Ana içeriğe atla

Sitemiz işleyişi için sadece bu siteye ait çerez kullanmaktadır. Üçüncü parti çerez kesinlikle kullanılmamaktadır.
Daha bilgi edinin.

Kitap

John Wesley Müjdesel Hristiyanlığın Dostu mu, Düşmanı mı?

  • Çiğdem Özbek

Yayın Tarihi: 05.07.2012

Bu sorunun yanıtı, söz konusu kişinin teolojik görüşüne bağlıdır. Kuşkusuz Wesleyci gelenekten olan biri, kahraman tanrıbilimciler mabedinin başına Wesley’i koyacaktır. Tam tersine, geleneksel Calvinci çizgide olan biri ise, Wesley’i onaylamayan bir bakışa sahip olacaktır. Bu varsayımsal duruş, yalnızca Wesley ve Metodizm hakkında (her iki tanrıbilimsel bakış açısıyla da) yazılan kitaplardan değil, iki taraftan gelen tanrıbilimsel incelemelerinden de kaynaklanır.

Hem Reformcu hem de Wesleyci yazarlar uzun zamandan beri Calvincilerle Arminyusçu Metodistlerin karşılıklı husumetlerini kaydetmişlerdir.1  Örneğin, gezgin bir Metodist vaiz olan John Pawson, 1785’te Charles Atmore adındaki bir adama Ayr kasabasında başlayan yeni bir çalışma hakkında şöyle yazmıştır: “Umarım orada, İskoçya’da hüküm süren Calvinci iblisin bir kez daha kapayamayacağı bir kapı açılmıştır.”2  Diğer taraftan, Hollandalı rönesans adamı Abraham Kuyper şöyle yazmıştır:

Metodizmin Reformcu Kiliselerimizde büyük kargaşa yaratması acıdır. Çünkü bazı kiliselerimizi o kötü zamanda ‘yeniden doğma’ ile ‘iman etmenin’ aynı şey olduğunu varsaymaya yönelten de Metodizmin etkisiydi, öyle değil mi?”3

Bu tür iftiralar, “öteki” olan biri veya bir şeye karşı önyargılardan kaynaklanırlar ve dahası, daha derin bir hastalığın belirtileridirler. Belirli kilit doktrin farklılıkları, iki taraf arasında kinin köklenmesine neden olmuştur.

Benim amacım, Wesley’in düşüncesinin bazı kilit yönlerini kısa ve öz bir şekilde incelemektir.

Entelektüel dürüstlük ve eksiksiz açıklama yapma adına, kendimi Reformcu düşünce ve eylem içinde biri olarak tanımlamak benim görevim; dolayısıyla, şimdi yapacağım inceleme bu bakış açısından olacaktır. Yine de, Wesley ile onu izleyenlerin belli vurgularına ve bakış açılarına sempati duymuyor değilim ve belli bir düzeyde onlarla aynı fikirdeyim. Ancak, Wesley değil de Wesleyci görüşten olan bazıları, tanrıbilimci karşıtları tarafından en sık ve en sesli şekilde hakarete uğrayanlardır. Bu nedenle ben sadece Wesley’e odaklanmaya ve onun tanrıbilimsel olarak ortaya çıkardığı ürün nedeniyle dikkatimin dağılmamasına çaba göstereceğim. Burada benim amacım, Wesley’in düşüncesinin bazı kilit yönlerini kısa ve öz bir şekilde incelemek ve oradan da var olan soruya bir cevap bulmaya çalışmaktır.

 

Iraksak Doktrinler

John Wesley, her zaman İngiltere Kilisesi’ne sadık kaldı ve bu nedenle onun barındırdığı inanışlardan ve uygulamalardan bol bol beslendi.4  Yine de, tanrıbilimin birçok alanında, Wesley, en çok Reformcu geleneğin İngiliz veya Püriten versiyonuna benzemektedir.5  Bir anlamda Wesley ile Püritenlerin değer ve inanç sistemdeki (ethoi) benzerlik, en çok Hristiyanlığı yaşayış biçimleriyle, yani Müjde’nin günlük hayatlarındaki yansıması hakkındaki öğretişlerinde dikkat çeker.6  Dolayısıyla, Wesley tanrıbilim açısından bir derlemeciydi.  Westminster Kısa İlmihali’ni kullanmasıyla bu ortaya çıktı. Ne var ki içinde özellikle seçilmişlik, önceden belirlenme ve sona kadar dayanma konularına ilişkin çıkardığı maddeler ve yaptığı düzeltmeler bulunuyordu. Püriten eserleri kısaltırken Wesley, “bu hayatta kutsallaşmayı haddinden fazla kısıtlayacak” içeriği dışarıda bırakmakta kararlıydı.7

 

Önceki Lütuf 

(İng. Prevenient Grace)

