Ana içeriğe atla

Sitemiz işleyişi için sadece bu siteye ait çerez kullanmaktadır. Üçüncü parti çerez kesinlikle kullanılmamaktadır.
Daha bilgi edinin.

Kitap

İtirazlar Ve Cevaplar Ekseninden İsa Mesih’in Tanrı Oğulluğu

Yayın Tarihi: 13.04.2021

Bu makale serisinin üçüncü ve sonuncusunda İsa Mesih’in Tanrı Oğulluğu ile ilgili karşılaştığımız ve Müslüman arkadaşlardan gelen bazı itirazları ele alıyorum. Önceki makalelerimde İsa Mesih’in Tanrı Oğlu olduğuna Kutsal Kitap açısından1 ve İznik-İstanbul İman Bildirgesi açısından2 baktım. Bu iki makale bu yazı için bir temel oldu. Şimdi bu temel üzerinden bu itirazları değerlendirelim.

İsa Mesih’in tanrılığı, Hristiyan teolojisinin en çok itiraz oluşturan konularından biridir.

İsa Mesih’in tanrılığı, Hristiyan teolojisinin en çok itiraz oluşturan konularından biridir. İsa Mesih’in kimliği aynı zamanda Hristiyan imanının özünü oluşturan öğretişlerden de biridir. Bu nedenle İsa Mesih’in hem Tanrı hem de insan olduğunu açıklamalıyız. Özellikle çevremizdeki Müslüman akrabalarımız, arkadaşlarımız, komşularımız İsa Mesih’in kimliğini anlamakta zorlanabilirler ve çeşitli itirazlarda bulunabilirler. Hristiyanlar olarak insanları sevdiğimize göre ve Tanrı’nın gerçeğini herkesin anlamasını ve sadece anlamakla kalmayıp bu gerçeği benimseyerek İsa Mesih’e iman ederek sonsuzluk boyunca bol yaşama kavuşmalarını istediğimize göre İsa Mesih hakkında neye inandığımızı, nasıl inandığımızı anlatmaya devam etmeliyiz.

Makalede İsa Mesih’in kimliğiyle ilgili olarak Tanrı Oğulluğuna odaklanacağız, fakat bu konu hem Üçlübirlik hem de beden alma konusuyla da bağlantılı olduğu için bunlara da kısmen değineceğim. Yine de bunların üzerinde fazla durmayacağım, çünkü tüm bu konuları detaylıca ele almaya çalışsak sanırım bir kitap yazmış oluruz. Ayrıca makalede İsa Mesih’in Tanrı Oğulluğu konusunda öne çıkan bazı itirazlara cevap vereceğim. Aynı şekilde, bütün itirazlara değinmek mümkün değil. Yine de burada yer verdiğim cevaplar aslında konuyla ilgili birçok başka itiraza cevap yolu gösterecektir. Nihayetinde temel gerçeklerimiz değişmiyor, sadece o gerçekleri değişik bağlamlara uyarlamamız gerekir.

İsa Mesih’in tanrılığından söz ettiğimizde Müslümanlardan ilk gelen itirazlardan biri Hristiyanların birden fazla tanrıya inandıkları oluyor. Özellikle Üçlübirlik inancından dolayı üç tanrıya inandığımız söyleniyor. İsa ve Hristiyanlık hakkında yazarken Müslüman İlahiyatçı Salih Akdemir Hoca, “Allah birdir, doğurmamıştır ve uluhiyetini hiç kimseyle paylaşmaz” demekle Hristiyanlığın Üçlübirlik öğretisini eleştirmektedir.3 Hâlbuki, Hristiyan inancı çok tanrılı bir inanç değil, tek tanrılı bir inançtır. Gerek Eski Antlaşma da olsun, gerekse Yeni Antlaşma da olsun Kutsal Kitap, Tanrı’nın tek Tanrı olduğunu ilan eder. Fakat, Hristiyan tek tanrı inancı İslam’ın tek tanrı inancından farklıdır. Biz, Baba’nın, Oğul’un (yani İsa Mesih’in) ve Kutsal Ruh’un Tanrı olduğunu söylerken üç ayrı tanrı olduğunu söylemiyoruz. Üçlübirlik olan tek Tanrı’yı ifade ediyoruz. Tanrı’nın varlığı, yani özü tektir. Bu varlığı, yani özü paylaşan üç uknum, yani kişi vardır. Kişi denince daha çok insan bireyler aklımıza gelir. İnsan bireyler, aynı insan doğasından olmakla beraber her biri birbirinden ayrı, bağımsız bedenleri, karakterleri, iradeleri, düşünceleri, duyguları olan kişilerdir. Tanrılığın özünü paylaşan üç kişi böyle değildir. Yani birbirinden ayrı olan, ayrı iradeleri, karakterleri olan, birbirinden kopuk kişiler değildir.  Üçlübirlik’teki, Baba, Oğul ve Kutsal Ruh tek doğaya, akla, iradeye ve güce sahiptir.4

