğini bütünleştiren unsurun kendi performansı olduğunu düşünür. Spora veya eğlenceye odaklanma, anlamdan yoksun bir yaşamı anlamlı kılma çabasıdır.

Willard üçüncü olarak, açıklamasının büyük bölümünü oluşturan bir konuyu (ruhsal dönüşümün insanın farklı yönlerinde nasıl gerçekleştiğini) ele alır. Ruhsal dönüşümün Tanrı’nın belirlediği bir düzeni vardır. Tanrı’ya yaraşır kutsal yaşam, kişinin davranış ve eylemleriyle yansımakla birlikte, öncelikle değişmiş bir iç varlıkta kendini gösterir. Çoğu kez söylendiği gibi, eylemlerimiz kim olduğumuzu gösterir. Biri,  diğerinin meyvesidir. Bu yüzden uzun vadeli değişim, davranışlarımızda değil, iç varlığımızda gerçekleşmelidir.

Willard dördüncü olarak Tanrı’nın ve insanın bu süreçteki rollerini doğru şekilde tanımlar.

  1. İnanlı, Kutsal Yazılar aracılığıyla Tanrı’nın, ruhsal yaşamı için belirlediği görüşü (vizyonu) kavrar.
  2. Kutsal Ruh’un lütfuyla güçlendirilen kişinin, Kutsal Yazılar’da açıklanan bu görüşe itaat etme niyetinde olması gerekir. Yaşamında etkin olmasını istediği şey, bu görüş müdür? İtaat ettiği takdirde, Tanrı’nın bu görüşü yaşamında gerçekleştireceğine inanıyor mudur?
  3. İnanlı bu görüşün gerçekleşmesi için Tanrı’nın sağlamış olduğu yolları/yöntemleri uygulamalıdır: Kutsal Kitap’ı çalışmak, ayet ezberlemek, Tanrı’nın sözleri hakkında derin düşünmek ve dua etmek (hepsi de Tanrı’ya yaşamda hak ettiği öncelikli konumu ve idareyi yeniden vermeye yöneliktir),  tek başına (dikkat dağıtıcı unsurları en aza indirir) Tanrı’nın huzuruna gelmek ve kilise hizmetlerinde yer almak (hem hizmet etmek hem de başkalarından hizmet almak süretiyle). Bu dönüşüm süreci GNY (görüş, niyet, yol/yöntem) kısaltmasıyla belirtilir ve kişinin Kutsal Ruh’un lütfu aracılığıyla ruhsal dönüşümü mümkün kılmak için yapması gerekenleri özetler.

Willard kitabın büyük bir kısmında insanın öğelerinin (zihin, ruh vs.) nasıl dönüştürüleceğini tek tek ele alır. Dönüşümün temelde gerçekleşeceği yer kişinin zihnidir. Zihin, Kutsal Yazılar’dan kaynaklanan doğru bilgilere dayalı doğru düşünce alışkanlığının geliştirilmesiyle değiştirilir. Tanrı, kişinin düşünce yaşamının merkezindeki yerine yeniden yerleştirilmelidir. Canla, yürekle ve zihinle Tanrı’yı sevme ve gerçek tapınma ancak bunun ardından gerçekleşebilir.

Yazar Kutsal Kitap’a dayalı bilgelik, iyi duygulardan çok “doğru” duyguların önemini vurgular. 