Wesley, Püriten ve Reformcu çizgide olduğu gibi, insanın lütfa karşılık vermek için bile Tanrı tarafından muktedir kılınması gerektiğine inanıyordu; bütün insanlar, günah nedeniyle Tanrı’dan ayrı düştüklerine göre, “Tanrı’nın kurtaran veya yargılayan lütfunu kabul etmek veya reddetmek için öncelikle Tanrı’nın verdiği lütfa ihtiyaç duyarlar”.8  Bu evrensel lütuf, “her insana bir miktar ‘özgür irade’yi geri verir’”, böylece insanlar Tanrı’nın onlara sunduğu lütfa imanla karşılık verebilirler. Üstelik insan “sorumlu bir ahlaki aracı haline gelir”.9  Püriten Richard Baxter, benzer bir “genel lütuf” yönünde ısrar etti; kuşkusuz bu Wesley’in, önce lütfun verildiği düşüncesinin öncüsüydü. Buna karşın, Reformcu gelenek içindeki birçok kişi10  Wesley’in Pelagiusçuluğa kapı açtığını veya bir başka deyişle, aslında seçilmişliğe belli derecelerde izin verdiğini iddia eder.11

Wesley’in önceki lütuf doktrini, Romalılar 3:11-12 ayetlerindeki açık öğretişe karşı geliyor gibi görünür.

Wesley’in önceki lütuf doktrini, Romalılar 3:11-12 ayetlerindeki açık öğretişe karşı geliyor gibi görünür. İnsan ya tamamen yoksundur ya da değildir. Elbette, tamamen yoksunluk (İng. total depravity) insanın olabildiğine kötü olduğu anlamına gelmez, sadece kendi kurtuluşuna en ufak bir katkıda bile bulanamayacağı anlamına gelir. Wesley’in önceki lütuf kurgusunda, böylesi bir lütuf Tanrı’dan sayılır; ancak buna karşılık verme olasılığını da barındıracak bir şekilde genişletilmiştir. Bu, onu önceden belirlenme ve seçilmişlik konularındaki Reformcu doktrinlerden radikal bir şekilde ayırır (Ef. 1:4,11; 2Ti. 2:10; Va. 5:9). Burada sorulması gereken soru şudur: Eğer insan tamamen yoksun ve umutsuzsa ve eğer herkes Wesley’in varsaydığı gibi her şeyden önce lütuf görüyorsa, neden herkes buna karşılık vermiyor (yani, kabul etmiyor)? Üstelik, Wesley’in kurgusunda, kurtuluş “topu” tamamen insanın elindedir ve bireysel mantık ile inceleme ve karar verme, bizi ya Mesih’teki güvenceye doğru ya da O’na karşı yönlendirebilir. O halde lütuf bunun neresinde?12

Kabul edildiği gibi, Wesley önceden belirlenme görüşünden kuşku duyuyor, bunun Hiper Calvinci açılımları olacağını ve böylece Müjde’nin vaaz edilmesini sınırlayacağını düşünüyordu; haklı olarak Tanrı’nın karşılıksız sunduğu lütfun herkesi kapsadığında ısrar ediyordu.13  Oysa ki korkuları şimdiye kadar büyük ölçüde temelsiz kaldı, çünkü Reformcu gelenekten olan imanlılar misyolojik gelişmelerin uç noktasında olageldiler ve Müjde’yi yayma gayretleriyle örnek oluşturdular. Wesley’in kendi deneyiminde, bu müjdeleme mentalitesinin ilk elden örnekleri Calvinci dostu ve çalışma arkadaşı George Whitefield’le14  ve Howell Harris, Daniel Rowland ve William Williams gibi gününün Gal Calvinci Metodist liderleriyle somutlaştı.15

 

Vaftizle Yeniden Doğma

(İng. Baptismal Regeneration)

Wesley, bebek vaftizini kilise yaşamının bir normu olarak gördü. Vaftizi açıkça bir “yeni doğuş” ve Tanrı’nın yenilemesine yapılan bir benzetme olarak görüyordu.

Kendisini İngiltere Kilisesi’nin bir kolu olarak gören Wesley, doğal olarak bebek vaftizini kilise yaşamının bir normu olarak gördü. Vaftizi açıkça bir “yeni doğuş” ve Tanrı’nın yenilemesine yapılan bir benzetme olarak görüyordu.16  Oysa açıkça kişi Ruh’tan değil de sudan doğduysa, yeniden doğmuş olmayabileceği düşüncesine de olanak tanıyordu.17  Wesley vaftiz yıkamasının gerçekten de ilk günahın pisliğini ortadan kaldırdığını kabul ediyordu. Bu yolla, vaftiz olan bir bebek, bilerek günah işleyene kadar kusursuz oluyordu. Dahası, vaftizle birlikte çocuğun zihni ahlaki olarak, geçici de olsa bir “tabula rasa”, yani üzerine hiç yazı yazılmamış bir levha haline geliyordu.

