Bize karşı koyanlara nasıl karşı koyabiliriz?
Pavlus bir keresinde kendisine karşı koyanı kör etti.
Barnaba ve Pavlus Müjde’yi ilk yaymaya çıktıklarında, Kıbrıs’ta nüfuzlu ve akıllı bir kişi, Vali Sergius Pavlus, Tanrı’nın sözünü dinlemek istedi. Bu yüzden Barnaba ile (o zaman Saul adıyla bilinen) Pavlus’u çağırttı. Ama valinin arkadaşı, Baryeşu adlı bir büyücü, Barnaba ve Pavlus’a “karşı koyarak valiyi iman etmekten caydırmaya çalıştı.”
Bu durumda Kutsal Ruh’la dolan Elçi Pavlus, gözlerini büyücüye dikerek, “Ey İblis'in oğlu! Yüreğin her türlü hile ve sahtekârlıkla dolu; doğru olan her şeyin düşmanısın. Rab’bin düz yollarını çarpıtmaktan vazgeçmeyecek misin? İşte şimdi Rab'bin eli sana karşı kalktı. Kör olacaksın, bir süre gün ışığını göremeyeceksin” dedi.
Anında kör olan Baryeşu hemen Pavlus’a karşı koymayı bırakıverdi: “Dört dönerek, elinden tutup kendisine yol gösterecek birilerini aramaya başladı.” Vali de iman etti (bkz. Elç. 13:1-12).
İşte, mutlak bir sonuç getiren bir yöntemdi bu: ilahi yargı.
O zaman listemizi hazırlayalım. Kutsal inancımızı inkâr eden, müjdeleme girişimlerimizi “kent efsaneleri”yle aksatan, masalları sağlam öğretiye tercih eden ve kendimiz, hizmetimiz ve (en kötüsü) Rabbimiz hakkında saçma sapan iddialarda bulunan herkesi yola getirmek için, Tanrı’dan ilahi yargı dileyelim.
İsa’nın adıyla “amin!” diyebilir miyiz? Adıyla dua ettiğimiz Rabbimiz İsa Mesih ki, kendisini çarmıha gerenler için, “Baba, onları bağışla, çünkü ne yaptıklarını bilmiyorlar” diye dua etti (Luk. 23:34). Bize de, “Düşmanlarınızı sevin, size zulmedenler için dua edin” diye buyurdu (Mat. 5:44).
Elçi olarak Pavlus kendisine karşı koyanı bir defa kör etti. Bu bir yöntem değildi, Pavlus’un Ruh’un denetimi altında olarak böyle davranmaya sevk edildiği bir durumdu.
Ama aynı Ruh’un denetimi altında olarak Pavlus Timoteos’a bir ruhsal önderin her zaman kendisine karşı olanlara nasıl davranması gerektiğini öğretti: “Saçma, cahilce tartışmalara girmeyi reddet. Bunların kavga doğurduğunu bilirsin. Rab’bin kulu kavgacı olmamalı. Tersine, herkese şefkatle davranmalı, öğretme yeteneği olmalı, haksızlıklara sabırla dayanmalıdır. Kendisine karşı olanları yumuşak huyla yola getirmeli” (2Ti. 2:23-25a).
Peki, listemizi yapalım: Kutsal Ruh’un kudretiyle bize karşı onlanlara kavgacı olmayıp şefkatle davranacağız. Tanrı’nın sözünü doğru yorumlamaya özen göstererek onlara düzgün bir şekilde anlatmayı sürdüreceğiz (bkz. 2Ti 2:15). Ettikleri haksızlıklara sabırla dayanacağız ve onları yumuşak huyla yola getireceğiz. (Kendimi bunu sormaktan alamıyorum: Hangisi daha büyük mucizedir; karşı koyanları kör etmek mi yoksa onlara böyle davranmak mı?)
Sonuç olarak bize karşı olanlara böyle davranırsak, yola gelirler mi? Bunun cevabı net ve açıktır: Belki. “Gerçeği anlamaları için Tanrı belki onlara bir tövbe yolu açar. Böylelikle ayılabilir, isteğini yerine getirmeleri için kendilerini tutsak eden İblis'in tuzağından kurtulabilirler” (2Ti. 2:25b-26, vurgu eklenmiştir).
Birisi size “belki yaparım” derse, ümitlenir misiniz, karamsarlığa mı kapılırsınız? Her ikisi de olur, çünkü “belki” denildiğinde istediğimiz durum olabilir, olmayabilir de.
Bize ve Müjde’ye karşı koyanları yola getirmekte mutlak sonuç vadeden bir yöntemimiz yoktur. Kutsal Kitap gerçekçidir. Bizden Mesih’e yaraşan alçakgönüllülüğü bekler. Günahkâr insanların yola gelmelerine son derece karamsarca bakar. Yüce Tanrımız’ın egemen olduğunu da bize hiçbir zaman unutturmaz. Lütfuyla karşı gelenlere belki bir tövbe yolu açar.
Bu bağlamda, Kutsal Ruh’un denetimi altında olarak bu değerli öğütleri ileten Pavlus’un tanıklığını unutmayalım: “Bir zamanlar O'na küfreden, zalim ve küstah biri olduğum halde bana merhamet edildi” (1Ti. 1:13).
“Belki” denildiğinde istenen durum olmayabilir. Ama olabilir de.