Ana içeriğe atla

Sitemiz işleyişi için sadece bu siteye ait çerez kullanmaktadır. Üçüncü parti çerez kesinlikle kullanılmamaktadır.
Daha bilgi edinin.

Kaynak

Onların Kayası Bizim Kayamız Gibi Değildir

Bir Dinler Teolojisi

Yayın Tarihi: 29.09.2020

Görsel
Their Rock is Not Like Our Rock Kitap Kapağı

Their Rock is not Like Our Rock: A Theology of Religions

Daniel Strange

Grand Rapids, Michigan: Zondervan, 2015

“Çünkü bizim Kayamız (Tanrımız) onların kayasına benzemez.” Daniel Strange, kitabının başlığını Yasanın Tekrarı 32:31’deki bu ilandan almıştır. Burada Tanrı İsrail halkının yönelmeye ayartıldığı tanrıların aciz olduğunu bildirir. Bu tanrılar bizim Tanrımız gibi değildir. Diğer “tanrıların”, diğer dinlerin yolundan gidenlerle ilgilendiğimizde nasıl hissediyoruz? Cevaplayamayacağımız sorulardan korkuyor muyuz? Onların hatalı olduğu noktalara meydan okuyarak kendi yolumuzun doğru olduğunu göstermeyi dört gözle mi bekliyoruz? Strange’in kitabı, imanlıların diğer dinlerle nasıl etkileşimde bulunması gerektiği konusunu işler. “Bunlar neden var?”, “Onlara yaklaşımımız nasıl olmalı?”, “Mesih’in eşsizliğini onlara karşı savunabilir miyiz?” gibi soruları yanıtlar. Strange bizlere inancımızı nasıl etkin savunabileceğimizi ve Kutsal Kitap’ın gerçeğine dair nasıl daha derin bir güvene sahip olabileceğimizi öğretir.

Strange Tanrı’nın dünyadaki tüm işlerinin iki kategori altında anlaşılabileceğini söyler: Tanrı’nın günaha karşı gazabı (Rom. 1:18-32) ve Tanrı’nın dünyayı kutsayan lütfu. Tanrı’nın kutsamaları, örneğin düzenli bir hükümet, bilim ve tıp alanındaki keşifler gibi, ortak lütuf dediğimiz şeylerde görülür. Tanrı’nın ruhsal kutsamaları, Mesih’e güvenenleri kurtaran ve kutsal kılan lütfunda görülür (Tit. 2:11). Günah her ne kadar insanoğlunu bireysel ve toplumsal veya ulusal yönden etkilese de Müjde de aynı ölçüde dönüştürür. Günahın etkileri büyüktür, fakat Tanrı’nın lütfu daha büyüktür (Rom. 5:12-21). Her iki gerçeği de anlamak bizlere diğer dinlerden olanlara Müjde’yi duyururken güven kazandırır. Müjde’nin dönüştürebildiğini de biliriz, insanların Tanrı’yla gerçek bir ilişkiye sahip olabilmek için Müjde’nin gerçeğine muhtaç olduklarını da biliriz.

İmanlılar da günahlı oldukları için dinleri fark etmeksizin diğer insanlarla aynı seviyededir. Kurtuluş için Tanrı’nın lütfuna gereksinimimiz vardı ve doğru düşünmek, karar vermek ve doğru hissedebilmek için buna hâlâ gereksinimimiz var. Maalesef diğer inançlardan bahsederken ukalalaşmak, bir dinle veya bu dine mensup kişilerle dalga geçmek kolay olabilir. Bir Hristiyan’ın bunu yapmaması gerekir. Aynı onlar gibi bizim de günahlı olduğumuzu anlamak bizleri alçakgönüllü tutar.  