Her ne kadar vaftizle yenilenme bazı Hristiyan çevrelerde kabul görse de, geleneksel Reformcu bakış açısıyla vaftiz, bu töreni sadece insanın yüreğine zaten dökülmüş göksel lütfun yaptığı yeniden doğuşun sembolik bir göstergesi olarak kabul edildi, böylece günahın ortadan kaldırılmasında kendi başına etkili değildi. Vaftizle gelen yenilenme doktrininden doğan olası tehlike, ölüm döşeğindeki bir tek “yıkama”nın, sefahate düşkün, özensiz sürdürülen bütün bir yaşamın ardından kesin bir kurtuluşa kavuşma anlamına gelmesi olarak görülebileceğidir; üstelik kurtuluşun özü (imanla aklanma) muhtemelen bir tarafa bırakılıp yerine, Roma Katolik Kilisesi’nde yapılan, ölüm döşeğinde bedene kutsal yağ sürülmesi törenine benzeyen bir umut yerleştirilmektedir.  Bir başka deyişle, ölüm döşeğinde olunsun olunmasın, törenin kendisi kurtarış sağlayan bir eylem olarak görülebilir. Ayrıca, imanın nesnesi, Mesih ve onun eylemi yerine vaftiz töreninin kendisi haline gelebilir.

Antlaşmasal (İng. Covenantal) Reformcu çevrelerde bile, tıpkı İsrail’de bebeklerin sünnetle topluluğa dahil edilmeleri gibi (Yar. 17:9), vaftiz aracılığıyla bebekler imanlı topluluğuna dahil edilirler. Üstelik bu törene eşlik eden bir yenilenme kavramı da yoktur; bu sadece bir antlaşmaya dahil edilme törenidir. Kişi, bütün ev halkının (inanan, yani seçilmiş, anne babaların bütün çocuklarının da kurtulmuş olduğu) kurtulması kavramını kabul etmiyorsa, bir bebek (veya aynı nedenle herhangi biri) kurtuluşa kavuşmuş addedilemez. O halde, Reformcu çerçeveden bakıldığında Wesley’in vaftizle yenilenme doktrini açıkça sorunludur. Yine de Reformcu tarafın vaftizle, vaftizin önemiyle ve zamanlamasıyla ilgili farklı anlayışlara sahip olduğu kabul edilmelidir; bu farklı görüşler en azından Püritenlere kadar uzanmaktadır.

 

Kutsallaşma, İkinci Dönüm Noktası Deneyimi ve Yetkinlik

(İng. Sanctification, Second Crisis Experience and Perfection)

Wesley, bir anda olan “tam kutsallaşma” ya da olanak tanır.

Harald Lindström,  kutsallaşma sürecinin Wesley’in İsa Mesih aracılığıyla kurtuluş doktrininin olmazsa olmaz (sine qua non) bir parçası olduğuna dikkati çeker.18  Bununla beraber Wesley, bir anda olan “tam kutsallaşma” ya da olanak tanır.19  Bu tabii ki, yaşamında günahsız yetkinliğin mümkün olabileceğini öğrettiği yönündeki suçlamaları alevlendirmiştir. Monk bir yandan Wesley’in, kutsallaşmanın Hristiyan yaşamı için aşama aşama gerçekleşen doğasını vurguladığını işaret ederken, bir yandan da tam kutsallaşmayı “bütün imanlılar için bir olasılık ve hedef” olarak ele aldığını kaydeder.20  Aslında John Wesley, kardeşi Charles’a yazdığı bir mektubunda şöyle demiştir: “Sen Tanrı’nın seni özellikle çağırdığı kendi yolundan git. Bir anda gerçekleşen bereketi (kutsallaşmayı) vurgula: O zaman benim kendi özel çağrım olan, Tanrı’nın aşama aşama gelişen kutsallaştırmasını icra etmek için daha çok zamanım olacak”.21  Ne var ki, Wesley’in ahlaki yetkinliği, istemeden veya bilmeden işlenen suçlar ölçüsünde yetkin değildi.22  Dolayısıyla, Wesley açısından, yaşamında bildiği bir günahı (bilinen yasaya aykırı ve bile bile işlenen suçlar) olmayan biri “sevgisi yetkinleşmiş” veya “tamamen kutsallaşmış” sayılabilirdi.23