Üçlübirlikteki her kişi aynı doğayı paylaşmakla beraber her birini belirgin kılan niteliklere sahiptir. Kapadokyalı Babalardan Basil bunu şöyle açıklar: Baba doğmamıştır ve Oğul ve Kutsal Ruh’un kökeni olarak bilinir.5 Oğul, Baba’dan doğar ve Kutsal Ruh, Baba’dan çıkar. Fakat üçünün belirgin özelliklere sahip olması, onları birbirinden kopuk üç kişi yapmaz. Çünkü üçü tek bir doğayı paylaşırlar. Oğul ve Kutsal Ruh’un Baba’dan gelmesi onları ikinci seviyeye düşürmez. Her biri tüm tanrısal niteliklere eşit derecede sahiptir ve üçü ezelde birlik içindedir.

Oğul ve Kutsal Ruh, Baba’dan gelmekle beraber kendilerini belirgin eden niteliklere sahiptir ama ayrı ayrı üç tanrı değillerdir.”

Benzetmeler ne kadar Üçlübirliği tam olarak ifade edemese de anlamımıza bir ölçüde yardım edebileceğinden Kilise babalarının da kullandığı bir benzetmeyle6 Üçlübirliği anlatmak isterim. Güneş’in dairesel, ışık ve ısı verici olduğunu görüyoruz. Işık ile ısı, dairesel yapıdan çıkmakla beraber kendilerini belirgin eden ayrı niteliklere sahiptir. Işık aydınlatır, ısı sıcaklık verir. Yine de Güneş’e baktığımızda üç Güneş var demiyoruz; tek Güneş’ten söz ediyoruz. Üçlübirlik de böyledir. Oğul ve Kutsal Ruh, Baba’dan gelmekle beraber kendilerini belirgin eden niteliklere sahiptir ama ayrı ayrı üç tanrı değillerdir. Üçü tek doğayı paylaşan tek Tanrı’dır; üçübir olan Tanrı’dır. Işık ile ısı Güneş’ten çıkmakla beraber, Güneş hiçbir zaman ışıksız ve ısısız olmamıştır. Dairesel yapı, ışık ve ısı ile her zaman birlikte var olmuştur. Aynı şekilde Baba, Oğul ve Kutsal Ruh her zaman, ezeli olarak birlikte vardır. Baba sonradan baba olmamıştır, Oğul da sonradan oğul olmamıştır. Baba ezelden hep Baba’dır ve Oğul’da ezelden hep Oğul’dur. Babalığın ve Oğulluğun başlangıcı ve sonu yoktur.