Yazar bu konunun ardından insanın duygu alemine değinir. Duygular yaşamın önemli bir parçasıdır. Kutsal Kitap’a dayalı bilgelik, iyi duygulardan çok “doğru” duyguların önemini vurgular. Kutsal Kitap’a uygun görüşe göre, tüm duygularımızı  saklamadan ya da üstünü örtmeden açıkça var olduklarını kabul etmeli, ancak bunun ardından yıkıcı (zararlı) duyguları, Kutsal Kitap’a uygun olanlarla değiştirmeliyiz. Bütün bunlar, zihnin, Kutsal Yazılar’da açıklanan (kişinin yaşamına dair) görüşü kabul etmesine dayanır. Burada önemli olan, duygularımızı kendimiz yaratmak veya yönlendirmeye çalışmak yerine, bu duyguların gelişeceği uygun ortamlar oluşturmaktır. Başka bir anlatımla, Tanrı’ya ve O’nun isteğine tamamen teslim olan kişi, duygularını tatmin etmeyi her şeyden üstün tutmaz, tatmin edilmeyen duyguları nedeniyle de üzülmez. Aksine kişi Tanrı’nın her şeyin üzerindeki mutlak yetkisinin, özellikle doğru zamanlamasının farkındadır. Böyle biri duyguların, Tanrı’nın sözüne itaat ederek ve Tanrı’nın, nihai sonucunun cennette görüleceği bilge tasarısına güvenerek, doğru yönde gelişebileceği konusunda Tanrı’ya güvenebilir. Elverişli koşullar oluştuğu zaman, Tanrı’ya ve O’nun sözüne odaklanan zihin aracılığıyla sevgi, sevinç ve esenlik duyguları gelişir. Bu süreçte kişinin yaşamının tüm durumları ve sonuçlarının tek yöneticisi Tanrı olduğu için, kişinin duygularına da Tanrı’nın gerçeğe dair görüşü, yani kişinin Tanrı’ya güvenmesi, hâkimdir. “Onlar Tanrı hakkında öğrendiklerinden dolayı güven içinde ve umutludurlar. Reddedilme, başarısızlık, umutsuzluk ve çaresizlik gibi duygulara kapılmazlar, çünkü onların gerçek olmadıklarını bilirler.” (s. 219, italik metin Willard’a aittir.)

Neyi düşüneceğimizi ve onların üzerinde nasıl duracağımızı kendi irademizle seçeriz. Düşüncelerimiz kararlarımızı etkiler. Willard, iradenin dönüştürülmesinde kilit unsurun Tanrı’ya ve O’nun iradesine tam bir teslimiyet olduğu kanısındadır. Kişi o zaman birbiriyle yarışan arzuların karmaşasından ve hepsini birden denetleyememenin yarattığı tutsaklıktan kurtulur ve tek bir arzunun, yani Tanrı’ya itaat etme arzusunun, getirdiği özgürlüğe kavuşur. Bunların hepsi Tanrı’nın lütfuyla gerçekleşir. Böyle insanlar diğerlerinin yararını düşünür, kendi isteklerinin gerçekleşip gerçekleşmemesine aldırış etmezler.

Willard, kişinin bedeni hakkında vereceği en doğru kararın, bu bedeni Tanrı’nın ellerine teslim etmek olduğu kanısındadır. Buradaki amaç duygulara ve arzulara tapınılmasını ortadan kaldırmaktır.

Willard, Tanrı’nın toplumsal bağlamdaki görüşünün, kişinin tüm ihtiyaçlarını yalnızca Tanrı’da karşılanması olduğunu bildirir.

Kişinin toplumsal yönü, kilise ve Üçlübirlik'le (Tanrı, Oğul ve Kutsal Ruh’la) olan ilişkisini içerir. Willard, Tanrı’nın toplumsal bağlamdaki görüşünün, kişinin tüm ihtiyaçlarını yalnızca Tanrı’da karşılanması olduğunu bildirir. Yani kişinin O’nunla bir bütün olması, kendisini koruma gereğini (insanlardan kaçmak) ortadan kaldırır ve insanları Romalılar 12. bölümde anlatıldığı biçimde sevebilir. Böyle kişiler neyi,  ne zaman  söyleyeceklerini bilirler. Onlar duygularını gizlemezler, ama zihinlerinden geçen her şeyi de dile getirmezler.

Can, insanın en derin ve en zor anlaşılan yönüdür. Kişiyi bütünleştiren ve yaşama anlam veren candır. Canın, kişinin diğer yönlerinin birbiriyle etkileşiminin bir ürünü olduğu söylenebilir. Willard kişinin canı için gerekli görülenin, Tanrı’nın tasarısına güvenmek, yaşamındaki her şeyin sonuçlarını O’na bırakmak ve yaşamını anlamlandırma konusunda alçakgönüllü olmak olduğunu yazar. Burada Tanrı’nın sözünün değeri ve önemi özellikle belirgindir, çünkü tümüyle Tanrı’ya adanmış bir yaşam ve neyin doğru, neyin yanlış olduğuna dair bir görüş betimlenir. Kutsal Kitap’ta, bu görüşü kavramanın ve yerine getirmenin Kutsal Ruh’un işi olduğu birçok kez belirtilir. Yani bu insanın kendi gücüyle başaracağı bir iş değildir. Böylesi kişilerin davranışlarına hem kötüden kaçınma hem de iyi olanı yapma isteği hâkimdir. İşledikleri günahları gizlemez ve bahane bulmaya çalışmazlar. Yine de, günahın hiçbir şeye değmez olduğunun bilincinde oldukları için, sık günah işlemezler. Günahtan kaçınmakla, hiçbir şey kaybetmediklerini bilirler.