Wesley’in – her ne kadar tövbe ve iman sonucunda ortaya çıksa da – aşama aşama gerçekleşen kutsallaşma sürecinde bir dönüm noktası deneyimi beklentisi, en azından Reformcu görüşe göre tanrıbilimsel bir Pandora kutusunun kapağını açmaktadır. Birçok Hristiyan, gerçekten de imanlı hayatlarında kendilerini ileri sürükleyecek “uyanış” deneyimleri yaşarken, ruhta ikinci bir dönüm noktası deneyimini kurallaştırmak, etkin bir şekilde Hristiyanlık içinde tanrıbilim açısından bazı şeylere sahip olanlar ile olmayanlar arasında bir sınıf sistemi inşa eder. Böyle bir sistemde olgun olanlar ile olmayanlar, ruhsal olanlar ile benliğe uyanlar, hatta güçlendirilmiş olanlar ile zayıf insanlarımız olacaktır.24

Tanrıbilimsel anlayışı yakın olan biyografici Heitzenrater bile şöyle der: “…Wesley, zaman zaman Hrıstiyan’ı tarif ederken bazı niteliksel ayrımlara ve seviyelere izin vermeye başlamaktadır.”25  O halde, Wesley’in tanrıbilimsel açıdan ortaya çıkardığı bazı ürünlerinin (özellikle Pentikostçu ve Karizmatik çevrelerde) bu düşünceleri popülerleştirip etkin hizmetin temeli haline getirmesi şaşırtıcı değildir.26  Yine de, Max Turner ve Michael Green gibi Karizmatik bilginler, sonradan gelen klasik Pentikostçu paradigmaların iki düzeyli Ruh alma modeline ikna edici bir şekilde karşı gelmişlerdir.27  Green bunu şöyle ifade etmiştir:

Ama normalin altındaki bir Hristiyan hayatından normal olana doğru değişimi, iki düzeyli bir doktrin başlaması için gerekli hale getirme hatasına düşmeyelim. Kutsal Ruh’la vaftiz olma, bütün Hristiyanların ortak payıdır. Yeni Antlaşma’nın hiçbir yerinde Hristiyanlara onu beklemeleri, onu aramaları veya yüreklerine almaları söylenmemiştir.28

Bu görüş, elbette, Kutsal Ruh’la dolmayı dışlamaz, aslında Hristiyanlar “Kutsal Ruh’la dolu olmaya” teşvik edilirler (Ef. 5:18). Bu yolla, yeniden doğmayla meydana gelen Ruh’la, itaatkâr ve bağımlı olmanın (Gal. 5:25) izlediği tekrarlanan bir şekilde (Elç. 4:8; 7:55) meydana gelebilecek, hatta meydana gelmesi gereken bir anda dolma arasında bir ayrım yapılmış olmaktadır.

John Wesley’in kendisi itaatkâr ve etkin Hristiyan yaşamı için ikinci bir dönüm noktasını teşvik etti.

John Wesley’in kendisi itaatkâr ve etkin Hristiyan yaşamı için ikinci bir deneyimin gerekliliğini önermiş olmamasına rağmen, ikinci bir dönüm noktasına olanak tanıması ve bunu teşvik etmesi, onun doktrininin izinde olanların arasında bir yanlışa sürüklenmeye neden oldu. Wesley’in, ikinci dönüm noktası deneyimi öğretişinin beklenmedik sonuçlarından biri de, yukarıda sözü edilen günahsız yetkinlik düşüncesiydi. Wood’un ifade ettiği gibi, Wesley bu doktrini reddetti ve herkesin lütufta büyümeye devam etmeye ihtiyaç duyduğunu savundu.29   Wesley açısından bu şöyleydi:

Her zaman, Tanrı’nın bir anda gerçekleşen işiyle ilgili söylenenler, aşama aşama gerçekleşen işi bağlamında anlaşılmalıdır.” …tam kutsallaşma deneyimi hiçbir zaman, öncesinde ve sonrasında olan ruhsal gelişme sürecinden bağımsız değildir.30

Wesley’in görüşünü incelerken, her ne kadar bu konuda farklı zamanlarda farklı ve çelişik şeyler yazdığı gerçeği ile şaşırmış olsak da,31  “Wesley şunu veya bunu öğretti” demek, pekâlâ hepimizi onu yargılama hatasına düşürebilir.  

Bu durum Wesley’in, eserlerindeki hiçbir düşüncenin ortadan kaldırılmasını kabul edeceği anlamına gelmez; tersine, sanki kendi anlayışı geliştikçe ve olgunlaştıkça düşünceleri de değişmiş gibidir. Biz de kuşkusuz kendi yazılarımızın aynı merhametle incelenmesini umarız. Bununla beraber, tam kutsallaşmaya ilişkin kendi açıklamasındaki muğlaklık, çokça karmaşa ortaya çıkarmıştır. Kutsal Yazılar imanlıların artık günaha köle olmadıkları (Rom. 6:17) konusunda net olduğu halde, günahsız olduğunu iddia eden herkesin yalancı (1Yu. 1:8) olduğunu da açıkça yazmaktadır. Benliği nedeniyle Hristiyan, -Tanrı tarafından ve Tanrı’nın önünde aklandığı ve bu yolla doğru sayıldığı halde- hayatında her zaman günaha karşı savaşı sürdürecektir (örn. 2Ko. 10:3-5).

