İmanlının en büyük sevinci Müjde’dir.1 Onun aracılığıyla Tanrı’nın gazabından kurtuluruz, günahlarımız bağışlanır ve Üçlü Birlik olan Tanrı’yla yakın bir ilişkiye ve sonsuz yaşama sahip oluruz. Ancak birçok imanlı, Müjde’nin güncel hayatında yaşamsal önemi taşıdığını anlamıyor.
Yeni Antlaşma’ya göre, Müjde’ye uygun yaşamanın zıttı, kurallarla, uygulamalarla birlikte Yasa altında yaşamaktır. İmanlılar “iyi işler”in kurtuluşu sağlamadığını kabul ediyor (Ef. 2:8-9; Tit. 3:4-6; Gal. 2:16), ancak kutsal kılınmada bir yer aldığını biliyorlar (bkz. Ef. 2:10; Yak. 2:14-26). Ne var ki bu eylemler kimi zaman Hristiyan’ın yaşamında yanlış şekil alır veya yanlış motivasyonlara dayanır.
Yasacılıkta insan Tanrı’yı kendi performansıyla hoşnut etmeye çalışır.
Şeriatçılık, yasacılık, Tanrı’nın gözünde doğru olmak veya Tanrı’nın kabulünü elde etmek için herhangi bir kural, düzenleme sisteminin yerine getirilmesidir. Bu tanımlamada önemli bir gerçek var: Yasacılıkta insan Tanrı’yı kendi performansıyla hoşnut etmeye çalışır. Yani, bu kişiye göre Tanrı’nın kabulünü elde etmenin öncelikli dayanağı İsa Mesih’in ve Kutsal Ruh’un yaptıkları değildir. Tanrı’nın lütfuyla yaşayan bir imanlıdan var gücüyle iyi işleri sürdürmeye çalışması beklenir, çünkü Tanrı ona lütfunu vermiştir (1Ko. 15:10); oysa yasacının canla başla iyi işleri yapmaya çalışması, Tanrı’nın lütfunu elde etmek istemine bağlıdır. Burada ince ama çok önemli bir fark var. Bu farkı anlamazsak, Yasa ile lütuf arasındaki farklar kaybolur; Hristiyan hayatındaki özgürlük, kural bilinci tarafından boğulur; Kutsal Kitap’ın öğretmediği kurallar veya düzenlemeleri yerine getiren ‘kendi doğruluğu anlayışına’ göre yaşama ilkesi doğmasına yol açar; hatta Kutsal Kitap bir kural kitabı olarak görülebilir.
İmanlı olmayanlar bu tuzak içerisindedir. Pavlus Romalılar mektubunda, hem ulusların (Rom. 1:18-32) hem de Yahudilerin (Rom. 2) günahlı olduklarını vurgulamasına karşın, hem ulusların (Rom. 2:14-15) hem de Yahudilerin (Rom. 2:17-29; 10:1-3) bir şekilde Yasa’yı yerine getirmeye çalıştığını belirtir. Oysa imanlı olmayanlar, Tanrı’nın talep ettiği şekilde (eksiksiz, sürekli) Yasa’yı yerine getiremezler (bkz. Rom. 7:13-25; 8:5-8; Gal. 3:10-13). Çoğu dinlerin temelinde Tanrı’nın beğenisini kazanmak için bir yasanın yerine getirilmesi, iyi işler yapmaya çalışılması ilginçtir. Hristiyanlık bu konuda tek istisnadır, çünkü Tanrı’nın kabulü ancak İsa Mesih’in çarmıhtaki eylemine bağlıdır.
İmanlılar bu “yasacılık tuzağına” düşebilir mi? Kesinlikle! Galatyalılar bunun belli bir örneğiydi. Pavlus Galatyalılara mektubunda, kurtuluşun tamamen lütfa dayalı olduğunu, iyi işlerle kazanılmadığını, imanla edinildiğini anlatıyor. Galatyalılar kendi kurtuluşları daha kesin veya tam olsun diye, Yasa’nın bazı kısımlarını benimsediler veya benimsemek istediler; Pavlus buna karşılık, hem aklanmanın hem de kutsal kılınmanın, İsa’nın ölümüne, dirilişine, yüceltilmesine ve Kutsal Ruh’un imanlılara verilmesine dayandığını vurguluyor. Eğer imanlılar, “İsa Mesih kutsal kılınma için, hatta aklanma için yeterli değilse” derlerse, insanları bu kötü çağdan kurtaracak tek kişiden uzaklaştırmış olurlar (Gal. 1:4,6). Pavlus’un ve elçilerin kabul ettikleri tek gerçek Müjde’dir (Gal. 1:11-2:10). Yasa’nın bir parçasının bile buna karışmasına izin vermemişlerdir. Böyle bir “ekleme”, Mesih’teki özgürlüğü mahveden bir “kölelik”tir (2:1-10; 5:2-6).
