Ana içeriğe atla

Sitemiz işleyişi için sadece bu siteye ait çerez kullanmaktadır. Üçüncü parti çerez kesinlikle kullanılmamaktadır.
Daha bilgi edinin.

Kitap

Vahiy’den... Tartışmasızca

Tektanrıcılık, Tapınma ve İsa’nın Tanrılığı

Yayın Tarihi: 10.12.2009

Bunları işiten ve gören ben Yuhanna’yım. İşitip gördüğümde bunları bana gösteren meleğe tapmak için ayaklarına kapandım. Ama o bana, “Sakın yapma!” dedi, “Ben senin, peygamber kardeşlerin ve bu kitabın sözlerine uyanlar gibi bir Tanrı kuluyum. Tanrı’ya tap!” — Vahiy 22:8-9

Vahiy kitabının Yeni Antlaşma’daki en tartışmalı bölüm olduğu tartışmasızdır! Aynı zamanda, Vahiy Kutsal Yazılar’ın bir parçası olarak Tanrı’nın esinlemesidir ve öğretmek, azarlamak, yola getirmek ve doğruluk konusunda eğitmek için yararlıdır. Böylece Vahiy, Kutsal Ruh’un bizi her iyi iş için donatarak yetkin kılmak için kullanacağı bir olanaktır (bkz. 2Ti. 3:16-17). O zaman kendi kendimize soralım, son dönemde Vahiy kitabından nasıl yararlandık? Vahiy kitabı şu özendirici vaatle başlar: “… burada yazılanları dinleyip yerine getirene ne mutlu!” (Va. 1:3). “Ne duruyoruz, hemen Vahiy kitabını okuyalım!” diyesi geliyor imanlının doğrusu!

Kilisenin erken dönemden itibaren İsa’ya tam anlamıyla Tanrı olarak inanıldı.

Bu yazının başladığı moral verici paragraf, ne yazık ki, Vahiy’in yorumlanmasını daha az tartışmalı kılmaz. Tüm Kutsal Yazılar’da olduğu gibi, Vahiy kitabını doğru yorumlamak görevi bizden yoğun emek ve samimi gayret ister. Vahiy kitabının yorumlanmasıyla ilgili çeşitli yaklaşımlar, incelemeye değer önemli bir konudur. Ama bu yazı serisinde kendime edindiğim amaç, Vahiy kitabının bazı “tartışmasız” derslerini yararımıza ortaya çıkarmaktır. Bu ilk yazının hedefi, Vahiy’de tapınma konusuna değinerek en erken dönemden itibaren İsa’ya tam anlamıyla Tanrı olarak inanıldığını göstermektir.

Hristiyanlık inancına karşı polemik yapan bazı yazarlar, kilisenin ilk döneminde İsa’ya yalnızca bir peygamber olarak inanılmışken, Hristiyanlık öğretilerinin ilk asırlardaki gelişimiyle İsa’nın ilahlaştırıldığını savunurlar. Bu söylemi örneklemek için internette bulunan şu cümleler yeterlidir:

Hz. İsa’nın Allah Katı’na alınışıyla, Kadıköy Konsili’nde üçleme inancının bugünkü haliyle ortaya çıkışı arasındaki süreç günümüzde birçok araştırmacı tarafından “Allah’ın elçisi olan Hz. İsa’nın ilahlaştırılması” süreci olarak tanımlanır. Bu süreç belli aşamalardan geçmiş, en sonunda da Hz. İsa’nın kendisinin de bir ilah olduğu yönündeki yanlış bir inanç şeklini almıştır.1

Akademik çevrelerde de buna benzer tespitlere rastlamak zor değildir. Sözgelimi, ilahiyat profesörü Mahmut Aydın’a göre İsa’nın tanrılığı kilisenin ilk dönemine ait olmayıp daha sonra gelişen bir inançtır: “...Hıristiyan doktrinlerinin gelişim sürecinde Tanrı’nın Mesih’te temsil edildiği ve bundan dolayı da İsa Mesih’in ilahi bir varlık olarak Tanrı ile aynı cevhere sahip olduğu ileri sürülmeye başlanmıştır.”2  Bu konuda da aynı yazarın, “Yahudi Bir Peygamberden Gentile Tanrıya: İsa’nın Tanrısallaştırılması Süreci” adlı bir makalesi vardır.3