 

Sonsuz Güvence ve Sona Kadar Dayanma

(İng. Eternal Security and Perseverance)

Wesley’in iman aracılığıyla lütufla kurtulma, kutsallık ve sahip olduğumuz kurtuluş güvencesine yaptığı güçlü vurgular takdir edilmelidir. Wesley herkesin, kendisinin o ünlü Aldersgate deneyimi sırasında kazanmış olduğu güçlü kurtuluş güvencesine sahip olmasını arzu etmiştir.32  Bu güvenceyi bir hissiyat meselesi olarak değil, “Tanrı’nın… ruhta yaptığı göksel bir ikna” olarak gördü.33

Wesley “kurtuluş kaybedilemez” sözüne inanmanın mağrur olduğunu düşünüyordu.

Yine de Wesley son derece önemli bir noktada Reformcu görüşten ayrıldı. Seçilmişlik ve önceden belirlenme doktrinlerini reddettiği için, “kurtuluş kaybedilemez” sözüne inanmanın mağrur olduğunu düşünüyordu.34  Elbette, Wesley kişinin seçilmişliğine olan Hiper Calvinci özgüvenini reddetmekte haklıydı; bu, kişiyi ahlaksızlığa sürüklerdi. Bu durum, John Buchan’ın tarihi romanı “Witch Wood”da çok güçlü bir şekilde resmedilmiş ve eleştirilmişti. Kuşkusuz imana, eylemler -ruhsal gerçekliğin bir ifadesi olarak doğru ve ürün veren bir yaşam- eşlik etmeliydi. Çünkü kendi başına “eylemsiz iman da ölüdür” (Yak. 2:17).

Nitekim, Wesley’in argümanı Kutsal Yazılar’ın sunduğu kanıtlar ışığında sorgulanmalıdır. Eğer Mesih’in kefaret sağlayan kurbanı, başlangıçta kişiyi aklanma eylemiyle günahın cezasından kurtarmada etkiliyse, kurtulan kişiyi korumada da etkili olmalıydı. Wesley’in görüşü, kişinin kendi kurtuluşunu koruması gerektiğini söyler gibi görünmektedir. Williams’ın gösterdiği gibi, Wesley için “imanın tam olarak güvence altına alındığı iddiası, gelecekte sonuna kadar dayanmanın kanısı değil, şimdiki bağışlanmanın kanısıdır”.35  Elbette, Reformcu gelenekten olan herhangi biri, sona kadar dayanmayı kusursuz yaşamaya değil, kusursuz Kurtarıcı’ya dayandırarak anlayacaktır. Kuşkusuz, Hristiyan yaşamındaki olgunluk yönünde kendi kendine bir durgunluk ya da ilerlememe (İbr. 6:1) olabilir de ama bu başlangıçta aklanan kişiye dayanmayan kurtuluşu tehlikeye atabilecek bir durum olarak görülmemelidir. Dolayısıyla sona kadar dayanma, özgürlüğü kötüye kullanma hakkı olarak değil, Mesih’in kefaretinin etkin olduğunun bir garantisi olarak görülmelidir. Hristiyanın güvencesi, Mesih’te insan ırkına dökülen Tanrı’nın lütfudur. Bu lütuf aklanmak, kutsallaşmak ve sonunda yüceltilmek için yeterlidir. Sonuç olarak, Wesley’in kabul ettirmeye çalıştığı güvencenin sınırları, onu Calvinciliğin seçilmişlik ve önceden belirlenme doktrinleriyle yapacağını sandığından daha fazla zayıflatmış olabilir.

 

Deneyim ve Duygulanım

(İng. Experience and Emotion)

John Wesley’in Reformculara göre daha çok kişisel deneyime, duyguya ve olağanüstü dışavurumlara yer verirdi.