Pavlus’un ve elçilerin kabul ettikleri tek gerçek Müjde’dir.
Petrus, Galatyalılar 2:11-14’te bahsedilen olaydan önce, öbür uluslardan olan imanlılarla birlikte yemek yiyerek onları Tanrı’nın halkının “tam” üyeleri olarak kabul ettiğini gösteriyordu. Fakat Yahudi kurallarını iman yaşamlarına yerleştirmek isteyen öğretmenler ortaya çıktığında Petrus öbür uluslardan olan kardeşlerden uzaklaştı. Pavlus onun bu davranışını ikiyüzlülük olarak nitelendirdi. Bu hareketle Petrus, öbür uluslardan olan imanlıların “tam bir Hristiyan” olarak kabul edilmeleri için öncelikle yeme içme kurallarını yerine getirmeleri gerektiğini gösteriyordu. Bu ikiyüzlülüktü, çünkü Petrus daha önce onlarla yemek yiyerek bunu reddettiğini göstermişti (2:15).
Sonraki ayetlerde Pavlus’un bu konudaki argümanını şöyle devam ettirdiği görülür:
- 2:16 — Kurtuluşa ancak ve ancak Mesih’e iman ederek sahip olunur; bu gerçek hem Yahudiler hem de öbür uluslar için geçerlidir. Yasa tamamen hariç tutulur.
- 2:17 — İnsanların Mesih’e iman etmeleri İsa Mesih’i “günahın hizmetkârı” yapmaz.
- 2:18 — Bir imanlı Yasa karşısında “ölmüşken”, yani lütuf bulmuşken (2:19-20) Yasa’ya yeniden bağlanırsa günahkâr sayılır. Yasa sadece insanları günahkâr olarak yargılayabilir; insanı kurtaramaz (Rom. 4:6-17). Yasa’yı yerine getiremeyen insan ne yapar? Sadece günah işlemeye devam eder.
- 2:19-20 — Bu ayetler 18. ayeti daha çok açıklar. İmanlı Mesih’e iman ederek Yasa karşısında ölmüştür; Mesih’in ölümü Yasa’nın gereklerini tamamlamıştır. Mesih’e aidiyet, imanlı ile Mesih arasındaki ilişkiyi ifade eder ve bu ilişki ancak Mesih’e imanla yaşanır.
- 2:21 — Pavlus bir gerçeği daha ekler. Eğer Yasa’nın gereklerini yerine getirerek doğruluğu veya kutsallığı sağlamak mümkün olsaydı, ne Tanrı’nın lütfu ne de İsa Mesih’in ölümü gerekli olurdu.
- Pavlus bu konudaki argümanını 3:1-5’te tamamlar. Bir Hristiyan’ın iman hayatı imanla ve Kutsal Ruh’un yardımıyla başladığına göre, neden kutsallığı ancak kurallarla edinmesi gerektiğini düşünsün? Böyle bir görüş “akılsızcadır”. Gerçek şu ki Hristiyan hayatı baştan sona dek Mesih’e imanla yaşanan bir hayattır.
İmanlı Yasa’nın köleliğine bir daha girmemelidir.
Pavlus’un bu konudaki argümanının kalbi Galatyalılar 5’te bulur. İmanlı “tümüyle özgür”dür ve Yasa’nın köleliğine bir daha girmemelidir (5:1). İman ile kuralları yerine getirmek farklıdır. Her biri farklı kurtuluş tarihine aittir (5:2-12). İmanlı artık ölüm, günah, Yasa ve benliğin bulunduğu alanda yer almaz; Mesih’e iman ederek iman, aklanma, yaşam ve Kutsal Ruh’un bulunduğu alana geçmiştir. İmanlının ruhsal hayatının rehberi kurallar değil, Kutsal Ruh’tur (Gal. 5:13-26).
