Her yazar makalesinde, kitabında, mektubunda söylemek istediklerinin doğru anlaşılmasını ister. Kutsal Kitap bu konuda istisna değildir.
Askerlik yapan genç bir erkek bir gün kız arkadaşına bir mektup gönderir. Kız mektubu alır almaz dikkatlice okumaya başlar. Kızın mektubu okurkenki beklentisi nedir? Yazarın, yani erkek arkadaşının hissettiklerini, düşündüklerini görmek ister elbette. Erkek arkadaşının duygularını ve düşüncelerini öğrenmesi nasıl mümkün olur? Mektupta yazılanları okuyarak, değil mi? Peki, erkek arkadaşının beklentisi nedir? Kız arkadaşının mektubu okuduğunda söylemek istediğini anlamasını ister. Söylediklerini yanlış anlamasını veya beklediği sözleri yazmadığını görmesini istemez. Her yazar makalesinde, kitabında, mektubunda söylemek istediklerinin doğru anlaşılmasını ister.
Kutsal Kitap bu konuda istisna değildir.
Kutsal Kitap’ın anlamını okuyucu değil, yazar belirtir. Bu ilke “yazarın niyeti” olarak adlandırılır. Şu basit soru yazarın niyetini açığa çıkarmak için yararlıdır: “Yazar, belirli yere ve zamana ait bu kişilere, bu bağlamda yazdığı sözlerle ne anlatmak istemektedir?”
Sözcükler ve Bağlam
Kutsal Kitap’ın yazarları kendi fikirlerini iletmek için sözcükler kullanır. Bu sözcükler bir bağlam içindedir; başka sözcükler, cümleler ve paragraflar sözcükleri çevreler. Bunlar Kutsal Kitap’ın bölümlerini oluşturur. Aslında daha kapsamlı ve geniş bağlamlar da var: Ayetin yer aldığı kitapçığın kendisi, daha da genişi Eski ve/veya Yeni Antlaşma, en genişi Kutsal Kitap’ın tümü. Sözcükleri anlamak için bütün bu bağlamlar son derece önemli. Unutmamamız gereken bir ilke şudur: Sözcüklerin asıl, basit, tek anlamı yoktur her yerde. Bağlam her sözcüğün anlamını belirtir.
Yunus’ta bu konuda güzel bir örnek var. Yunus 1:2’de “kötülükleri” diye okuduğumuzda, aklımıza Ninovalıların günahlarından söz edildiği gelir, çünkü Tanrı Ninova’yı günahları yüzünden yargılamak için Yunus’u görevlendirdi. Oysa Yunus 3:10’u okuyunca bu yorum altüst olur. O ayette Tanrı’nın “yapacağını söylediği kötülükten vazgeçtiğini” yazar. Hangi kötülükten söz ediliyor burada? Yunus 1:2’deki. Her iki ayette geçen sözcüğün İbranicesini “felaket” diye çevirmek belki daha iyi bir seçenektir. Bu iki ayeti bu çeviriyle okursak, Yunus’un görevini farklı bir şekilde değerlendiririz. Yunus’un görevi, Tanrı’nın yerine getirmek üzere olduğu yargısı hakkında Ninovalıları uyarmaktı; Tanrı Ninova’ya merhamet gösteriyordu. Bu değerlendirme, Yunus’un 1. bölümdeki kaçışını ve 4:1-2’deki yakınmalarını daha iyi açıklar.
Anlam sadece sözcüklere bağlı değil; aslında anlam paragraflara, bölümlere, hatta kitapçığın kendisine gibi daha büyük birimlere bağlı.