John Wesley’in Reformculara göre daha çok kişisel deneyime, duyguya ve olağanüstü dışavurumlara yer verdiği kuşku götürmez.36  Kendi zamanında bile Wesley, Anglikan ruhban sınıfı tarafından çok güçlü bir hakaret sayılan “aşırı heves” tanımıyla adamakıllı eleştirildi. Bu tanım açıkça, “boş bir özel vahye sahip olma inancı” anlamına geliyordu.37  Wesley’in günlüğündeki ve mektuplarındaki girişlerin birçoğu, açıkça cin kovmalar, kötücül şekilde konuşan veya kudururcasına karşı çıkacak insanlara karşı zafer kazanmalar ve duygusal biçimlerde toplu iman etmeler gibi dramatik olayları betimliyordu. Bunlar kendi içlerinde hor görülecek şeyler değildir; ne de olsa müjde kitapları ve Elçilerin İşleri’nde İsa’nın ve elçilerin hizmetleri bu tip şeylerle nitelenerek kayda geçmişlerdi (örn., Mar. 2:21-28; Elç 9:1-22; 13:44-49). Ne var ki, Heitzenrater, Wesley’in “insanın göksel gerçekliğe ilişkin deneyimini, dinsel gerçekliği anlamaya önemli bir kriter olarak eklediğini” kabul eder, dolayısıyla bunları “tipik alışıldık Anglikan yetki üçlemesine (Kutsal Yazılar, gelenek, sağduyu) eklemiş” olmaktadır.38  Reformcular, Kutsal Yazılar’ın gölgesinde kalan, gelenek ve sağduyunun yetkisine itiraz etmeye daha yatkındılar ve kesinlikle insan deneyimini yetkin görmekten sakınırlardı.

Wesley’in deneyimi vurgulaması aşırı mıydı? Brian Edwards, Kutsal Ruh’un son derece güçlü belli işlerini taklit etmeye kalkışmanın tehlikeli bir yanılsama olduğunu şiddetle savundu.39  Bu dışavurumlar veya belirtiler her bir uyanışın dokusunda var olmaz, dolayısıyla “gerçeğin bir belirtisi” olarak dua ederek istenip beklenmemelidir.40 Edwards, Wesley’in hatasının, bu belirtiler için dua ederek bunların gerçekleşmelerini beklemesi ve bu belirtilerin aslında toplantılarını kesintiye uğratan şey olduğu sonucuna varır; o, “toplantılarında duygusal taşkınlık olmasını Whitefield’den çok daha fazla teşvik etti ve istediğini de aldı!”41  

Yeni Antlaşma kayıtları bu varsayım konusunda açıktır: “Çünkü Tanrı karışıklık değil, esenlik Tanrısı’dır”... ve “her şey uygun ve düzenli biçimde yapılsın” (1Ko. 14:33, 40). Toplu tapınma ve -mantıklı bir genişletme ile (mümkün olduğu kadar)- açık müjdeleme toplantıları, karışıklık ve kargaşa ile değil, düzenlilikle nitelenir olmalıdır. Yine de, normal olarak rahatsızlık verici olan şeyler, tıpkı bazı Gal uyanışlarında olduğu gibi, açıkça Ruh’un bolca verilmesiyle birlikte görülüyorsa, “ateş”in geldiği yerden çıkan bir miktar “duman”a dayanmaktan mutluluk duymalıyız.42  

 

Sonuç

Weakley’in Wesley’in bazı yazılarının modern yorumunun girişinde gösterdiği gibi, Wesley içlerinde United Methodist Church (Birleşik Metodist Kilisesi) de bulunan otuz beşten fazla mezhebin ruhsal babası, Salvation Army, Church of the Nazarene, Pentikostçu, Full Gospel, Holiness ve Karizmatik uyanış gruplarının da ruhsal büyükbabasıdır.43 Ama bu grupların herhangi birinin hataları veya aşırılıkları nedeniyle Wesley’i şeytani olarak göstermek canice olurdu. Örneğin, Birleşik Metodist Kilisesi’nin genel tanrıbilimsel gevşekliği,44 Toronto Blessing (Toronto Kutsaması) ve Brownsville Uyanışı (Pensacola Bereket Yağmuru) gibi üzerinde çok tartışılan yeni bir fenomendir.45 Wesley kuşkusuz, Charles Finney’in hizmetinin belli bazı yönlerinde görüldüğü gibi46 , sonradan ortaya çıkan doktrinsel ve pratik aykırılığın suçlusu değildir ama Wesley’in bazı

Wesley’in bazı doktrinleri açıklamasında netlik veya kesinlik sağlayamaması ve kişisel deneyimi ön plana çıkarması,  sonradan ortaya çıkacak hatalar için bir zemin hazırlamış gibi görünmektedir.

doktrinleri açıklamasında netlik veya kesinlik sağlayamaması ve kişisel deneyimi ön plana çıkarması,  sonradan ortaya çıkacak hatalar için bir zemin hazırlamış gibi görünmektedir.47

