Ailemde üç kardeşiz. Benden bir yaş küçük kız kardeşim, bir buçuk yaş büyük de abim var. Abim sanki doğuştan örnek insan: akıllı, çalışkan, saygın... Sporda hep kazanırdı. Okulda en iyi notları o alırdı. Bense, nasıl desem, ona çekmemişim!
Abimden bir sene sonra okulda aynı öğretmenlere denk geldiğimde, onlara acı bir şaka gibi geldim sanırım. Benden abiminkine benzer performans beklemişlerdir. Oysa en arka sırada oturmayı tercih eder, yaramazlıklar yapıp dururdum. Ev ödevi olayının bir türlü farkına varamadığım gibi, pek de ödev yaptığım yoktu. Kim bilir öğretmenlerimi ne kadar hayalkırıklığına uğratmış, sinirlendirmiş, onlara erken emekliliği düşündürmüşümdür!
Rab İsa Mesih’le tanıştım, kurtuldum, hayatım tamamıyla değişti.
Abimle ben fiziksel olarak bile çok farklıyız. Babam bana, “Abin anasının oğlu, sen babanın oğlusun” derdi. Gençlik yıllarımızda abim aklı başında ve mazbut, bense –şimdi düşündüğümde utanıyorum– serserinin tekiydim, kendime uygun olmayan birtakım şeylere karışmıştım.
Ta ki 22 yaşıma girinceye kadar. O zaman Rab İsa Mesih’le tanıştım, kurtuldum, hayatım tamamıyla değişti. Abimle Müjde’yi paylaşmaya başladım, altı ay sonra o da Rab’be geldi. Ailemizde her ne kadar abim akkoyun ve ben karakoyun olsak da, ikimiz de kayıptık!
Artık yaşlandım, eski günleri yad ediyorum. Son günlerde de abimin bir huyu aklıma geliyor. Abim özel günlerde bana kaliteli hediyeler verirdi. Örneğin, bir sefer bana en iyi markadan yün gömlek hediye etti. Başka bir zaman, yeni çıkmış, esaslı bir İngilizce sözlük hediye etti. Sanırım abim işime yarayacak değerli bir hediye alabilmek için beni ve durumumu düşünürdü. Seçtiği hediyeyi verebilmek için de karşılığını ödemeye razı olurdu, sağolsun.
Abimin hediyeleri çok değerliydi, ama aklı havada biri ağırbaşlının zevkinden ne anlar? Abime teşekkür ederdim tabii ama, söylemesi ayıp, hediyelerini sıkıcı bulurdum. Sözlük mü? Gömlek mi? Yani, bunlar işe yarar tabii ama keşke daha orijinal, etkileyici bir hediye alsaydım!
Fakat zaman geçtikçe ilginç bir şey oldu: Abimin hediyelerinin kıymetini daha iyi anlamaya başladım. O güzel, dayanıklı gömleği yıllarca ve yıllarca giyindikçe çok sevdim. Verilen sözlük de çok özeldi, diğer sözlüklerden farklı olarak kullanım ve etimoloji hakkında etraflıca bilgiler içeriyordu. Yıllarca o sözlüğü severek kullandım. Sonra, nedense, satmışım. Ama o güzelim sözlüğü çok özledim, sattığıma pişman oldum. Sonunda geçenlerde, abim bana verdikten neredeyse 50 sene sonra, sahaflarda aynısını bularak aldım.
Mesih’in bedeninde basmakalıp ruhsal armağan yok, yalnızca ısmarlama lütuf var.
Abimin gösterdiği özel ilgi bana Rab İsa’yı düşündürüyor. Rabbimiz armağanları bize, kendi bedeninin üyelerine, nasıl dağıtmıştır? Efesliler 4:7 bu soruyu şöyle yanıtlar: “Ama lütuf her birimize Mesih'in armağanı ölçüsünde bağışlandı.” Hani elbise satın alacaksanız bir mağazalarda bulabileceğiniz standart beden olanları var, bir de terziye diktirebileceğiniz ısmarlama elbise var. Standart beden seri imalata uygun. Ucuz. Ismarlama elbise ise pahalı. Kişiye özel ölçülür. Mesih’in bedeninde basmakalıp ruhsal armağan yok, yalnızca ısmarlama lütuf var. Rab her birimizi özel düşünerek kilisenin gelişmesine nasıl katkıda bulunacağımızı tasarladı. Bu doğrultuda da her birimize bir lütuf ölçüsü uygun gördü (bkz. Ef. 4:7-16).
Bu özel ilgiyle verilen armağanlar hiçbirimizi diğerlerinden üstün kılmaz (bkz. 1Ko. 12:18,25). Böbürlenmemeliyiz. Tanrı’nın bize uygun gördüğü rol konusunda gerçekçi – sağduyulu – olmalıyız (bkz. Rom. 12:3). Mesih’in öğrencisi olarak bize tasarlanan rolün farkına vararak, o doğrultuda tam bir gayretle hizmet etmeliyiz.
Sakın, benim bir zamanlar abimin hediyeleri karşısında yaptığım gibi, “Keşke daha çarpıcı armağan alsaydım!” demeyelim. Mesih bizi terzi gibi özel, herkesten ayrı düşünerek bize vereceği lütuf ölçüsünü biçti. Seçtiği armağanı verebilmek için de karşılığını çarmıhta ödemeye razı oldu. O’na hamdolsun!