Bu tür iddialara karşılık, Yeni Antlaşma uzmanı Richard Bauckham, “En erken Kristoloji zaten en ulu Kristoloji’ydi” demektedir.4    Bauckham’ın bu cesur iddiasının dayandığı gerekçeler şöyle özetlenebilir:

  1. İsa’nın geldiği ve kilisenin doğduğu dönemdeki Yahudiler’in Tanrı anlayışı, “öz” veya “cevher” gibi soyut, felsefi kavramlara değil, tek ve diri Tanrı’nın biricik kimliğine dayanmaktaydı.
  2. Bu biricik tanrısal kimlik iki ana özellikle tanımlanırdı: Tek gerçek Tanrı her şeyin tek Yaratanı ve her şeyin tek Egemenidir.
  3. İsa’nın geldiği ve kilisenin doğduğu dönemdeki Yahudiler’in tektanrıcılık inancı yaygın, bilinçli ve titizdi: Tanrı ile bütün diğer gerçekliğin arasında mutlak ayrım yapılmaktaydı.
  4. Tapınma ancak ve ancak yukarıda sözü edilen biricik tanrısal kimliğe yönelik olmalıdır. Bu biricik tanrısal kimliğe sahip olan Tanrı’ya tapınmak zorunludur ve bu biricik tanrısal kimliğe sahip olmayanlara tapınmak esas itibarıyla uygunsuz ve yasaktır.
  5. Kilise ilk döneminde hem bu Yahudi tektanrıcılık anlayışına sahipti, hem de İsa’ya tapınıyordu. Bunun sebebi, bu dönemde kilisenin İsa’nın biricik tanrısal kimliğe sahip olduğuna inanmasıydı.

Eserlerinde Bauckham bu gözlemlerini etraflıca belgelemektedir.5 Bu kısa yazıda bu denli ayrıntılı bilgilerin aktarılması, tabii ki, mümkün değildir. Bununla birlikte, Bauckham’ın ortaya koyduğu bu önemli kavramları anlamalıyız. Bu yazının kalan kısmında, yukarıda özetlenen maddeleri biraz daha açtıktan sonra, Vahiy’de önemli yer tutan İsa’nın tapınılmasının Bauckham’ın tezini nasıl doğruladığını göstereceğim.

 

Tektanrıcılık

İsa’nın geldiği ve kilisenin doğduğu döneme bazen “ikinci tapınak dönemi” denir. Bu dönem, sürgünden sonraki tapınağın inşasının İ.Ö. 516 yılındaki bitimiyle başlar ve Romalılar tarafından tekrar yıkıldığı İ.S. 70 yılına kadar sürer. Kendilerini çevreleyen baskın dinsel çoğulculuk karşısında, bu dönemde dinine riayet eden Yahudiler için tektanrıcılık (İsrail’in Tanrısı olan tek gerçek Tanrı’ya tapınmak ve itaat etmek) son derece bilinçli ve titiz bir taahhüt olmuştur.

En başında kiliseyi oluşturan İsa’nın öğrencileri çok yüce bir peygamber olsa bile, tek gerçek Tanrı’dan başkasına tapmazlardı.

Bu tektanrıcılık taahhüdünü açıkça yansıtan bir durum, o dönemdeki Yahudiler’in Eski Antlaşma’nın iki ana tektanrıcı bölümünü kullanışıdır. İkinci tapınak dönemi Yahudiler, amentü sayılan ve “Dinle, ey İsrail! Tanrımız RAB tek RAB’dir” diye başlayan Yasa’nın Tekrarı 6:5-10 ayetlerini ve buna ek olarak,”Benden başka tanrın olmayacak. Kendine yukarıda gökyüzünde, aşağıda yeryüzünde ya da yer altındaki sularda yaşayan herhangi bir canlıya benzer put yapmayacaksın. Putların önünde eğilmeyecek, onlara tapmayacaksın” buyruklarıyla başlayan On Emir’i (Çık. 20:1-17) sabah akşam okurlardı. Tektanrıcı inancını böylece bilinçli bir biçimde ikrar eden bu Yahudiler, uygulama düzeyinde de yalnızca ve yalnızca bu tek Tanrı’ya tapmayı ve itaat etmeyi tektanrıcılığın kaçınılmaz bir sonucu olarak kabul ederlerdi.6