Yazarın niyet ettiği anlam sadece sözcüklere bağlı değil; aslında anlam paragraflara, bölümlere, hatta kitapçığın kendisine gibi daha büyük birimlere bağlı.1 Yine de en çok paragraflardır anlam hakkında fakir veren. Yazar bir argümanı yürütmek, bir öyküyü oluşturmak veya bir okuyucuyu ikna etmek için paragrafları belli bir yapıda düzenler. Geisler’e göre, bir kitabın anlamını kavramanın anahtarı kitabın paragraflarının düzeninde saklıdır.2
Anlam
Yazarın niyetine göre bir paragrafı yorumlarsak, bir paragrafın “tek bir anlamı” olduğundan söz edebiliriz. Anlam iki bakımdan incelenebilir. Bir metin bir olay, fikir veya insandan bahseder. Buna bağlı olarak da söz konusu olay, fikir veya insan hakkında bilgi verir. Bu iki kavram anlamı oluşturur. Örneğin, Pavlus 1. Selanikliler 4:13-18’de kilisenin göğe alınmasından söz eder. Olay veya konu bu. Konu hakkında söylediği şudur: Hiçbir Hristiyan bu olayı kaçırmayacaktır. Her iki kavram anlamı verir. Pavlus her iki kavramı da vermeyi niyet ettiğine gore, paragrafı anlamak için ikisini de ele almak gerekir.
Tarihsel Bağlam
Yazar ile okuyucu arasında iletişim kurulabilmesi için ikisi arasında “ortak anlam” denen olgunun olması gerek. Eğer yazar okuyucunun durumunu bilmezse, okuyucunun yazdıklarını anlayıp anlamayacağı konusunda şüphe varsa, yazar iletişim kurma konusunda zorluk çeker. Okuyucu yazarın yazdıklarını anlayabilmek için olağan mantık kurallarını kullanmalı, bağlamı okuyabilmelidir. Bunun yanı sıra, yazarla birlikte paylaştığı tarihsel ve kültürel bağlamı bilmelidir. Pavlus Filipililere yazarken vatandaşlıkla ilgili sözcükler kullandı (1:27; 3:20), çünkü Filipililerin Roma’dan uzak yaşadıkları halde Roma vatandaşı olduklarından kıvanç duyduklarını biliyordu. Pavlus bu sözler aracılığıyla güzel bir fikir iletti onlara. İmanlıların dünyadaki değil, gerçek, göksel vatandaşlığını vurgulayarak, bu dünyada “göksel vatandaş” olarak yaşamak gerektiğini söyledi. Filipililerin kıvanç duyduğu bir konuda, yeni düşünen (Rom. 12:1,2) imanlılar olarak bu değişikliği hayatlarına geçirmesi gerek. Ancak Pavlus bu tarihsel ve kültürel bağlamı bilmeseydi, bu kadar çarpıcı bir şey yazamazdı.
Okuyucu kim olursa olsun, nerede ve ne zaman yaşadıysa yaşasın, yazarın niyet ettiği anlamdan farklı bir anlam çıkaramaz.
Ne tür olursa olsun, tüm metinler sadece yazarın niyet ettiği anlamı taşır. Bu yüzden okuyucu kim olursa olsun, nerede ve ne zaman yaşadıysa yaşasın, farklı bir anlam çıkaramaz. Çünkü sözcükler ve aralarındaki ilişki (bağlam!) değişmezdir. Bu durumda Kutsal Kitap’ta yazılanlar hep eskide mi kalacak? Sözler bizim için aynı önemi taşımıyor mu? Buna birazdan bakacağız.
Yazın Türleri
Bunların yanı sıra bir bağlam daha var: yazarın seçtiği yazın türü. Her bir yazın türü kendi iletişim ilkelerine ve yapılarına sahiptir. Örneğin, şiir ve benzetme, mektup ve tarihsel anlatıdan farklıdır. Şiir duyguların derinliğini, Tanrı’nın halkının yaşadıklarını iyi bir şekilde yansıtır. Okuyucuyu, bu yaşananları ve duyguların yoğunluğunu derinden düşünerek Tanrı’ya ibadet etmeye teşvik eder. Yazar herhangi bir türü seçebilir ama bir sorumluluğu vardır. Okuyucunun beklentisi şudur: Yazarın, seçtiği yazın türüyle yazdıklarını anlayabilmek. Eğer yazar yazın türünü farklı bir şekilde kullanmak isterse, metinde bu konuda bir ipucu vermesi gerekir, yoksa yanlış anlaşılması işten bile değildir.