Yalnızca açık ve net bir şekilde Reformculardan ayrılan ve kendi döneminde büyük karşıtlığa neden olan doktrinleri dikkate alındığında, Wesley belki müjdesel Hristiyanlığın bir düşmanı olarak görülebilir.48   Wesleyci ve Reformcu taraflar arasında yukarıda sözü edilen karşılıklı eleştirel yergiler, bazen tanrıbilimsel farklılıkların neden olduğu düşmanlık ve güvensizliği iyi resmetmektedir. Yine de, Wesley’in hizmeti, Tanrı tarafından binlerce canın kurtarılmasına önayak olmuş ve birçok kişiyi Hristiyan olarak yaşamaya teşvik etmiştir. Bir vaiz olarak kayda değer başarıları, kuşku uyandırmayacak düzeydeki organizasyon yeteneği ve müjdesel uyanış hareketi içinde, hizmeti sürdürmesi beklenen liderleri atamak üzere onları yetiştirecek keskin bir göze sahipti. Müjde’nin bir hizmetkârı olarak, Wesley’in kendini düşünmeyen özverili hizmeti, hem kendi döneminde hem de günümüzde bir örnek niteliğindedir. Mesih’e ve Müjde’ye duyduğu tutku, adanmışlığı ve gayreti ile kayıp canlar için taşıdığı yük üzerine söz söylenemez; o neredeyse Pavlusvaridir!

Bitirirken, Calvinci vaiz Charles H. Spurgeon’un sözlerini eklemek istiyorum:

Arminyusçuların modern prensi John Wesley hakkında çok kötü şeyler söylenmiştir. Onunla ilgili olarak ben sadece, vaaz ettiği doktrinlerin çoğundan nefret etmekle birlikte, adamın kendisine hiçbir Wesleyciden az kalmayacak şekilde saygı duyuyorum ve eğer onikilere eklenecek iki elçi ismi daha istenecek olsaydı, buna layık olacak George Whitefield ve John Wesley’den başka iki kişi daha bulunamazdı. John Wesley’in karakteri, bütün ithamlara direnecek şekilde özverili, tutkulu, kutsal ve Tanrı’yla yakın ilişki içindedir; ortalama Hristiyanların seviyesinin çok üzerinde bir yaşam sürdü ve dünyanın ona layık olmadığı bir kişiydi.49  