En başında kiliseyi oluşturan İsa’nın öğrencileri de bu dönemde yaşayan Yahudiler’di. İçinde yetiştikleri bu bilinçli ve titiz tektanrıcılık anlayışıyla, çok yüce bir peygamber olsa bile, tek gerçek Tanrı’dan başkasına tapmazlardı.

 

Tanrısal Kimlik

Bauckham’a göre, tapınmalarını ve günlük yaşantılarını tek gerçek Tanrı’ya titizlikle adayan ikinci tapınak dönemi Yahudiler, Tanrı’nın doğası’ndan çok, O’nun kimliğine odaklanmaktaydı. Onlar için Tanrı soyut felsefi bir kavram değildir. Kutsal Kitap’ın Tanrısı’nın adı ve karakteri vardır. O seslenir, ilişki kurar ve girişimde bulunur. O’na seslenebiliriz ve O’nu tanıyabiliriz. Kutsal Kitap öykülerinde Tanrı karakter olarak rol oynar; öykünün insan karakterlerinin tanınır kimliğe sahip olmaları gibi, Tanrı’nın kendisi de tanınabilir. İsrail’in Tanrısı’nın biricik bir kimliği vardır.7

                Tanrı kendini İsrail’e Yahve adıyla, tarihte kurtaran eylemleriyle ve kutsal karakteriyle ifşa etti. Yahve, tutarlı karakteri ve eylemleriyle antlaşma halkına kim olduğunu ve hep aynı kaldığını gösterdi. İsrail’le olan ilişkisinin yanı sıra, Tanrı bütün gerçeklikle biricik bir ilişkiye sahiptir. Ulusların tanrıları dahil olmak üzere, İsrail’in Tanrısı’nı diğer bütün gerçeklikten ayıran iki unsur vardır: Her şeyi Yaratan ve her şeye Egemen yalnızca O’dur. Nitekim Yeşaya’da Yahve şöyle diyor:

Her şeyi yaratan,
Gökleri yalnız başına geren,
Yeryüzünü tek başına seren,
Sahte peygamberlerin belirtilerini boşa çıkaran,
Falcılarla alay eden,
Bilgeleri geri çeviren,
Bilgilerini saçmalığa dönüştüren,
Kulunun sözlerini yerine getiren,
Ulaklarının peygamberlik sözlerini gerçekleştiren... RAB benim. (Yşa. 44:24-26, 28).8

 

Tapınma

Kutsal Kitap’a göre Tanrı her şeyi yoktan var etmiştir. Evrendeki canlı cansız her şey ancak Tanrı’nın “var olma armağanı”yla mevcuttur: Varlığımızı eşsiz benzersiz bu Yaratan’a borçluyuz. Bütün varlıklar yaratık olarak eşit düzeydedir ve tapınılmaya layık olamaz. Her şeyi yaratan biricik Tanrı’ya karşı gösterilecek tek makul davranış, tapınmaktır. Her şeyi Yaratan’a, tahta oturup her şeye egemenlik sürdüğü için tapınılır:

RAB egemenlik sürüyor, titresin halklar!
Keruvlar arasında tahtına oturmuş,
Sarsılsın yeryüzü!
RAB Siyon’da uludur,
Yücedir O, bütün halklara egemendir.
Övsünler büyük, müthiş adını!
O kutsaldır. (Mez. 99:1-3)

Bu bağlamda Bauckham Yahudiler’in tektanrıcılık geleneğinde tapınmanın önemi hakkında şu önemli bilgileri kaydetmektedir:

Yahudilik’in dışlayıcı tektanrıcılık geleneğinde... dinsel uygulamaların gerçekten tektanrıcı olup olmadığını belirleyen unsur tapınmaydı. İ.S. ilk asırların dünya görüşlerinde Tanrı ile insanlık arasındaki uçurumda çeşitli “aracı” varlıkların bulunduğu varsayılmıştır: melekler, yüceltilmiş insanlar, nesneleştirilmiş tanrısal sıfatlar, “logos”... Ama eninde sonunda Yahudi tektanrıcılık, insanlıktan başlayan ve Tanrı’ya varan kesintisiz bir sürecin olduğu kavramına izin veremezdi. Tanrı ile yaratıklarını ayıran kesin bir çizginin çizilmesi gerekmekteydi. Dinsel uygulama açısından Tanrı ile (her ne kadar yüce olsalar bile) yaratıklar arasında kesin ayrımı belirten olay tapınmaydı. Hiçbir yaratığa tapınılamaz; Tanrı’ya tapınılması ise zorunludur.9  

Bauckham, geniş çaplı tarama yaparak ilgili kaynaklarda melekler ve yüceltilmiş kişilerin biricik tanrısal kimliğe sahip olmayıp tapınılmadıklarını belgeler. Aynı zamanda, yaratmak ve yönetmekte rol oynadıkları için aynı kaynaklarda tanrısal bilgelik, ruh ve sözün biricik tanrısal kimliğine dahil sayıldığı tespitinde bulunur.

Şimdi, bütün bu bilgilerin ışığında, Vahiy kitabında İsa’ya nasıl tapınıldığına ve bunun önemine özet bir şekilde bakalım.

 

Kuzu övgüyü almaya layıktır!

Yukarıda gördüğümüz gibi, ikinci tapınak dönemi Yahudileri olan ilk Hristiyanlar, bilinçli ve titiz bir tekranrıcılık uygulamaktaydı. Bu uygulamanın temel bir değeri de, yalnızca ve yalnızca tek gerçek Tanrı’ya tapmaktı. Kutsal Ruh’un denetimi altında olarak Vahiy kitabını yazan Yuhanna için de bu durum geçerliydi. Bu Yahudi kökenli ilk Hristiyanlar, her ne kadar yüce olursa olsun, İsa’ya peygamber olarak tapmazlardı.

İlk Hristiyanlar için putperestlik ciddi bir sorundu. Sivil ve mesleki hayatta geçinmek için yüce bir insana (yani imparatora) ve putlara tapınmak gerekliydi.

Ayrıca, tapınmanın Vahiy’in mesajında önemli bir rol oynadığını unutmamalıyız. Roma İmparatorluğu’nda yaşayan ilk dönem Hristiyanları için putperestlik ciddi bir sorundu. Herkesin imparatora tapınması bekleniyordu. Ayrıca, esnaf loncalarının koruyucu tanrıları vardı ve lonca toplantılarında bu tanrılara kurbanlar kesilir, kurban eti yenerek de tapınılırdı. Sivil ve mesleki hayatta geçinmek için yüce bir insana (yani imparatora) ve putlara tapınmak gerekliydi. Vahiy kitabının imanlılara yönelik temel çağrılarından biri, tam bu konuda galip gelerek taviz vermemekti. Vahiy kitabında insanlar bağlılığını tapınmakla sergiler. Böylece, Şeytan ve onun egemenliğine boyun eğen insanlar ejderha ve canavara tapınırlar: “İnsanlar canavara yetki veren ejderhaya taptılar. ‘Canavar gibisi var mı? Onunla kim savaşabilir?’ diyerek canavara da taptılar” (Va 13:4). Bu bağlamda İsa’ya sadece çok yüce ve sevilen bir peygamber olduğu için tapınılacağı düşünülemez.