İsa Mesih’in Tanrı Oğulluğu’yla ilgili en çok karşılaştığımız ikinci itiraz, İsa Mesih’in Tanrı Oğlu olmasının fiziksel veya biyolojik oğulluk olarak anlaşılmasından kaynaklanır. Aslında bu anlayış günümüzde Müslüman ilahiyatçılar tarafından reddedilmekle beraber toplumumuzda yerleşmiş iddialardan biridir. Bu anlayışa göre Tanrı, insan olan Meryem’le bir ilişkiye girmiştir ve bu ilişkinin sonucunda Meryem gebe kalıp İsa’yı doğurmuştur. Hristiyanlar hiçbir zaman böyle bir şeye inanmamış ve savunmamıştır. Müslümanlar nasıl bunu Tanrı’ya küfür olarak görüyorlarsa, Hristiyanlar da bunu benzer şekilde Tanrı’ya karşı hakaret ve saygısızlık olarak görürler.

Müslüman ilahiyatçı Süleyman Akdemir Hoca, Kur’an açısından Allah’ın bir olduğunu ve doğurmadığını ve Allah’ın kendiyle ilahlığını paylaşan bir oğlu olamayacağını ifade etmektedir.7 Kutsal Kitap’a göre İsa Mesih’in Tanrı Oğlu olması Meryem’den doğmasıyla olmamıştır. Oğul, Baba’nın fiziksel edindiği bir çocuğu değildir. Yukarıda bahsettiğim gibi, Oğul ezelden Tanrı’dır ve Baba ile birliktedir. Fakat Oğul, insanların kurtuluşu için kendini alçaltmış, Meryem’in rahminde insan doğasıyla birleşerek insan olmuş ve dünyamıza gelerek aramızda yaşamıştır. Oğul’un insan olması, insanların doğması gibi erkek ile kadın arasındaki cinsel ilişki neticesinde oluşan bir gebe kalma olayı değildir. İsa Mesih, Meryem’den doğmuştur ama İsa Mesih’in fiziksel, biyolojik bir insan babası yoktur. Ezelde var olan Oğul, bakire Meryem’in rahminde Kutsal Ruh’un mucizevi etkinliğiyle Meryem’den alınan insan doğasıyla birleşmiş ve insan doğası almıştır. Yani, İsa Mesih, Meryem’den doğmadan önce de Tanrı Oğlu’dur. Meryem’den doğmakla insan bedenine bürünerek, yani insan yapısı alarak insanla özdeş olmuş, böylelikle insanın günahını üstlenebilir hale gelerek insanların kurtarıcısı olabilmiştir.

İsa Mesih kendisine iman edenleri gelip, diriltip, ebediyen birlikte olmak üzere yanına alacağını da vaat etmiştir.

İsa Mesih’in fiziksel bir babası olmadan mucizevi şekilde bakire Meryem’den doğduğunu ifade ettiğimizde Müslümanlardan gelen diğer bir itiraz ise, Adem de mucizevi şekilde hem de sadece babası olmadan değil, annesi bile olmadan yaratıldığına göre, İsa Mesih’in bu mucizevi doğumunun O’nun tanrılığını gösteremeyeceği şeklindedir. Gerçekten de, Tanrı, Adem’i ilk insan olarak, annesi ve babası olmadan, topraktan yaratmıştır. O’na yaşam soluğu üfleyerek yaşam vermiştir. Yani, Adem topraktan, yani yaratılan bir malzemeden yaratılmıştır. Tanrı onu diğer her şeyi yarattığı gibi Sözü aracılığıyla yaratmıştır ve ona yaşam vermiştir. Hâlbuki İsa Mesih’ten söz ettiğimizde durum farklıdır; Tanrı Sözü olan ezeli Oğul, Meryem’den alınan insan doğasıyla birleşmiştir. Bu Tanrı Sözü, Adem’i yaratan Söz’dür. İşte bu yaratıcı Söz beden alarak Meryem’den doğmuştur. Söz zaten yaşamdır, yaşamın kaynağıdır. Adem ise yaşamını yaratıcısından, yani Söz’den alır. Çünkü Adem yaratıktır, Söz ise yaratıcıdır. Diğer fark, Adem’in günah işlemiş ve öldükten sonra bedeninin yine toprağa dönmüş olmasıdır. İsa Mesih ise dirilmiş, göğe yükselmiştir ve oradaki tahtında oturmaktadır. Ayrıca İsa Mesih kendisine iman edenleri gelip, diriltip, ebediyen birlikte olmak üzere yanına alacağını da vaat etmiştir.8

