Farz edelim birisine, “Kutsal, doğru bir insanım” dedim, o da bana, “Yok ya! Kusura bakma abi, Hristiyansın ama sen herkesten o kadar farklı da değilsin!” diye cevap verdi. Bu durumda ne düşünmeliyiz?
Tabii ki, Mesih’e yaraşan doğrulukla ve kutsallıkla başkalarına örnek olmak isterim. Ama esasında Mesih’in çarmıhtaki ölümü ve dirilişi sayesinde aklandım ve kutsal kılındım. Bu açıdan gerçekten Mesih’e iman etmiş biriysem, kutsallığım ve doğruluğum insanların algılarına veya değerlendirmelerine dayanan bir durum değildir, Mesih’e dayanan tanrısal bir gerçektir.
Sonuç olarak bir Mesih imanlısının doğruluğunu reddetmek, Mesih’in çarmıhını inkâr etmek demektir.
Bir Mesih imanlısının doğruluğunu reddetmek, Mesih’in çarmıhını inkâr etmek demektir.
Peki, bir Hristiyan olarak, “Hepimiz kardeşiz” desem, biri çıkıp diyebilir ki, “Ama kilisede beklediğim düzeyde yakın ilişkiler görmüyorum, kaynaşma olmadı, aile olamadık.” Bu durumda ne düşünmeliyiz?
Bu soruya ilişkin olarak Alman pastör ve ilahiyatçı Dietrich Bonhoeffer (1906-1945), Birlikte Yaşamak (Life Together) adlı kitabında çarpıcı tespitlerde bulunur. Bonhoeffer’in “kardeş olmak” konusundaki bazı düşüncelerini aynen aktarmak istiyorum:
Hristiyanlık Mesih aracılığıyla ve Mesih’te sağlanan ortak bir hayat demektir. Hristiyanların ortak hayatı hiçbir zaman bundan ne fazla ne de azdır...
Pavlus, “Mesih’in kendisi barışımızdır” diyor (Ef. 2:14). Mesih olmadıkça hem Tanrı ve insan arasında hem de insan ile insan arasında düşmanlık var... Ancak Mesih’te biriz, yalnızca O’nun aracılığıyla birbirimize bağlanmışızdır. Sonsuza dek tek aracı O’dur.
Kardeşine bakan, Mesih’te onunla sonsuza dek birbirine bağlı olacağını bilmelidir.
Kardeşine bakan, Mesih’te onunla sonsuza dek birbirine bağlı olacağını bilmelidir.
Biri başkasına ancak Mesih aracılığıyla kardeş olur. Ancak Mesih’in benim için ve bana yönelik yaptıkları aracılığıyla kardeş olabilirim. Öbür kişi de Mesih’in kendisi için yaptıklarıyla benim kardeşim olmuştur... Bir kişinin Hristiyan olarak yaşayışı, ruhani veya adanmış olup olmaması, ortak hayatımızın temeli değildir.
Bu konuda Mesih’in sağladıklarından daha fazla şeyler isteyen kişi, aslında Hristiyan kardeşlik arzulamış değildir. Öyle bir kişi başka yerde bulamadığı olağanüstü sosyal bir deneyimin peşindedir. Böyle bir kişi Hristiyan kardeşliğin içine kendi kirlenmiş ve muğlak arzularını katmıştır. İşte tam bu noktada Hristiyan kardeşlik, en başlangıçta en büyük sorunuyla karşılaşır ve kökünden zehirlenir. İnsanlar dinsel paydaşlıkla ilgili kuruntularını Hristiyan kardeşlikle karıştırırlar... Hristiyan kardeşlik konusuna gelince, en başta şunu anlamalıyız: Hristiyan kardeşlik güzel bir amaç değil, tanrısal bir gerçektir.1
Evet, kardeşler, bu sözler hakkında ne düşünüyorsunuz? Bence bu tespitler dikkatlice okunmaya ve üzerinde derin derin düşünmeye değerdir.
Diğer kardeşler ve onlarla paylaştığımız ortak hayat hakkında nasıl beklentiler besliyoruz? Şahsen, tüketiciliğin etkisi altında kalarak bazen kiliseleri ve imanlıları bir lokanta veya gazete seçercesine, kendi tercihlerime göre değerlendirdiğimden korkarım.
Ama Bonhoeffer’e göre, aynen aklanmış olduğumuzu imanla kabul ettiğimiz gibi, kardeş olduğumuzu imanla kabul etmeliyiz. Kaldı ki, kardeşlere yönelik tutumumuz ve davranışlarımız teolojik bir meseledir; algılarımıza ve değerlendirmelerimize dayalı olmamalıdır.
Tanrı’nın sözü hepimiz hakkında şu harika gerçeği beyan eder: “... artık yabancı ve garip değil, kutsallarla birlikte yurttaş ve Tanrı’nın ev halkısınız” (Ef. 2:19).
Yani en başta, kilisede “aile olamadık” diyemeyiz. Bu tamamen yanlış bir söylemdir ve ne yazık ki çok alışıldık hale gelmiştir bazılarının dilinde. Bizler Mesih’te kardeşiz. Bu tanrısal bir gerçektir. Artık sormamız gereken soru şudur: Aile olarak nasıl davranacağız?
- 1Bu alıntılar, Dietrich Bonhoeffer, Life Together: The Classic Exploration of Christian Community (New York: Harper & Row, 1954), s. 21-26’dan derlenerek Türkçe’ye çevrilmiştir.