Oysa Vahiy’de İsa’ya tapınıldığı güçlü bir şekilde vurgulanır. Vahiy’in dördüncü bölümünde aşkın yüceliğiyle “tahtta oturan”a tapınırlar:

Yaratıklar tahtta oturanı, sonsuzluklar boyunca yaşayanı yüceltip ona saygı ve şükran sundukça, yirmi dört ihtiyar tahtta oturanın, sonsuzluklar boyunca yaşayanın önünde yere kapanarak O’na tapınıyorlar. Taçlarını tahtın önüne koyarak şöyle diyorlar: “Rabbimiz ve Tanrımız! Yüceliği, saygıyı, gücü almaya layıksın. Çünkü her şeyi sen yarattın; Hepsi senin isteğinle yaratılıp var oldu.” (Va. 4:9-11)

Yirmi dört ihtiyarın bir nevi “yönetim kurulu” olarak Tanrı’nın evreni yönetmesine hizmet ettikleri, yirmi dört ayrı tahtta oturmaları ve başlarında birer tacın bulunmasından anlaşılır (bkz. Va. 4:4). Bununla birlikte, Tanrı’nın tahtına oturmazlar ve O’nun yerine egemenlik sürmezler. Tapınılmaya layık değildirler. Tersine, kendilerinin yönetmek yetkisinin tahtta oturan tek gerçek Egemen’den kaynaklandığını belirtmek için tahtlarından inip yere kapanırlar ve egemenlik simgesi olan taçlarını O’nun tahtının önüne koyarlar.

Vahiy’in beşinci bölümündeyse, Tanrı’nın planını gerçekleştirmek için, boğazlanmış Kuzu’dan başka “ne gökte, ne yeryüzünde, ne de yer altında” yeterli birinin bulunduğu vurgulanır (Va. 5:3). Kuzu tahtın ortasında duruyordu! (Va. 5:6). Kuzu, Tanrı’yla birlikte egemen sürmeye layık olduğunu göstererek tomarı tahtta oturanın elinden alınca, dört yaratıkla yirmi dört ihtiyar Kuzu’nun önünde yere kapanırlar! (Va. 5:8). Anlatının devamında, bütün varlıklar ve tüm evrenin Kuzu olan İsa’ya tapındıklarını görmekteyiz.

Sonra tahtın, yaratıkların ve ihtiyarların çevresinde çok sayıda melek gördüm, seslerini işittim. Sayıları binlerce binler, onbinlerce onbinlerdi. Yüksek sesle şöyle diyorlardı:

“Boğazlanmış Kuzu
Gücü, zenginliği, bilgeliği, kudreti,
Saygıyı, yüceliği, övgüyü
Almaya layıktır.”

Ardından gökte, yeryüzünde, yer altında ve denizlerdeki bütün yaratıkların, bunlardaki bütün varlıkların şöyle dediğini işittim:

“Övgü, saygı, yücelik ve güç sonsuzlara dek
Tahtta oturanın ve Kuzu’nun olsun!”

Dört yaratık, “Amin” dediler. İhtiyarlar da yere kapanıp tapındılar.  (Va. 5:11-14)

İsa’ya burada açık bir şekilde tapınılıyor. Ama bu bağlamda Bauckham son derece ilginç ve önemli bir noktaya değinerek şöyle der: “Bu anlatının nasıl yapılandırıldığı dikkate değerdir: Kuzu’ya yönelik tapınma (Va. 5:8-12) Tanrı ve Kuzu’nun birlikte tapınılmalarına yol açar (Va. 5:13). Yuhanna İsa’yı Tanrı’nın yanında ayrıca tapınılmaya layık biri olarak göstermek istemez. Tersine, İsa’nın Tanrı’ya verilen tapınmaya ortak olduğu gösterilir: İsa’ya tapınmak, tek Tanrı’ya tapınmak demektir.10  

Bu konuda Vahiy’in mesajı açıktır: İsa tapınılmaya layıktır, çünkü biricik tanrısal kimliğe sahiptir, yani, Tanrı’nın kendisidir. Tapınmanın bu anlamı ve önemi belirgin bir şekilde Vahiy kitabının son bölümlerinde ortaya konur. Yuhanna, bu tanrısal vahyi ileten görkemli meleğe tapınmaya çalışınca, “Sakın yapma… Tanrı’ya tap” diye katı bir şekilde uyarılır:

Sonra melek bana, “Yaz!” dedi. “Ne mutlu Kuzu’nun düğün şölenine çağrılmış olanlara!” Ardından ekledi: “Bunlar gerçek sözlerdir, Tanrı’nın sözleridir.” Ona tapınmak üzere ayaklarına kapandım. Ama o, “Sakın yapma!” dedi. “Ben de senin ve İsa’ya tanıklığını sürdüren kardeşlerin gibi bir Tanrı kuluyum. Tanrı’ya tap! Çünkü İsa’ya tanıklık, peygamberlik ruhunun özüdür.”