Başka bir itiraz, İsa Mesih’in diğer peygamberler gibi Tanrı’nın Sözünü insanlara ileten bir peygamber olduğudur. İlahiyatçı Salih Akdemir’in yorumuna göre, İsa Mesih Allah’ın gönderdiği bir elçiden başka bir şey değildir.9 Diğer peygamberler Tanrı’nın mesajını insanlara iletmiştir ama İsa Mesih’te, Tanrı’nın Sözü beden alarak, insan olarak aramıza gelmiş, mesajı doğrudan kendisi iletmiştir. Mesajı iletmekle kalmamış, insanlara görünmeyen Tanrı’yı güçlü bir şekilde tanıtmıştır. İnsanların arasında yaşayarak Tanrı’nın sevgisini, karakterini, merhametini, insanlar için gayretini somut bir şekilde göstermiştir. Yuhanna’da dendiği gibi, “Söz, insan olup aramızda yaşadı… biricik Oğul’un yüceliğini gördük” (Yu. 1:14). İbraniler mektubu da bunu çok açık ortaya koyar: “Tanrı eski zamanlarda peygamberler aracılığıyla birçok kez çeşitli yollarla atalarımıza seslendi. Bu son çağda da her şeye mirasçı kıldığı ve aracılığıyla evreni yarattığı kendi Oğlu’yla bize seslenmiştir. Oğul, Tanrı yüceliğinin parıltısı, O’nun varlığının öz görünümüdür…” (İbr. 1:1-3).

Tanrı Oğlu İsa Mesih’in ezeli Tanrı olduğu konusunu önceki iki makalemde genişçe ele almıştım. Yine de kısaca değinmek gerekirse, Tanrı  Oğlu, Tanrı’nın Sözü, Tanrı özüne sahip, Tanrı’nın bütün doluluğuna sahip, Tanrı yüceliğinin parıltısı, Tanrı varlığının öz görünümü, bilgeliğidir; ışıktan ışıktır. Baba Tanrı, Sözü aracılığıyla evreni yaratmıştır. Söz’ün yaratma kabiliyeti vardır. Yaratma kabiliyeti ise sadece Tanrı’ya aittir. O zaman Söz Tanrı’dır. Fakat, Söz ikinci bir tanrı değildir. Söz, Tanrı’nın aklından, derin düşüncelerinden ezeli kaynaklanır. Söz, Tanrı’nın bizzat doğal imgesidir. Fakat ezelde vardır, sonradan oluşmamıştır. İnsanın sözüyle, ruhuyla tek bir insan olması gibi, Tanrı da Sözü ve Ruh’la ezelde birlikte tek Tanrı’dır.

İsa Mesih’in Tanrı Oğulluğuyla en çok karşılaştığımız itirazlardan biri de, İsa Mesih Tanrıysa nasıl insan gibi yemek yedi, yoruldu, uyudu; yani insan olarak hareket edip yaşadı itirazıdır. Çünkü doğal olarak insan olmanın belirli sınırlılıkları var ama Tanrı açısından baktığımızda o sınırlılıklar Tanrı’yı sınırlayamaz. Salih Akdemir Hoca’ya göre İsa Mesih açıkça insandır, yemek yemesi bunun en açık delilidir. Dolayısıyla, insana ait özellikler Allah’a isnad edilemeyeceğinden, İsa Mesih Tanrı olamaz.10