Başka bir inancın takipçileriyle karşılaştığımızda, Mesih’in eşsizliğini savunmakta çoğunlukla isteksiz kalırız (Yu. 14:6; Elç. 4:12). Dünya dinlerini temel seviyede anlamak için çalışmalarda bulunacak, bu inançların teolojik değerlendirmesini yapacak ve Mesih’in eşsizliğini Kutsal Kitap’a dayalı gerekçelendirmeyle cesaretle ilan edebilecek bir alçakgönüllülüğe ve tutkuya ihtiyacımız var. Bir din teolojisine ihtiyacımız var. Din teolojisi, “insanlığın evrensel din tecrübesini yorumlamak üzere Hristiyan inancı ışığında dinin ne olduğunu ve neyi aradığını” sorar; “bunun ötesinde vahiy ile iman, iman ile din ve iman ile kurtuluş arasındaki ilişki üzerinde çalışır.”1

Bizler aynı zamanda çoğulculukla uğraşmaya da hazır olmalıyız. Çoğulculuk birden çok dini yolun geçerli olduğunu kabul eder. Çoğulcular kendi inançlarının diğer inançlardan daha “hoşgörülü” olduğu için daha iyi olduğunu savunur. Buna karşın çoğulculuk başarısız olmaktadır. “Birden çok yolun” hepsinin aynı ölçüde doğru olabileceğine inanmak mantıksal bir hatadır. İkincisi, çoğulcular “hoşgörülü” olmanın hariç tutan görüşten daha iyi olduğunu düşünür, fakat onların “hoşgörüsü” de “gizli bir hariç tutan inançtır”; kendileri “hoşgörünün” tek doğru görüş olduğuna inanırlar!

Din teolojisi, insanlığın evrensel din tecrübesini yorumlamak üzere Hristiyan inancı ışığında dinin ne olduğunu ve neyi aradığını sorar.

Dini etkin bir şekilde tartışmanın yolu genelde Müjde’nin savunulmasıyla başlamaz. İmanlı olmayan birçok kişi henüz Müjde’nin kendileriyle alakasını görememektedir. Bu nedenle kendi inançlarının tutarsızlıklarını kibarca ortaya koymak daha iyi bir yaklaşım olacaktır. Şu gibi sorular etkili olacaktır: “İnancın şu veya bu durumu nasıl ele alıyor? İnancının doğru olduğunu nereden biliyorsun? Bir olayı farklı yönden ele mümkün oluyor mu?”2 . Francis Schaeffer başkalarına gerekçelerimizi iletirken yumuşak huylu ve saygılı olmayı tekrar tekrar öğretmiştir (bkz. 1Pe. 3:15), çünkü muhtemelen onların inançlarının temellerini ortadan kaldırmak üzereyizdir. Bu temelin yerine sağlam bir müjde “kayası” yerleştirmeye hazır olmamız gerekir.

Strange dinlerin, insanoğlunun Tanrı’nın vahyine verdiği bireysel ve toplumsal putperest karşılıklar olduğunu yazmaktadır; dinler insanoğlunun kendi yoluyla Tanrı’yı bulma çabasıdır. Şeytan başka dinlerin kurulmasına ve yayılmasına güçlü bir şekilde dahil olur. Şeytan tek gerçek Tanrı’ya karşı çalıştığından bu bariz bir çıkarımdır! (1Yu. 4:1-4; 1Ti. 4:1-5). Dinler dünyayı anlamlı kılabilmek için Hristiyanlığa dair gerçeklerden bazı kısımları çalar. Bu nedenle diğer inançlar içlerinde doğru olan kısımlara sahip olabilir, topluma yararlı iyi işler sağlayabilirler. Fakat bu iyilik ve gerçek parçaları bizleri kör etmemeli ya da yanıltmamalıdır. Bunlar bizleri insanların gerçek Tanrı’yı ve gerçek yolu anlamasına yardım etmekten alıkoymamalıdır. Bizler Pavlus’un Atinalılara vaazını örnek almalıyız (Elç. 17). O her ne kadar Atinalıların inancıyla başlasa da (bilinmeyen Tanrı), onlara Mesih’i tamamen ilan etmiştir. Diğer inançlara mensup kişiler ihtiyaçları olan ve istedikleri şeyleri yalnızca Müjde’de bulabilirler.