Sonuç
Yazarın niyetini anlamak, metni doğru yorumlamak için hayati derecede önemlidir. İyi okuyucu sözcükleri, yapıları anlamak için sorular sorar, tarihsel ve kültürel bağlamını anlamak için araştırma yapar. Bağlamı ve yazarın bir sözcüğü başka yazılarında nasıl kullandığını inceleyerek yorumcu yazarın seçtiği sözcükler ve gramer ile ne demek istediğini anlamaya çalışır. Aynı şekilde yazarın ve okuyucunun bilgisi dahilindeki varsayımların, özellikle dönem ve kültürle ilgili varsayımların öğrenilmesi gerekir. Bu varsayımlar, bir bağlamın veya sözcüğün anlaşılmasına renk katar, derinlik yaratır.
Okuyucu yazarın niyet ettiği anlamı reddederse, ister istemez bütün yorumlar eşittir ve hepsi tahmincidir.
Yazarın niyeti yorumlama konusunda neden bu kadar önemlidir? Eğer okuyucu yazarın niyet ettiği anlam değil, farklı bir anlam, onun istediği anlamı ararsa, yorum konusunda yetkili olan yazar değil, okuyucu olur. Yani yetki metinde kalmıyor, seçme ve yorumlama yetki okuyucunun kafasındadır. Ayrıca metindeki anlam çarpıtılır çünkü farklı okuyucular farklı anlam bulabilir metinde. Anlamak için metinden nesnel sebepler arayıp bulmak da boş bir uğraş çünkü en önemli şey metin değil, okuyucudur. Okuyucu yazarın niyet ettiği anlamı reddederse, ister istemez bütün yorumlar eşittir ve hepsi tahmincidir. Okuyucu bir görüş okyanusta boğuluyor, bundan kurtulmak için de ölçüt de yoktur.
Yazarın Niyetini Reddedenler
Bazıları için bu kavram bir sorundur. Örneğin bazı kişiler için herhangi bir metnin tek ve nesnel bir yorumu varsa, okuyucuya bir anlayışını zorla kabul ettirmesi söz konusudur. Bu postmodern yaklaşım okuyuculara bir metni serbestçe yorumlama yetkisi veriyor. İlginç taraf şu, bu kişilerin yazdıkları, ancak kendi niyetleri doğrultusunda yorumlanabilir! Yani okuyucuya kendi yazdığı metinleri serbestçe yorumlama hakkı vermez. Ama burada bir ikilik vardır. Konu Kutsal Kitap’ı yorumlama olduğunda yazarın niyetini bir ölçüt olarak reddederler, konu kendi yazdıkları olduğunda onların niyetinin hakim olması gerekir. Postmodern yaklaşımda ikiyüzlülük vardır. Kutsal Kitap’ı yorumlama tanrıbilimsel, ahlaki ve karaktere bağlı bir görevdir.3
Anlam ve Önem
Yorumlama konusunda bazen anlam ve önem karıştırılır. Anlam, yazarın iletmek istediği ve okuyucunun metindeki ipuçları aracılığıyla kavradığı konudur. Öte yandan önem, okuyucunun hayatına ilişkindir, yani günlük hayatında uygulaması, hayata geçirmesidir. Metnin tek anlamı varken önemi çok olabilir. Yine de uygulamalar gelişigüzel değil, bir metnin anlamına bağlı olmalıdır. Bir metnin anlamı tekken ve farklı dönemlerde farklı yerlerde değişmezken, metnin önemi veya uygulaması farklı dönemlerde farklı yerlerde değişebilir, hatta değişmelidir. Çünkü okuyucuların tarihsel ve tanrıbilimsel duruşu değişir. En basit örnek Eski Antlaşma’dan Yeni Antlaşma’ya geçiştir. Mesih imanlıların teolojik duruşları İsrail halkınınkinden farklıdır. Metnin anlamı ve yetkisi (hem ilahi hem de insani yazara bağlı olan) öncelikli, metnin uygulanması ise ikincil ve yetkisi daha azdır. İnsanlar anlam konusunda biraz zorlayıcı olabilir (çünkü doğru yorumu bulmak için nesnel sebepler vardır, gramer, bağlam vs.) ama uygulama konusunda sadece örnekler sunabilir, bağlayıcı değillerdir. Anlam ve önem karıştırılırsa sonuçlar feci olur. Bu feci sonuçlardan biri şaşkınlıktır. “Bu ayet sizin için ne anlam taşıyor?” sorusunda bu karışıklık görülebilir. Bu soru, eğer uygulama hakkındaysa, uygun olabilir. Ancak ayetin anlamı hakkındaysa, yanlış bir sorudur. Doğru soru şudur: “Yazar bu ayette ne demek istedi?”
