Motivasyon, amaçlanan davranışa yönelirken bize güç veren bir düşüncedir. Yanan fitilin emdiği yağ gibi, motivasyonlarımız davranışlarımıza sinip onları alevlendirir.
Bu yazıda bir misyonerin motivasyonunu inceleyeceğiz.
1890’da, 23 yaşındaki Samuel Zwemer, Osmanlı topraklarına ilk defa ayak bastı. Zwemer, misyonerlik faaliyetlerini yaklaşık kırk yıl sürdürecekti.
Zwemer Müjde’yi Müslüman Araplar’a duyurmaya çağrıldı. Amerika’daki kilisesi bu vizyonunu gerçekçi bulmayınca, Zwemer Arabistan Misyonu kurdu.
Basra, Bahreyin ve Kahire’de çalışan Zwemer Arapça’yı çok iyi öğrenerek Kur’an’ı, İslam bilgilerini ve Müslümanlar’ın kültürünü özenle inceledi. (Zwemer, İslamiyet ve misyon konularını işleyen 37 kitap yazdı.) Aynı zamanda, Zwemer halktan alimlere kadar herkese Müjde’yi anlaşılır bir şekilde iletmek için konuşmalar yaparak ve yazarak canla başla çalıştı.
Zwemer için Araplar sadece “hedef kitle” değildi. Zwemer’in aşağıda aktarılan anısından anlaşılacağı gibi, ilişkilerinde karşılıklı sevgi ve saygı vardı:
[Bahreyin’deki o] ilk yılda kurduğumuz bazı dostluklar onlarca yıl sürdü. İnci tüccarı Hasan Müşerrif bunların birisidir. Asla Hristiyan olmadı ama başımız derde girdiğinde yardım eden, hakarete uğradığmızda bizi savunan sadık bir dosttu. Kalbi ve hayatı pak bir kişiydi ve hikmetli öğütlerde bulunurdu. Çocuklarımız doğduğunda her birine güzel birer Arapça isim verdi. İki kızımız Katarina ve Rut aynı haftada vefat ettiklerinde öz kardeşimiz gibi acımızı paylaştı.
Zwemer acılara katlandı. 1892’de Zwemer’in kardeşi Peter, Arabistan’daki hizmete katıldı. 1898’de Peter sıtma hastalığına yenilerek vefat etti. 1904’te dizanteriden ölen kızlarının mezarına Zwemer, Vahiy 5:12’ye atfen “Boğazlanmış Kuzu zenginliği almaya layıktır” sözünü yazdırdı. Misyonunun 60. kuruluş yıldönümü için Arabistan’a giden 83 yaşındaki Zwemer, kızlarının mezarını ziyaret ederken, “Biz susacak olsak, bu taşlar ‘Müjde Arabistan’da duyurulsun’ diye bağıracaktır” dedi (bkz. Luka 19:40).
Peki, Zwemer neden misyoner oldu?
1887’de, kendisi öğrenci olan Robert Wilder, bir kampüste öğrencilerin Müjde’nin duyurulmadığı ülkelere gitmelerini çağıran bir konuşma yaptı. O konuşmayı dinleyen Zwemer kendisini misyonerlik hizmetine adadı. (Hollanda’dan Amerika’ya göç eden bir pastörün 15 çocuğunun 13üncüsü olan Zwemer, doğduğunda annesinin onu misyonerlik hizmeti için Rab’be adadığını ancak yıllar sonra öğrendi.)
Peki, o konuşmayı yapan Wilder’in motivasyonu neydi? 1886’da bir öğrenciler toplantısında kendisini misyonerlik hizmetine adamıştı. O esnada Amerika’daki kampüslere giderek diğer öğrencilere misyonerlik çağrısında bulunacağına söz vermişti.
Ancak Wilder’in bir problemi vardı: Babası ölüyordu. Ama babası ona “Bırak ölüleri, kendi ölülerini kendileri gömsün. Sen gidip Tanrı'nın Egemenliği'ni duyur” diyerek oğlunu konuşma turuna gitmeye ikna etti (bkz. Luka 9:60).
Peki, oğlunu böylece salıveren babanın motivasyonu neydi? Zaten babası, Royal Wilder, Hindistan’da misyonerlik yapmıştı. Ama o neden misyoner olmuştu?
Ne yazık ki, bu kısa yazıda bu motivasyonun soyağacını daha fazla izleyemeyiz. Ama kuşaklardan geri gidersek sonunda, “seçilmişler uğruna her şeye dayanıyorum. Öyle ki, onlar da sonsuz yüceliğin yanısıra Mesih İsa'da olan kurtuluşa kavuşsunlar” diyen Pavlus’a geliriz (2Ti.2:10).
Basın ve toplumda dolaşan iddialara göre, misyonerlerin çirkin motivasyonları vardır: Yüklü maaş karşılığında ülkeyi önce zayıflatmak, sonra da ele geçirmek niyetindedirler.
Ne yazık ki, Hristiyanlık tarihinde “misyoner” adını taşıyan herkes iyilik yapmamıştır. Oysa, Pavlus’tan günümüze dek –Türkiye’deki şehitlerimiz ve baskı gören diğer Rab’bin hizmetkârları dahil olmak üzere – sayısızca samimi misyonerin motivasyonu, “Siz beni seçmediniz, ben sizi seçtim. Gidip meyve veresiniz, meyveniz de kalıcı olsun diye sizi ben atadım” diyen Rab İsa Mesih’ten almıştır (Yu. 15:16).