Şöyle ilginç bir nokta vardır: İmanlının baskın üç düşmanı (dünya, benlik, Şeytan), insanın Tanrı’yı hoşnut etmek için kuralları yerine getirmesi gerektiğini savunur. Dünya günahın “doğal” görünmesini sağlar, iyi işlerin “telafi edici” olduğunu gösterir. Benliğin asıl tutumu ve tutkusu “gurur”dur. Bunu Filipililer 3:2-11'de çok iyi bir şekilde görürüz. Pavlus, özellikle benliğinin “güvendiği” ve “gurur duyduğu” özelliklerinden artık kaçmaktadır; bu özelliklerinden biri Kutsal Yasa’ya dayanan bireysel doğruluktur. Yaratılış 3’ten itibaren Şeytan’ın oyunu bellidir: İnsanların Tanrı’nın sözünü kabul etmelerini önlemek, onlara “Tanrı’nın benzeyişi” olmanın yeterli olmadığını kanıtlamaya çalışmak ve insanın özerk olup “Tanrı’nın yerine” geçebileceğini göstermek.
Şeriatçılık nihai olarak putperestliktir.
Şeriatçılık birkaç şekilde kendini gösterir. Biri ruhsal kazanç uğruna bedensel arzulardan vazgeçmek, onları tatmin etmemektir. Koloseliler. 2:23’te bu davranışın yararsızlığı gösterilir. Bu davranış, ruhsallığın anahtarı olarak Kutsal Kitap’ta açıklanmayan bir takım kurallar ortaya çıkararak kendini gösterir. Bazen de, “şeriatçılar” ruhsal “disiplinler”in üzerinde aşırı vurguda bulunabilir (“Kutsal Kitap’ınızı her gün 30 dakika okuyun, yoksa Rabbimiz sizi kutsamaz”). Bu davranış, zamanla insanların “tapındığı” veya “hizmet ettiği” bir şey oluverir. Şeriatçılık nihai olarak putperestliktir.
Bu sorunun çözümü nedir? 1. Korintliler 1:30’a göre Mesih, imanlının doğruluğu, kurtuluşu, hikmeti ve kutsallığıdır. Bağlamda, dünyanın verdiği her şey (soy, güç, bilgelik) artık imanlıya kalıcı olarak verilmiştir. Mesih’te olduğundan dolayı bir imanlı için Mesih bütün bunlardır. Tanrı Mesih’ten hoşnuttur; imanlı da kendisinde bulunan Mesih’ten hoşnut olmayı öğrenmelidir. İmanlı artık Yasa’nın yönetimi altında değil, lütuf altındadır (Rom. 6:14-15). Böylece kutsal bir hayat sürdürebilmek için kendini hem Mesih’e hem de Ruh’a teslim edebilir, hatta etmelidir (Rom. 6:6, 11-14; 8:1-4; Gal 5:13-26).
İmanlı Mesih’e iman etmekle aklanır (Tanrı tarafından kabul edilir, doğru kişi olarak sayılır; Rom. 3:21-31; Flp. 3:7-11). Pavlus bunu “aklanmış olanın imanla yaşaması” prensibi olarak görür (Rom. 1:17; Gal. 3:1-13). Tanrı’nın Mesih aracılığıyla sağladığı lütuf imanlıyı kutsal kılar (İbr. 10:10,14). Galatyalılar 2:19-21 net ve açıktır. Lütuf, kazanılacak veya çalışarak edinilecek bir şey değildir. Lütuf, imanla edinilir ve edinildikten sonra imanla hizmette kullanılır (1Ko. 15:10). Bu yüzden, Tanrı’nın beğenisini kazanmak adına O’na bir şey sunmak (daha çok dua, müjdeleme, Kutsal Kitap’ı okuma gibi), lütfun ne kadar az anlaşıldığını gösterir.
Tanrı’yı hoşnut etmek, hatta Yasa’nın gereklerini yerine getirmek, Kutsal Ruh’un ürettiği meyvedir.