Kiliselerde Mesih’in öğrencilerinin yetiştirilmesi için birleştirici bir vizyona büyük ihtiyaç vardır. Willard bu sorunun temel nedeninin birçok kilisenin kendi programlarını yürütmeye odaklandığını, bunun da Tanrı’nın kendi halkı için olan tasarısına yönelik dikkati dağıttığını iddia eder. Kilisenin öncelikle Mesih’in öğrencilerini yetiştirmeye, onların Tanrı’nın tasarısına güvenmelerini ve Tanrı’nın sözünü öğrenmelerini sağlamaya odaklanması gerektiğini belirtir. Hizmet konusunda ise zihne yönelik hizmet ön planda olmalıdır; böyle bir hizmette daha çok Tanrı’nın sözünün öğretilmesi, Müjde’nin gücüne güvenilmesi ve inanlıların gelişmesi için paydaşlık edilmesine önem verilir. Willard, şu iddiasında haklıdır: “Pratik hizmet konusunda yapılabilecek en büyük hatalardan biri, insanların farklı düşünmeyi ve hissetmeyi kendi istekleriyle seçebileceğini düşünmektir... bizler hatalı bir şekilde, istek yoluyla iman yaratmaya çalışıyoruz... duyguları etkilemeye çalışıyoruz. Oysa gerçek ve doğru olanı derinden kavrayış, iradeyi etkilemelidir. Böylesi bir kavrayış, iradenin değişmesine yol açacak elverişli duygular uyandıracaktır. Gerçek içsel değişiminin işleyiş düzeni böyledir.” (248)

Ruhsal dönüşüm, Tanrı’nın kim olduğuna, bizim için neler yaptığına ve bizlerden neler beklediğine dair doğru bir görüş sahibi olmak suretiyle gerçekleşir. 

Willard, Görüş, Niyet ve Yol/Yöntem formülüyle, öncelikle günahın bu yönleri nasıl etkilediğini gösterir. Önemli olan, insanın Tanrı’yı reddettiğini ve yaşamının yöneticisi konumuna Tanrı yerine kendi benliğini yerleştirmiş olduğunu anlamasıdır. Ruhsal dönüşüm, Tanrı’nın kim olduğuna, bizim için neler yaptığına ve bizlerden neler beklediğine dair doğru bir görüş sahibi olmak suretiyle gerçekleşir. Bu değişim sürecinde kişiye düşen görev, her aşamada Tanrı’nın isteğini benimsemeye karar vermek ve bu görüşün gelişeceği ortamın yaratılması için Tanrı’nın sağladığı yolları/yöntemleri uygulamayı seçmektir. Kutsal Ruh yavaş yavaş kişinin zihnini ve duygularını değiştirir,  bedeni ve isteği hizaya sokar.

Başta belirttiğimiz gibi, Willard bu kitabında tanrıbilime, özellikle günahbilime ve insanbilime doğru bakışın ruhsal yaşamı nasıl etkilediğini açıklıyor. Yazar, Kutsal Ruh’un etkisi, Kutsal Kitap’ın yeri, kişinin kurtuluş gereksinimi ve Üçbirlik’in etkin oluşu gibi tanrıbilimsel öğelerin önemini açıkça vurgularken, ilk ikisini diğerlerinden daha kapsamlı olarak ele alır. Kitabın içeriği elbette sayfalarıyla sınırlı kalıyor. Willard’ın tanrıbilimin diğer yönlerini ve bunların ruhsal yaşamla etkileşimini irdeleyeceği bir sonraki eserlerini sabırsızlıkla bekliyoruz.

  • Telif Hakları © 2009
  • Ken Wiest
  • Tüm Hakları saklıdır. İzin ile kullanıldı.
İlk yayınlama: e-manet Sayı 15 (Ocak - Mart 2009), s. 19–21.