Oğlum bilgisayar konusunda beceriklidir. O kadar ki son günlerde pek karmaşık bir bilgisayar oyununun en son aşamasına gelebilmiş. Hem de en yüksek zorluk düzeyine ayarlanmışken! Hayatın (veya bilgisayarın) cilvesi bu ya, tam o sırada bütün kayıtlı oyunlar silinivermiş!
Oğlum bana, kaybını en kısa zamanda telafi etmek ve son aşamaya tekrar ulaşmak için oyunu en düşük zorluk düzeyinde oynadığını anlattı. “Artık çok zor düzeye antrenmanlı olduğum için eskiden normal derecede zor olanlar bana öylesine kolay geliyor ki!” dedi. Ona, “İşte, buna ‘aşırı öğrenme’ derler” dedim. “Yani, yeterliliğimizi pekiştirmek için normalden daha sıkı antrenman yapmak...”
Anlamak ve anlatmak konusunda kendimize daha sıkı antrenman yaptırmak için iki önerim var ki, ilk bakışta birbiriyle çelişken görünecektir: hem daha az hem de daha çok konuşmalıyız.
Bilgisayar oyunu oynarken daha başarılı olasınız diye bu yazıyı yazmadığımın farkındasınızdır umarım! Asıl düşündüğüm konu iletişim yeterliliğimizdir.
Belki “İletişime niye antrenman gerekli olsun ki? Zaten her gün konuşuruz, formdayız işte!” diyeceksiniz. Oysa anlatmak ve anlamak (yani iletişim) sandığımız kadar kolay iş değildir. Sık sık çıkan anlaşmazlıklar (ve Türkçe’ye giren “anlatamadım galiba,” “dinleyen kim?,” “ne laf anlamaz insansın be!” gibi sözler) bunun kanıtıdır sanırım.
Anlamak ve anlatmak konusunda kendimize daha sıkı antrenman yaptırmak için iki önerim var ki, ilk bakışta birbiriyle çelişken görünecektir: hem daha az hem de daha çok konuşmalıyız. Anlatayım…
Daha az konuşmak, ağzımızı kapatıp öbür kişi konuşurken biraz sonra söyleyeceklerimizi hesaplamak anlamına gelmez. Az konuşmak, ağzımızı kapatıp yoğun bir dikkatle karşıdaki kişinin fikirlerini dinlemek demektir. Bir Çin atasözüne göre, “İnsanların kendi fikirleri kendi çocukları gibidir: her zaman diğer herkesinkinden daha güzeldir.” Bu yüzden az konuşarak dinlemek zor bir antrenmandır işte!
Acaba farkında mıyız, iyi dinlemek imanlının bir erdemidir. Nitekim Süleyman’ın Özdeyişleri’nde “Akılsız kişi bir şey anlamaktan çok, Kendi düşüncelerini açmaktan hoşlanır” ve “Dinlemeden yanıt vermek, Ahmaklık ve utançtır” ve “Akıllı kişi bilgiyi satın alır, Bilgenin kulağı [not: ağzı değil] da bilgi peşindedir” denir (18:2,13,15).
Başkalarının fikirlerini kavramak için dikkatlice dinlemekte olduğu kadar, kendi düşüncelerimizi başkalarına kavratmak için sabır gereklidir. İyi anlatacak kadar sabırlı mıyız?
Tarihçi İlber Ortaylı, hayatını bir dizi söyleşide anlattığı Zaman Kaybolmaz adlı kitapta şu gözlemde bulunur: “Yumuşak başlı, düşük tansiyonlu, laf ebeliğiyle falan işi geçiştirecek bir toplum değil burası (...) Kulüp kurma, konuşma, tartışma, gazete çıkarma... Bu ‘sabır’ ister. Bu yok. Yani ‘hemen ilk etapta kavgaya girersek, hallederiz işi’ sanıyor insanlar...”1
Başkalarının fikirlerini kavramak için dikkatlice dinlemekte olduğu kadar, kendi düşüncelerimizi başkalarına kavratmak için sabır gereklidir.
Daha çok siyasetle alakalı olarak söylenen bu sözler hayatın bütün alanları ve dünyanın bütün toplumları için önem taşımaktadır. Girişim yatırım gerektirir. Bu, anlatma girişimi için özellikle geçerlidir. Düşüncelerimizi kavratmak için ifadelerimize netlik getirecek, önyargıları giderecek ve iletişim sürecini sürdürecek kadar sabırlı mıyız?
Bilgilendirmenin bütün alanlarında sabır gerekliyse, Müjde’yi anlatırken her zamankinden daha önemlidir: “Rab’bin kulu kavgacı olmamalı. Tersine, herkese şefkatle davranmalı, öğretme yeteneği olmalı, haksızlıklara sabırla dayanmalıdır. Kendisine karşı olanları yumuşak huyla yola getirmeli. Gerçeği anlamaları için Tanrı belki onlara bir tövbe yolu açar. Böylelikle ayılabilir, isteğini yerine getirmeleri için kendilerini tutsak eden İblis’in tuzağından kurtulabilirler” (2Ti. 2:24-26).
Böylece inanç savunması ve müjdeleme alanlarına geçince iletişimin doğaüstü, görünmez boyutları da söz konusudur: Bir yandan zihinleri kör eden İblis ve diğer yandan lütfuyla tövbe yolunu açan Tanrı etkindir! Bu esrarengiz iletişim sürecinde bize de önemli bir görev düşer: anlayacak ve anlatacak kadar sabırlı olmak!
Rabbimiz’in yüceltilmesi için bu “sıkı antrenman”a razı olmalıyız!
- 1İlber Ortaylı, Zaman Kaybolmaz (İstanbul: İş Bankası Yayınları, 2006), s. 124-125.