Diğer dinlerin varlığı şu soruyu ortaya çıkarır: Tanrı kendini diğer insanlara farklı şekillerde mi vahyetti? Bunun cevabı “hayır”dır. Vahiy konusundaki Kutsal Kitap doktrinine dair sağlam bir anlayış bu tartışmanın temelidir. Tanrı kendini vahyetmeden Tanrı, Tanrı’nın varlığı, karakteri ve dünyadaki eylemleri konusunda sadece tahminde bulunabiliriz. Tanrı’nın vahyi sözeldi; O’na dair sahip olduğumuz bir “hissiyat” değildi. Vahiyi yazılmıştır; bu nedenle antlaşmaya dayalı ilişkimiz korunur ve başkalarına da öğretilebilir. Yazılı sözün yanında Tanrı, kendini yaratılışta (Mez. 19:1-6; Rom. 1:18-23; Elç. 14:16-17 ve 17:24-28) ve (benzeyişinin günah tarafından bozulmuş olmasına karşın; Rom. 2:13-15) insanın vicdanına açıklamıştır.  Tanrı’nın vahyi Hristiyan inancını diğer dinlerden ayrı tutar, çünkü farklı bir Tanrı’yı vahyetmektedir. Tanrı aşkındır, bu O’nun “yaratılıştan hiçbir ihtiyacı olmadığı” anlamına gelir. O ayrıca eşsizdir. O’nun gibi başka bir tanrı yoktur, aslında başka hiçbir tanrı yoktur. Tanrı mutlaktır, yani varlığının herhangi bir kaynağı veya dışarıdan aldığı bir desteği bulunmamaktadır. Bizler sınırlı (ve günahlı) olduğumuz için Tanrı’ya bağımlıyız; O’nun maksatlı yarattığı bu dünyayı anlayabilmek için vahyine ihtiyaç duyarız. Tanrı’nın vahyini (genelde diğer dinlerle) bozmuş günahlı ve özerk bakış açımızı düzeltmek için Müjde’ye ihtiyacımız vardır. Dinler, Tanrı’nın Kutsal Yazılar’daki ve doğadaki gerçek vahiylerini sahtekârca taklit eder. Bunlar bir şekilde Tanrı’yı bulma konusunda yapılan insan eseri teşebbüslerdir ve insanları O’na dair bozulmuş anlayışa teslim olmaya yönlendirir.

‘İyi’ imanın, imanın gücü nedeniyle değil, inanılan varlığın değeri nedeniyle iyidir.

Her birey günah olmasaydı kendini gerçek Tanrı’ya yönlendirecek bir “dini his”se sahiptir. Günah bunu önler. İnsanın Tanrı’yla ilişkisi “var olmayan” bir ilişki değildir, bozulmuş bir ilişkidir (Rom. 1:18-32). Günah Tanrı’ya yönelik meylimizi bozmuştur ve yerine başka şeyleri koymuştur. Daniel Strange “iyi” imanın, imanın gücü nedeniyle değil, inanılan varlığın değeri nedeniyle iyi olduğunu söyler. Bu “iyi iman” Kutsal Yazılar’daki gerçek, diri, Üçlü Birlik olan Tanrı’ya odaklanır. Kötü iman iyi bir varlık hakkındaki yalanlara inanır; imanlıların da başına gelebilen, Tanrı’ya dair yanlış görüşler de buna dahildir. Kötü iman, aynı zamanda gerçek tanrı olmayan bir şeye inanmayı da içerir. Tanrı’nın Kutsal Yazılar’da vahyettiği kimliği dışındaki tüm dinler kötü iman kategorisine girer; Tanrı’nın kimliğinin saptırılması veya O’nun yerine konulan ilahlarla ilgili yanlış görüşler söz konusudur. Bu sonucun ışığında diğer dinlere yaklaşımımızda insanların Tanrımızı tanımasını arzulayan tutumda olmalıyız. Açıklamalarımız Kutsal Kitap’a göre doğru olsa bile, başkalarını budala göstererek utandıran veya küçümseyen tavır takınmaktan kaçınmalıyız. 2. Timoteos 2:24-26 bizlere bir Hristiyan’ın diğer dinlerle uğraşırken sahip olması gereken harika özellikleri gösterir: kavgacı olmamak, şefkatle davranmak vs.

