Rivayete göre, Aziz Giuseppe da Copertino (ö. 1633) dua ederken olağanüstü hazza kapılarak havalarda uçardı.
Aziz Alfonsus Mary De Liguori’nin (ö. 1787), Napoli’de vaaz ederken aynı anda 32 kilometre uzaklıktaki Pagani kasabasında bir fakire sadaka vermekte olduğu kaydedilmiştir.
Katolik kilisesinde birinin “aziz” (kutsal) ilan edilmesi için en az iki mucize gereklidir. Böyle azizlerin olağanüstü hayatları ölmelerinden sonra belgelenerek kanıtlanır.
İncil’deyse, bildiğiniz gibi, bütün gerçek imanlılara “kutsal” denir. Çünkü Mesih’e ait olmak, kutsal kılınmış olmak demektir. Kutsal olduğumuz ölmeden önce kanıtlanmalıdır! Birinin “ermiş” olduğunu göstermek için, keramet gereklidir. Ama bizim için kerametten çok fazilet – yani, erdem – gereklidir.
Erdem, üstün karakter özelliklerine verilen genel isimdir. Eski Grek dünyasında “erdem” kelimesi herhangi bir varlığın üstünlüğünü belirtmek için kullanılırdı. Buna göre, bıçağın erdemi kesmektir; gözün erdemi görmektir.
Hristiyanın erdemi nedir? Özetle, karakter açısından Mesih’e benzemektir.
Peki o zaman, Hristiyanın erdemi nedir? Özetle, karakter açısından Mesih’e benzemektir. Nitekim Pavlus, erişmekte olduğumuz olgunluk düzeyini şöyle tanımlar: “sevgiyle gerçeğe uyarak bedenin başı olan Mesih’e doğru her yönden büyüyeceğiz” (Ef. 4:15).
Pavlus “büyüyeceğiz” diyerek bir süreçten söz eder. Kimse otomatikman erdemli olmaz! Erdemin üç boyutu üstünlük, alışkanlık ve ilişkiselliktir. Bunları biraz açalım.
- Üstün: Erdem dediğimizde, sıradan karakter değil, üstün karakter söz konusudur. Karakterimiz olağan değil, olağanüstü olmalıdır.
- Alışkanlık: Erdem gelişerek oturur, alışkanlık haline gelir. Karakterimiz böyle biçimlendikçe artık erdeme aykırı davranmamaya alışırız. Erdem olağanüstüyü olağanlaştırır!
- İlişkisel: İnsan olmak ilişki içinde olmak demektir. Dağ tepesinde ermiş kişi olmaktansa, kalabalık içinde olgun kişi olmak daha değerlidir. Ne kadar erdemli olduğumuzu anlamak için ilişkilerimize bakmalıyız.
Erdemli olmak teorik değil, son derece pratik bir olaydır. Yaşayarak ve girişerek erdemli olunur.
Somut bir örnek ister misiniz? Buyrun! Bir gün İsa öğrencilerine, “Yaşantınıza dikkat edin! Kardeşiniz günah işlerse, onu azarlayın; tövbe ederse, bağışlayın. Günde yedi kez size karşı günah işler ve yedi kez size gelip, ‘Tövbe ediyorum’ derse, onu bağışlayın” dedi (Luk. 17:3,4).
Bu davranışları erdem açısından değerlendirirsek, İsa’nın karakterini yansıtır: Günaha tahammül yok, gerçeği söylemeye cesareti var, ilişkileri korumak için de sevgi ve bağışlayıcılık O’nda etkin.
Erdemli karakterimiz nasıl bir ilişkide meydana çıkar? Bir kardeşin bize karşı günah işlediği bir ilişkide!
Erdemli karakterimiz nasıl bir ilişkide meydana çıkar? Bir kardeşin bize karşı günah işlediği bir ilişkide! Bu davranışlar hangi açıdan alışkanlık haline gelir? Günde yedi kez bize karşı günah işlenirse ama her seferinde “tövbe ediyorum” denirse, bağışlamayı sürdürmeliyiz. Yedi sayısı tamlığı temsil eder: Bağışlanmak istisna değil, alışkanlık olmalıdır. Böyle davranmanın neden olağanüstü olduğu açıktır. İlişkilerde sorun oldu mu, nasıl haber alırız? Bozuştuk, küstük, boşandık vs. denir. İlişkiyi kurtarmak için azarlamak, tövbe etmek ve bağışlamak büyük olgunluk ister.
Neredeyse imkânsızdır, böyle davranmak...
O kadar ki, İsa bunu söyleyince elçiler hemen “İmanımızı artır!” dediler. İsa şöyle yanıtladı: “Bir hardal tanesi kadar imanınız olsa, şu dut ağacına, ‘Kökünden sökül ve denizin içine dikil’ dersiniz, o da sözünüzü dinler” (Luk. 17:5,6).
O kültürde “hardal tanesi”, bizim “zerre” gibi bir anlam taşıyan bir deyimdi. Dut ağacı da, güçlü, yaygın kökleriyle tanınırdı. İmanımızın büyüklüğü değil, iman ettiğimiz Rab önemlidir. O’na zerre kadar imanımız varsa, en kökleşmiş davranışlarımız ve tutumlarımız bile sökülüp atılabilir.
Kerametler olağanüstü belirtilerdir. Erdemli karakterdeyse olağanüstü rutinleşir! Mesih’in karakterini de yansıtmazsak, zaten diğer büyük işlerin pek önemi kalmaz.
Assisili Aziz Francis’in bir sözü vardı: “Bir yere vaaz etmek için gitmeye değmez, eğer gidişimiz de vaaz etmiyorsa.”