Biraz önce ezeli Tanrı olan Oğul’un, insan bedenine bürünerek Meryem’den doğarak aramızda yaşadığına değinmiştim. İsa Mesih beden aldığında, İsa Mesih kişisi olarak hem tanrısal doğası hem de insan doğası vardı. Tamamen Tanrı olduğu gibi tamamen de insandı. Bu kulağa imkânsız geliyor ama Tanrı için mümkündür, Tanrı’nın yapamayacağı hiçbir şey yoktur. Çünkü O gücü her şeye yetendir. Bu iki doğa biraraya geldiğinde birbirine karışmadı, değişmedi, birbirinden ayrılmadı, bölünmedi. Bazen bu iki doğanın birleşmesini fiziksel iki malzemenin birleşimi gibi yorumluyoruz; yani, fiziksel iki malzemenin fiziksel, kimyasal ya da biyolojik açıdan birbirleriyle reaksiyona girmesi gibi düşünebiliyoruz. Böylece sanki üçüncü bir malzeme ortaya çıkmış oluyor. Hâlbuki İsa Mesih yaratılan iki malzemenin kaynaşımı, alaşımı değil. Tanrısal doğa ile insan doğası birlikte ama bu iki doğa dünyasal iki malzeme gibi birbirini etkilemiyor. Tıpkı ışığın ışık niteliğini kaybetmeden, yeryüzünün de kendi niteliğini kaybetmeden bu iki doğanın bir araya gelmesi, ışığın yeryüzünü etkilemesi gibi, İsa Mesih’te de tanrısal doğa ile insan doğası birbirini değiştirmeden birleşir. Yani İsa Mesih’in tanrısal doğası, insan doğasını ortadan kaldırmaz ve benzer şekilde insan doğası tanrısal doğasını ortadan kaldırmaz. İsa Mesih’in iki doğası olmakla beraber O tek bir kişidir. Dolayısıyla insan doğası gereği acıkır, susar, yorulur, uyur vb. Benzer şekilde tanrısal doğası da mucizeler yapar, doğaya hükmeder, günahları affeder vb. Tüm bunlar beden alan İsa Mesih kişisinin gerçeğidir.11

İsa Mesih’in iki doğası vardır: Tanrısal doğası ve insan doğası.

İsa Mesih’le ilgili itirazlardan biri de O’nun diğer insanlardan farklı olmadığı iddiasıdır. Örneğin, Yuhanna 20:17’de İsa, “Bana dokunma!” dedi. “Çünkü daha Baba'nın yanına çıkmadım. Kardeşlerime git ve onlara söyle, benim Babam'ın ve sizin Babanız'ın, benim Tanrım'ın ve sizin Tanrınız'ın yanına çıkıyorum.” İsa Mecdelli Meryem’le konuşurken Tanrı’yı öğrencileri gibi kendi Tanrısı olarak görür. Dolayısıyla İsa Mesih de diğer insanlar gibi Tanrı’nın kuludur. 

Yukarıda açıkladığım gibi, İsa Mesih’in iki doğası vardır: Tanrısal doğası ve insan doğası. Tanrısal doğası açısından Baba Tanrı ile aynı doğayı paylaşmaktadır. Yine yazımın başlarında değindiğim gibi Baba, Oğul ve Kutsal Ruh aynı tanrısal doğayı paylaşan tek Tanrı olmakla beraber, birbirlerini belirgin kılan bazı niteliklere sahiptirler. Bunlardan biri Baba’nın köken olmasıdır. Oğul’un da Baba’dan ezeli doğmuş olmasıdır. İsa Mesih’in, Baba Tanrı’ya Baba diye hitap etmesi ontolojik olarak O’ndan ezeli doğmasıdır. Öğrencilerin Baba Tanrı’ya Baba diye hitap etmesinden farklıdır. Tanrı hem insanların yaratıcısı olması açısından Babamız’dır hem de bizi kendisine iman edenleri çocukları olarak kabul etmesi açısından Babamız’dır. Bu nedenle öğrencilerin Baba’ya hitabı ile İsa Mesih’in Baba’ya hitabı birbirinden farklı temele sahiptir.12