Bazı insanlar kendi dinlerini kendi kültürlerine en uygun din olduğu gerekçesiyle savunur. Hristiyan dünya görüşünün tek bir bağlama, örneğin Batı dünyasına bağlı olmadığını hatırlamamız gerekir. Kutsal Kitap’a uygun Hristiyanlık farklı kültürlerde yaşanabilir, çünkü dünyayı yaratan Tanrı, kültürleri aşkındır, onların kökenidir. Kültür, insanın Tanrı’nın Yaratılış 1:26-28’de buyurduğu yaratılış üzerindeki egemenliğini sürdürme yöntemidir. Tanrı her kültürün merkezi olmalı. Hristiyan dünya görüşünün alakasını sorgulayanlar, Kutsal Yazılar’da ve Mesih’te bildirilen Tanrı’nın vahyini doğru anlamamışlardır. Müjde herhangi bir insan grubu tarafından uygulanabilir. Hiçbir kültür Tanrı önünde, Tanrı hakkındaki kendi görüşlerini yaratma ve onları gerçek olarak etiketleme “hakkına” sahip değildir.

İmanlı olmayanlar karmaşık ve kafa karıştırıcıdır; diğer dinler de karmaşık ve kafa karıştırıcı olabilir. Onları tamamen anlayamayabiliriz, onlar da bizi tamamen anlamayacaklardır (1Ko. 2:13-16)! İmanlılar Hristiyan dünya görüşünün bazı görüşlerine inanıyor olabilir. Bu Tanrı’nın benzeyişinde bir kalmadır. İmanlı olmayanlar, görüşlerini anlamlı kılmak için imanlıların dünya görüşlerinden çalar; mantıksal olarak bunu yapmaları gerekir. Tanrı’nın vahyi yaşam, dünyamız, kültürümüz vb. için anlamın kaynağıdır. İmanlı olmayan kişinin Hristiyanlık temelli dünya görüşlerini fark ettikçe Müjde’nin eşsizliğini paylaşmak üzere açık kapılara sahip oluruz. Müjde’nin hayatı nasıl anlamlı kıldığını, önemli dünya görüşü sorularını (Ben kimim? Tanrı var mıdır? Dünyanın sorunu nedir? Bunun çözümü nedir?) nasıl cevaplar getirdiğini anlatabiliriz. İmanlı olmayanlarla konuşurken dünya görüşünün yalnızca zihinle alakalı değil, bir kişinin canıyla da ilgili bir mesele olduğunu, irade ve duyguları da kapsadığını aklımızda tutmalıyız. İnsanları dünya görüşü dağarcığımızla etkilemeye değil, Mesih’e kazandırmaya çalışmalıyız.

Strange diğer inançların nihai olarak bir putperestlik (“Tanrı olmayan” bir şeye veya Yahve’ye dair yanlış öğretilere inanma) örneği olduğunu söyler. Putperestlik, inanılan şey ne olursa olsun Tanrı’nın bakış açısından imansızlıktır. Yahve her zaman dünyanın egemenidir ve putlar O’nun egemenliğine sahte rakiplerdir. Eski medeniyetlerde insanlar taştan veya ahşaptan yapılmış putlara, yıldızlara, yaratıklara ve hatta insanlara dahi tapınmıştı. Günümüzdeki putlar belki böyle nesneler olmasa da onlar kadar gerçekler. Putlar korktuğumuz veya güvendiğimiz veya sahip olmamız gerektiğini hissettiğimiz şeylerdir. Putlar yalnızca nesneler değil, ilişkiler de olabilir. İnsanlar “egemen olmalarını” sağlayacaklarına inandıkları şeylere, onlara meşruluk ve anlam kazandıran şeylere “tapınırlar”. Putperestlik Tanrı’da bulunan dengeyi yok eder. Tanrı hem içkin hem de aşkındır, bu O’nun hem yaratılışın ve bizim “ötemizde” hem de “yakınımızda” olduğu anlamına gelir. Putperestlikte bu denge karışır; “Tanrı” yaratılıştaki bir şey haline gelir. Putperestlik Tanrı’ya bağlı olmayı reddeden ve hayatın merkezine insanı koyan bir arzudan kaynaklanır. Putperestlik gerçek Tanrı’nın yerinden edilmesi, tahrip edilmesi ve reddedilmesidir. İlginçtir ki bu anlayışa göre ateizm de putperestliktir. Ateistler “olmayan bir tanrıya” inanır, gerçek Tanrı’yı reddederler! Ateistler dahi tüm insanlar tapınmak ister ve yanlış dinlerle beraber gerçek Tanrı’yı saptırırlar (Rom. 1:18-23; 1Ko. 8:1-6).