  • 1D. Martyn Lloyd-Jones Kalvinci ve Arminyusçu Metodistlerin farkını ikna edici bir biçimde “William Williams and Welsh Calvinistic Methodism,” adlı konuşmasında ifade etmiştir (The Puritans: Their Origins and Successors [Edinburgh: Banner of Truth, 1987], s. 191-214).
  • 2Leslie F. Church, More about the Early Methodist People (Londra: Epworth, 1949), s. 22’den alıntılanmıştır.  Wesley’in kendisi de:  H. Murray, Revival & Revivalism: The Making and Marring of American Evangelicalism 1750-1858 (Edinburgh: Banner of Truth, 1994), s. 85.
  • 3Abraham Kuyper, The Implications of Public Confession (Grand Rapids, Michigan: Zondervan, 1943), s. 44.  Kuyper de, The Work of the Holy Spirit (Grand Rapids, Michigan: Eerdmans, 1946 [1900]), s. xii, xiii, 143.
  • 4Robert C. Monk, John Wesley: His Puritan Heritage (Londra: Epworth, 1966), s. 14.
  • 5A.g.e., s. 14, 15.
  • 6A.g.e., s. 25.
  • 7A.g.e. s. 60. Ayrıca bkz. H. Murray, Wesley and Men Who Followed (Edinburgh: Banner of Truth, 2003), s. 68.
  • 8A.g.e., 101, ayrıca bkz. John Wesley, Works X, 191.
  • 9A.g.e.
  • 10Reformcu görüşe ilişkin yeterli bir açıklama ve önceki lütuf doktrini üzerine eleştirel bir inceleme için David B. Curtis’in “The Five Points of Calvinism” (23 Mart 1997) adlı vaazına bkz. http://www.bereanbiblechurch.org/transcripts/ephesians/02_01-09_5_points_calv.htm > (23 Ocak 2012 tarihinde erişilmiştir).
  • 11Monk, a.g.e., s. 102, 103.
  • 12Thomas R. Schreiner, önceki lütuf doktrini hakkında, bu doktrinin Kutsal Yazılarla desteklenmediğini göstermek amacıyla mükemmel bir eleştiri yazısı yazmıştır. Bu makaleye şu linkten ulaşılabilir: https://www.monergism.com/thethreshold/sdg/pdf/schreiner_prevenient.pdf > (13 Ocak 2026 tarihinde erişilmiştir).
  • 13A. Skevington Wood, The Burning Heart: John Wesley, Evangelist (Exeter, İngiltere: Paternoster, 1967), s. 226.
  • 14A.g.e.
  • 15Örneğin, Lloyd-Jones’de, a.g.e.
  • 16Colin Williams, John Wesley’s Theology Today (Londra: Epworth, 1960), s. 116-117.
  • 17Richard P. Heitzenrater, Wesley and the People Called Methodists (Nashville, Tennessee: Abingdon, 1995), s. 206.
  • 18Harald Lindström, Wesley and Sanctification (Londra: Epworth, 1950). Wesleyci aklanma görüşünün mükemmel bir modern özeti (karşıt görüşte olanların özetleri ve kanıtlayıcı yanıtlarla birlikte) Melvin E. Dieter ve diğerleri tarafından sağlanmıştır, Five Views on Sanctification (Grand Rapids, Michigan: Zondervan, 1987).
  • 19Örneğin, John Wesley, “Christian Perfection,” Forty-Four Sermons, Sermon XXXV, s. 457-480.
  • 20A.g.e., s. 110.
  • 21Works XII, Letter LXXIV, s. 130.
  • 22Williams, a.g.e., s. 168, 169.
  • 23A.g.e., s. 116; Works XI, s. 396.
  • 24Örneğin, bkz. Murray, Wesley, a.g.e., s. 232-246, özellikle s. 240.
  • 25A.g.e., s. 91.
  • 26Örneğin , R.P. Menzies, Empowered for Witness: The Spirit in Luke-Acts (Sheffield, İngiltere: Sheffield Academic Publishers, 1994).
  • 27Örneğin, Turner, The Holy Spirit and Spiritual Gifts Then and Now (Carlisle, İngiltere: Paternoster, 1996) ve Green, 30 Years that Changed the World: A Fresh Look at the Book of Acts (Leicester, İngiltere: Inter-Varsity Press, 2002).
  • 28A.g.e., s. 257.
  • 29A.g.e., s. 268.
  • 30A.g.e., s. 269.
  • 31Murray, Wesley, a.g.e.
  • 32Williams, a.g.e., s. 102-112.
  • 33A.g.e., s. 105.
  • 34A.g.e., s. 123.
  • 35A.g.e., s. 124.
  • 36A.g.e., s. 32.
  • 37G.M. Ditchfield, The Evangelical Revival (Londra: UCL Press, 1998), s. 73.
  • 38A.g.e., s. 318.
  • 39Brian Edwards, Revival! A People Saturated with God (Darlington, İngiltere: Evangelical Press, 1990), s. 203.
  • 40A.g.e.
  • 41A.g.e., s. 203, 205.
  • 42William Williams, Welsh Calvinistic Methodism: A Historical Sketch of the Presbyterian Church of Wales, genişletilmiş 3. baskı (Bridgend, Galler: Bryntirion Press, 1872 [1998]), s. 188.
  • 43John Wesley, The Holy Spirit and Power, Clare Weakley tarafından başka sözcüklerle anlatıldığı gibi (Plainfield, New Jersey: Logos International, 1977), s. v.
  • 44O küçülen mezhepte tanrıbilimsel olarak sağlam kalan (çarpıtılmamış) kesimler vardır.
  • 45Önceki hakkında (ve aynı kökten kaynaklandığı için sonraki hakkında da) keskin bir eleştiri Jeffrey M. Spencer tarafından yazılmıştır: “An Examination and Evaluation of the Brownsville Revival,” Christian Apologetics Journal 2 (1999), https://web.archive.org/web/20030212165844/http://www.ses.edu/journal/issue2_1/2_1spencer.htm > (13 Ocak 2026 tarihinde erişilmiştir).
  • 46Örneğin, Michael S. Horton, “The Legacy of Charles Finney,” Premise II (27 Mart 1995), http://withchrist.org/Finney-Horton.pdf > (23 Ocak 2012 tarihinde erişilmiştir).
  • 47Örneğin, Wesley’in “Collision with Calvinism” üzerine Murray’in mükemmel tartışmasına bkz, Wesley, a.g.e., s. 56-79.
  • 48Örneğin, okur bazı karşıtların doğasını ve önemini gösteren şu iki kaynağa bakabilir: “The Letters of John Wesley: 1770”, The Wesley Center Online http://wesley.nnu.edu/john-wesley/the-letters-of-john-wesley/wesleys-letters-1770/ > ve John Telford, “Chapter 18: From the Death of Whitefield to the Death of Charles Wesley”, The Life of John Wesley, The Wesley Center Online http://wesley.nnu.edu/?id=100 > (23 Ocak 2012 tarihinde erişilmiştir).
  • 49C.H. Spurgeon, “A Defense of Calvinism”, https://www.romans45.org/spurgeon/calvinis.htm > (13 Ocak 2026 tarihinde erişilmiştir).  J.C. Ryle, The Christian Leaders of the Eighteenth Century (Edinburgh: Banner of Truth, 1978) adlı kitabında benzer bir yargıda bulunmuştur.

Bu makalenin İngilizce aslı “John K. Wesley – Friend or Foe?”, Reformation Today (Sayı 247, Mayıs-Haziran 2012, s. 19-26) dergisinde yayımlanmıştır. İzniyle kullanılmaktadır.

İlk yayınlama: e-manet Sayı 28 (Nisan - Haziran 2012), s. 9–15.