İsa Mesih’in diğer doğası insan doğasıdır. İsa Mesih insan doğası alarak kendini Baba’nın önünde alçaltmış ve insan olarak insanlığa örnek bir insan olarak Baba’ya boyun eğen bir yaşam sürdürmüştür. İsa Mesih’in insan doğası açısından Baba Tanrı, O’nun Tanrısı’dır. Aksi halde her şeyiyle tam ve örnek, öncü bir insan olamazdı. O zaman da insanları başarıyla temsil ederek onların yerine kendini sunamaz, onları kurtaramazdı. Fakat İsa Mesih Baba Tanrı’nın önünde mükemmel bir insan olarak yaşayarak ve çarmıhta ölerek insanlara günahın mahkûmiyetinden kurtuluş yolu sağlamıştır. Dolayısıyla Baba Tanrı, İsa Mesih’in insan hali yönünden Tanrısı’dır. Öğrencilerin de aynı şekilde insan hali yönünden Tanrısı’dır. Bu nedenle İsa Mesih’in Baba Tanrı’ya kendisi ve öğrencileri açısından Tanrı olarak hitap etmesini bu açıdan değerlendirmeliyiz.13

İsa Mesih için öne sürülen itirazlardan biri de, Tanrı’nın insan beden almasının onun tanrılığına yakışmadığına dair bir iddiadır. Süleyman Hoca’nın değerlendirmesine göre Allah’ın insanlarla uzlaşması için Oğlu’nu çarmıhta kurban etmesi (ki bunun için beden alıp insan olması gerekir) saçmalıktır.14 Kutsal Kitap bize, Tanrı’nın insanı kendi benzerliğinde ve görüntüsünde yarattığını söyler. Kutsal Kitap’ta, yaratılan başka hiçbir şeyin böyle olmadığını görüyoruz. Dolayısıyla insanın yaratılışın tacı olduğunu söyleyebiliriz. İnsanlık Tanrı için çok önemlidir. Tanrı aynı zamanda yarattığı insanlarla ilişki içinde olmak isteyen ve kendisini onlara açıklayan Tanrı’dır. İnsanların kendisini tanımasından hoşnut olur. Tanrı sadece İsa Mesih yoluyla değil, daha önce de insanlarla konuşmuştur. Yanan çalı şeklinde Musa’ya görünmüş ve onunla konuşmuştur. Tapınakta En Kutsal Yer’de Antlaşma Sandığı’nın üzerinde varlığıyla bulunmuştur, böylece İsraillilerin arasında kalmıştır. Mısır’dan Çıkış sırasında bulut içinde İsrailliler’e yol göstermiştir. Şimdi de beden alarak insan olup insanların arasına gelmiştir ve onlarla konuşmuş, onlara kendini daha yakından tanıtmıştır. Bu nedenle Tanrı’nın beden alıp insanlara görünmesi, Tanrı’nın önceki yaptıklarıyla ve karakteriyle uyumludur.15

Doğal olarak Tanrı’nın kutsallığının bunu mümkün kılamayacağını düşünebiliriz. Tanrı kutsal olduğundan günahtan tiksinir ve insan doğası maalesef Adem'in günahından dolayı günahlıdır ancak Kutsal Ruh'un korumasıyla İsa Mesih günahlı bir insan doğası almamıştır. Tüm yaşamı boyunca da günah işlememiştir (İbr. 4:15).

Oğul’un beden alması onun tanrılığını ortadan kaldırmaz veya sınırlayamaz.

Diğer bir nokta ise, yukarıda açıkladığım gibi, Oğul’un beden alması onun tanrılığını ortadan kaldırmaz veya sınırlayamaz. İsa Mesih Tanrı olarak, tanrılığın bütün doluluğuna sahiptir. Tanrı’nın tahtta oturması O’nun tanrılığını ortadan kaldıramayacağı gibi, beden alması da O’nun tanrılığını ortadan kaldıramaz. Taht gökte bulunsa bile neticede Tanrı’nın yarattığı bir şeydir. Tanrı tahtta otururken bütün yaratılışa hükmettiği gibi, beden aldığında da tanrılığını sürdürür. Yaratılan hiçbir şey Tanrı’yı sınırlayamaz. Tanrı zamana ve mekâna bağımlı değildir.16