Hem ilahi hem de insan yazarın vermek istediği anlamın tümü, yani bahsedilen konu ve konuyla ilgili ifadeler, nihai olarak aynıdır.
Bu konuda en zor nokta metinlerin çift yazarlığıdır. Hem ilahi hem de insan yazarın niyeti aynı olabilir mi? Yoksa Tanrı’nın niyeti farklı mı? Kaiser bu konunun önemli noktalarını iyice açıklamıştır.4 Hem ilahi hem de insan yazarın vermek istediği anlamın tümü, yani bahsedilen konu ve konuyla ilgili ifadeler, nihai olarak aynıdır. İnsan yazar yazdıklarının ayrıntılarını (mesela bir Eski Antlaşma peygamberliği ne zaman, nasıl, kim gerçekleştirecek) bilmeyebilir. Tanrı özyapısı gereği metnin bütün ayrıntılarını bilir. Aşamalı vahiy kavramına göre zaten önceki vahyin gelişmesine izin verilir. Ancak bu gelişme önceki ayetlerin artık daha derin, farklı veya değişik bir anlam taşıdığı anlamına gelmez. Eski Antlaşma Yeni Antlaşma’nın ışığında yorumlanırsa okuyucunun yaptığı artık yorum değil, teolojidir. Bu yanlış değil, ama basit bir yorumdan farklı olduğu kabul edilmelidir.
Yazarın niyetini önplanda tutan yorumlamanın, bir paragrafı yorumlamadaki etkisine bir bakalım. 1. Korintliler 11:2-16’da kadının başını örtme konusu etraflıca öğretiliyor. Metni irdelerken bu sorular sorulabilir: “Pavlus’un kullandığı sözcükler ne anlam taşıyor bu bağlamda?” “Konu saçların toplaması mı (bazı yorumculara göre Grekçe sözcüğünün anlamı bu), yoksa başa sarılacak bir kumaş parçası mı?” “Pavlus argümanını nasıl destekliyor? Nasıl örnekliyor? Hangi ayetler destekleyici (mesela “çünkü” ile başlayan ayetler), hangi ayetler örnekleme ayetler (Eski Antlaşma’dan alıntılı ayetler)? O dönemde ve Korint kentinde genel olarak başörtüsü hakkında ne biliyoruz? Pavlus okuyucunun bu bilgiye sahip olduğunu varsayıyor mu, yoksa bunu açıklıyor mu? Kadınların sadece dua ederken veya peygamberlik ederken başlarını örtmesi gerektiği, yorumu nasıl etkiler? Bu paragrafın tek anlamı vardır: Kadınlar dua ederken veya peygamberlik ederken başlarını örtmelidir (“başlarını örtmeli” ne anlam taşıyorsa taşısın). Çağdaş kilise için bu paragrafın önemi farklı olabilir, ancak kimse 21. yüzyılda bu ayetin anlamının değiştiğini söyleyemez.
Yazarın niyetini anlamak yorumlamanın amacıdır. Başka bir amacı gözetmek, yorumlama konusunda intihar demektir.
- 1Elliott E. Johnson, Expository Hermeneutics: An Introduction (Grand Rapids, Michigan: Zondervan, 1990), s. 43-50.
- 2Norman Geisler, “The Relation of Purpose and Meaning in Interpreting Scripture”, Rightly Divided: Readings in Biblical Hermeneutics, ed. Roy B. Zuck (Grand Rapids, Michigan: Kregel, 1996), s. 155, 156.
- 3Kevin J. Vanhoozer, Is There Meaning in this Text? (Grand Rapids, Michigan: Zondervan, 2009), s. 81.
- 4Walter C. Kaiser, The Uses of the Old Testament in the New (Chicago: Moody Press, 1985).