Bunları işiten ve gören ben Yuhanna’yım. İşitip gördüğümde bunları bana gösteren meleğe tapmak için ayaklarına kapandım.  Ama o bana, “Sakın yapma!” dedi, “Ben senin, peygamber kardeşlerin ve bu kitabın sözlerine uyanlar gibi bir Tanrı kuluyum. Tanrı’ya tap!” (Va.19:9-10 ve 22:8-9, vurgu eklenmiştir)

İlk Hristiyanlar’ın İsa’ya tapınmaları bir yanlışlık veya dikkatsiz değildi. Başka ülkelerden gelen insanlardan veya Yunan felsefesinden de etkilenmiş değillerdi. İlk Hristiyanlar’ın İsa’ya tapınmasını “Yahudi tektanrıcılık geleneği içinde meydana gelen bir gelişme olarak görmeliyiz. Bu gelişme sayesinde Yahudi kökenli Hristiyanlar, İsa’yı tek Tanrı gerçekliğine dahil etmişlerdir.”11  

Hristiyanlar’ın ibadetini tarif eden en erken tarihe ait Hristiyan olmayan kaynak, Hristiyanlar’ın güneş doğmadan önce toplanıp “Mesih’e bir tanrı olmuşçasına ilahi söyledikleri”ni kaydeder. İsa Tanrı olduğu için O’na tapınıyorlardı.12   En erken Kristoloji zaten en üstün Kristolojiydi!

  • 1Harun Yahya, “Üçleme İnancı Hz. İsa’dan Asırlar Sonra Ortaya Çıkmıştır,” Hazreti İsa.com,  http://www.hazretiisa.com/s3_c.html > (19 Ağustos 2009 tarihinde ulaşılmıştır.) [Ed: Bu makale   https://hazretiisaasallahinogludegildirallahinpeygamberidir.wordpress.com/ucleme-inanci-hz-isa-asdan-asirlar-sonra-ortaya-cikmistir/ > adresine taşınmıştır.]
  • 2Mahmut Aydın, İsa Tanrı mı? İnsan mı? (İstanbul: İz Yayıncılık, 2002), 46.
  • 3İslâmiyât III, No.4 (2000).
  • 4Richard Bauckham, Jesus and the God of Israel (Grand Rapids, Michigan: Eerdmans, 2009), x. Not: “Kristoloji”  veya “Mesihbilimi”, teolojinin Mesih öğretisini inceleyen bilim dalıdır. Kristoloji’de Mesih’in beden alışı, tanrılığı, öğretisi ve hem bu dünyadayken hem de şimdi gökteyken yaptığı hizmetler işlenir.
  • 5Bkz. Richard Bauckham, The Climax of Prophecy: Studies in the Book of Revelation (Edinburgh: T&T Clark, 1993), “The Worship of Jesus,” s. 118-149; The Theology of the Book of Revelation (Cambridge: Cambridge University Press, 2008); Jesus and the God of Israel (Grand Rapids, Michigan: Eerdmans, 2009).
  • 6Bauckham, Jesus and the God of Israel, s. 5.
  • 7A.g.e., s. 6-7.
  • 8A.g.e., s. 8-10.
  • 9Bauckham, Climax of Prophecy, s. 118.
  • 10Bauckham, The Theology of the Book of Revelation, s. 60.
  • 11A.g.e., s. 61.
  • 12Jaroslav Pelikan, The Emergence of the Catholic Tradition (100-600), (Chicago: University of Chicago Press, 1971), s. 173.
  • Telif Hakları © 2009
  • Chuck Faroe
  • Tüm Hakları saklıdır. İzin ile kullanıldı.
İlk yayınlama: e-manet Sayı 18 (Ekim - Aralık 2009), s. 8–11.