Özetlemek gerekirse, Hristiyanlar üç tanrıya değil, aynı doğayı paylaşan ve Üçlübirlik olan tek Tanrı’ya inanırlar. Baba, Oğul ve Kutsal Ruh aynı özü paylaşan ama her birinin kişiliği olan tek Tanrı’dır. Oğul, Baba’dan ezeli doğan Tanrı’nın her zaman var olan Sözü’dür. Söz, bakire Meryem’in rahminde insana bürünerek, insan bedeni alarak dünyaya gelmiştir. İnsan olduğu için insanların temsilcisi olabilir ve onların günahına kefaret olabilir. Söz beden aldığında bütünüyle insan olmuştur ama bütünüyle tanrısal doğasını da korumuştur. Bu iki doğa İsa Mesih kişisinde birbirini yok etmeden biraraya gelmiştir. O nedenle İsa Mesih hem bütünüyle insandır hem de bütünüyle Tanrı’dır.

Tanrı Sözü beden alıp insanların arasına gelip yaşamıştır ve Baba Tanrı’yı tanıtmıştır. Çarmıhta insanların yerine ölerek onların günahları uğruna kendini kurban olarak sunmuştur. Ne kadar yüce bir Tanrımız var! Ne kadar büyük bir sevgi! Tanrı olduğu halde insanlar için kendini bu kadar alçaltan Tanrı sonsuzluk boyunca övülmeye ve yüceltilmeye layıktır!

  • 1Murat Bağır, “İznik-İstanbul İman Bildirgesi Ekseninden İsa Mesih’in Tanrısal Oğulluğu”, e-manet, Sayı 59 (Temmuz-Eylül 2020), s.15-19.
  • 2Murat Bağır, Kutsal Kitap Ayetleri Ekseninden İsa Mesih’in Tanrı Oğulluğu”, e-manet Sayı 60 (Ekim-Aralık 2020), s.14-19.
  • 3Salih Akdemir, Kitab-ı Mukaddes ve Kur’an-ı Kerim’e Göre Hz. İsa (İstanbul, Türkiye: Kuramer, 2017), s. 184.
  • 4Kevin Giles, The Orthodox Doctrine of the Trinity (Priscilla Papers 26:3 (Summer), 2012).
  • 5Philip Kariatlis, “St. Basil’s Contribution to the Trinitarian Doctrine: A Synthesis of Greek Paideia and the Scriptural Worldview”, Phronema, Cilt 25, 2010, s. 64.
  • 6Sara Husseini, Early Christian Explanations of the Trinity in Arabic in the Context of Muslim Theology, doktora tezi, (Birmingham Üniversitesi, Büyük Britanya, 2011), s. 234.
  • 7Akdemir, s. 183.
  • 8Reda Samuel, Is Christology Shirk? The Incarnation of Christ in Arabic Christian-Muslim Encounter (A.D. 750 – A.D. 1050), doktora tezi, (Fuller Teolojik İlahiyat Fakültesi, Pasadena, Kaliforniya, 2014), s. 308.
  • 9Akdemir, s. 181.
  • 10A.g.e., s. 183.
  • 11Najib Awad, Orthodoxy in Arabic Terms: A Study of Theodere Abu Qurrah’s Theology in its Islamic Context (Berlin: Walter de Gruyter, 2015), s. 342-344.
  • 12A.g.e., s. 328-330.
  • 13A.g.e., s. 328-330.
  • 14Akdemir, s. 184.
  • 15Awad, s. 378-379.
  • 16Mark Beaumont, Christology in Dialogue with Muslims: A Critical Analysis of Christian Presentations of Christ for Muslims from the Ninth and Twentieth centuries, doktora tezi (Open Üniversite, Milton Keynes, Büyük Britanya, 2002), s. 52.
  • Telif Hakları © 2021
  • Murat Bağır
  • Tüm Hakları saklıdır. İzin ile kullanıldı.
İlk yayınlama: e-manet Sayı 62 (Nisan - Haziran 2021), s. 5–10.