Günahkârın kurtuluş için lütfa ihtiyacı vardır, çünkü imanlının Tanrı için yaşayabilmesini mümkün kılan lütuftur. Tanrı’yı hoşnut etmek, hatta Yasa’nın gereklerini yerine getirmek, Kutsal Ruh’un ürettiği meyvedir. Fakat eğer biri “kuralları yerine getirme”yi aracı kılarak Tanrı’yı hoşnut etmeye çalışıyorsa, bu sadece “benliğin işlerini” üretir (bkz. Gal. 3:10-12; 5:2-6, 19-21).
Bir imanlı, hayatında Kutsal Ruh’un meyvesini nasıl görebilir? Bu meyvenin oluşmasını engelleyen her unsuru kaldırarak ve meyvenin büyümesi için elverişli ortam oluşturarak. Kutsal Kitap imanlının elzem kaynağıdır. Kutsal Ruh’un esini olduğu için Kutsal Yazılar “Tanrı’nın düşüncesini” anlamanın yoludur (1Ko. 2:16). İmanlı doğru yöntem ile Kutsal Kitap’ı araştırır, sonra duayla, kilisede hizmetleriyle (Ef. 4:7-16), belli bir durumla ilgili Kutsal Kitap’ın öğretişi nedir, o durumda nasıl uygulandığını öğrenir, sonra kendi hayatında karşılaştığı durumlarda bu doğrultuda itaat etmeye karar verir. Kutsal Kitap’ın vurguladığı bilgelik işte budur. İtaat de şudur: Tanrı’nın imanlı hakkında söylediklerini görüp onlara inanmak, Tanrı’nın isteğini Kutsal Yazılar’dan öğrenmek, Kutsal Kitap’a uygun olmayan alışkanlıkların değişmesi için Tanrı’ya yalvarmak ve Tanrı’nın o yalvarışına karşılık vereceğine inanıp buna göre hareket etmektir. Tüm bunlar ele alındığında, imanlının “imanla” yaşamasının, Kutsal Kitap’a inanmak ve duayla Tanrı’nın gücüne güvenmek anlamına geldiği görülür. Ancak Kutsal Kitap’ın düzenli olarak sürekli okunup okunanlar üzerinde düşünülmesi gerekir, yoksa iman hayatı zayıf kalır, Tanrı’nın yaptıkları veya lütfun talep ettikleri görülemez. Hristiyan hayatı gayret gerektiren bir hayattır. Peki gayret nereye odaklanmalı? Lütuf kavramını özümsemek için Tanrı’nın sağladığı araçları kullanmaya. Bu araçlar nelerdir? Kutsal Kitap’tan öğrenmek, dua etmek, başka imanlılar tarafından hem teşvik görmek hem de azarlanmayı kabullenmek ve başkalarına hizmet etmektir. Bu süreçte Kutsal Ruh bütün bu araçları kullanarak imanlının hayatını verimli kılar. İmanlı sadece bu şekilde Kutsal Kitap’ın yetkisini ve yeterliliğini kabul ettiğini gösterir.
Nihai olarak, şeriatçılığın üstesinden gelebilmek için çaba değil, düşünceleri doğrularıyla değiştirmek gereklidir. Doğru düşünceler Kutsal Kitap’a uygun, minnettar, müjdelemeye yönelik, geleceğe yönelik ve sevgi dolu düşüncelerdir (Rom. 12:1-2; 2Ko. 10:4-5; Ef. 4:17-24; 1Pe. 1:13-15). Bunun arkasında “pes etmeyen, mücadeleci” bir iman vardır; bu imanla imanlı, Tanrı’nın vaatlerinin geçerli olduğuna, “görmediği” veya “hissetmediği” halde hâlâ güvenir.
2. Petrus 1:3-11’de söz edilen gerçekler bunu vurgular. Tanrı, kutsal bir hayat sürdürmemiz için “bizi tanımasıyla” ve “vaatleri” aracılığıyla her şeyi bize sağlamıştır. İmanlı bu gerçeklere ‘inanır’ ve gerektiğinde Kutsal Ruh’un, bu ayette söz edildiği gibi, “her şey”i vereceğine güvenir.
- 1Bu makaleyi yazmayı birkaç yazara borçluyum, Brad Mullen, Karl Hoch ve Walt Russell gibi.