Dinler teolojisinin anahtarı İsa’dır. Diğer dinler O’nu kabul etmese dahi onların da Rabbi’dir.

Dinler teolojisinin anahtarı İsa’dır. Diğer dinler O’nu kabul etmese dahi onların da Rabbi’dir. İsa’nın dirilen ve göğe yükselen Rab olarak kimliğini reddetmek putperestliktir. O insanın güvenine ve övgüsüne layıktır; O’nun reddedilmesi imansızlıktır ve Tanrı’nın gazabını çeker. Bu nedenle dünyada yalnızca iki gerçek dünya görüşü mevcuttur: Mesih temelli inanç ve “içi boş ve yanıltıcı” felsefelere dayanan inanç (Kol. 2).

Müjde, dinlerin tamamlamaya çalıştığı tüm arzuları tamamlar. Bununla beraber dinler buna bağlı olmak istemez. Müjde tüm diğer dinlerle yüzleşir ve onları yargılar. Müjde’nin temelleri dahi diğer inançlar tarafından kabul edilmemektedir: (1) insan Tanrı’nın suretini taşır, fakat aynı zamanda günahkardır; (2) insan dini eylemleri aracılığıyla kendini kurtaramaz; (3) Tanrı adildir, yani günahı cezalandırması gerekir; (4) Tanrı sever ve lütufkârdır, yani insanlığı kurtarmak için planını yürürlüğe koyar ve sürdürür; (5) İsa’nın ölümü ve dirilişi günah sorununu çözer (bazı dinler O’nun ölümüne dair tarihi kayıtları dahi reddeder) ve (6) İsa gerçek ve tam, hem Tanrı hem de insandır. Bu gerçekler ne diğer dinler ne de seküler kişiler tarafından kabul edilir. Diğer dinlerden kişilere Müjde’yi iletirken bunu hatırlamalıyız. Onlar Müjde’ye tartışarak veya öfkeyle karşılık verdiklerinde şaşırmamalıyız. Aynı zamanda Müjde’nin dinlerin cevaplamakta başarısız olduğu soruları da yanıtlayacağına güvenmeliyiz. İnsanın yüreğindeki soruları bulmak Müjde’ye kapı açar. Hiçbir dinin Müjde’ye giden bir sıçrama taşı olmadığını unutmamalıyız. Din gerçeği “bastırır” (Rom. 1:18). Tanrı, yargısında görkeminin görülmesi için yanlış dinlere izin verir. Tanrı, Müjde ile zıtlık içinde var olmaları için yanlış dinlere izin verir. Tanrı, kilisesini denemek ve düzeltmek için yanlış dinlerin var olmasına izin verir, öyle ki kilisesi gerçeği bilsin, ona tutunabilsin ve daha derinden güvenebilsin.

Aynı zamanda Tanrımız tüm inançlardan insanların O’nu, tek ve tek gerçek Tanrı’yı bulmasını arzulayan bir yüreğe sahiptir. Tüm insanların Kendisini tanıyabilmesi için büyük bir fedakârlıkta bulunmuştur. Bu büyük görevde bizim rolümüz yüreklerimizi ve zihinlerimizi, diğer inançlardan insanlarla iyi bir şekilde iletişim kurmaya ve Mesih’in “gerçek yaşam yolu” olduğunu ilan etmeye (Yu. 14:6) hazırlamaktır. Tanrı’nın onların durumuna dair anlayışımızı aydınlatması ve müjdecilikteki yaklaşımımızı güçlendirmesi ve alçakgönüllü hale getirmesi için dua edelim.

  • 1Jacques Dupuis, Toward a Christian Theology of Religious Pluralism (Maryknoll, New York:  Orbis, 1997), s.7’dan alıntılanır. Strange’in kitabında sayfa 41’de bulunur.
  • 2Greg Koukl, “The Columbo Tactic”, Stand to Reason, 28.02.2013,  https://www.str.org/w/the-columbo-tactic > (11.08.2020 tarihinde erişildi).
  • Telif Hakları © 2020
  • Ken Wiest
  • Tüm Hakları saklıdır. İzin ile kullanıldı.
İlk yayınlama: e-manet Sayı 60 (Ekim - Aralık 2020), s. 26–29.