“Beyefendi, evinizde bir ayna yok mu?” demekten alamadım kendimi.
Normalde dolmuşta yanımda oturan biriyle böyle konuşmazdım. Ama saçları darmadağınık ve birkaç gündür suratı tıraş olmamış adamın alnında da (herhalde sobanın külleri boşaltırken terini silmişti) siyah bir leke vardı. Bu kadarı da fazlaydı artık! Ayrıca adamı gözüm bir yerden ısırıyordu... yüzü (kirli ve bakımsız olmakla birlikte) tanıdık geliyordu...
“Bana mı soruyorsun, be adam!” diye gürleyerek ban döndü yanımdaki yolcu. Birdenbire yüzünün kızgın ifadesi yumuşadı. “Vay Yaşar, sen misin? Seni şakacı seni... Makalemi mi gördün yoksa?” dedi.
“Şabancığım...” diye kekeledim. Bu bakımsız adam meğer lisede uzaktan tanıdığım sınıf arkadaşımmış! “Seni bunca yıl sonra tekrar görmek ne güzel... Ama ne makalesi?” dedim.
“Yapma be Yaşar! Ayna konusunu sen açtın ya! Geçen Cumartesi ekinde “Aynaların Bilinmez Tarihi” diye bir yazım çıkmıştı... Makalemi görmedinse, neden bana aynalardan söz ediyorsun ki?”
“Bir dakika, Şaban... Sen yazar mı oldun?” dedim.
“Yazar olmaktan çok araştırmacıyım, Yaşar. Kendimi ayna olayına büsbütün adamışım. Aslına bakarsan çok harika, büyüleyici bir olay ayna!”
“Güzel ama...” diye başladım.
“Bana ‘Ayna Uzmanı Şaban’ diyorlar” dedi gururla. “Biliyor muydun, en eski ayna bizim topraklarda Çatalhöyük’te obsidiyenden yapılmış... tam sekiz bin yıl önce!”
“Çok ilginç, Şaban, ama...”
“Benim için aynaların aması maması yok, be Yaşarcığım. Üç yıllık Yüksek Ayna Okulu’ndan mezun oldum. Aynaların türleri, yapımı, kullanımı, tarihi, koleksiyonculuğu... hepsinde uzmanlaştım.”
“Konuya hakim olduğundan şüphem yok. Yine de...”
“Ayna çok güzel icat ama bizim halk aynanın kıymetini bilmiyor. Zaten doğru dürüst bir ayna kültürümüz yok ki! Finansman bulup evlere bedava el aynası yollamayı düşünüyorum. Sence nasıl olur?”
“Bedava ayna... Tabii ki her eve lazım, Şaban, ama ilk önce...”
“Aa aa... Burası benim durağım, Yaşar. Seni görmek çok güzeldi! Yine görüşelim!” diyerek ayağa kalktı, eski dostum “Ayna Uzmanı Şaban.”
Ne diyecektim? “Peki, Şaban...” dedim. “Kendine iyi bak.”
Kutsal Kitap hepimize şöyle buyurur: “...sözün dinleyicisi olup da uygulayıcısı olmayan kişi, aynada kendi doğal yüzüne bakan kişiye benzer. Kendini görür, sonra gider ve nasıl bir kişi olduğunu hemen unutur. Oysa mükemmel yasaya, özgürlük yasasına yakından bakıp ona bağlı kalan, unutkan dinleyici değil de etkin uygulayıcı olan kişi, yaptıklarıyla mutlu olacaktır” (Yakup 1:23-25).
Bu yazı biraz farklı oldu sanırım. Hemen şunu önemle vurgulamak istiyorum: Bu yazıyla kimseye özel kastım veya sitemim yoktur! Gerçeği söylemek gerekirse, kendi hayatımda Rab’be hizmet etmenin bir parçası olarak Kutsal Kitap konusunda daha bilgili ve bilinçli olmaya uğraşırken içime bir kurt düştü: Ya Kutsal Yazılar’ı iyi bilip daha az uyguluyorsam?... Bu yüzden bu küçük öyküyü hepimize iletmeyi uygun gördüm.
Ayna Uzmanı Şaban gibi olmamaya dikkat edelim. Kutsal Kitap konusunda bilinçli ve bilgili olalım. Ama her şeyden önce, Rabbimiz’in lütfuyla, Tanrı’nın Sözü’nü uygulamakta uzmanlaşalım.