Bilge insan küçük kararların önemini küçümsemez.
Büyük bir başarıya imza atmak için her zaman olağanüstü bir çaba göstermek gerekmez. Küçük katkılar büyük sonuçlar doğurabilir. Nitekim atalar, “Damlaya damlaya göl olur” demiş.
Bir kişi ne kadar akıllı olursa olsun, otomatikman uzman olmaz. Zamanla, gayretle bilgi sahibi olur. Böyle değerli insanların bilgilerine boşuna “birikim” demiyorlar! En büyük usta zamanında çıraklık yapmıştır.
Herhangi bir alanda başarılı olmanın püf noktası, o konu üzerine yoğun ve bilinçli bir şekilde toplam 10.000 saat çalışmaktır.
Malcolm Gladwell, Outliers (Çizginin Dışındakiler) adlı kitabında, bazı insanların neden daha başarılı olduğu sorusunu irdeler. Gladwell’in araştırmalarına göre, üstün performans gösteren kişilerin başarıları her şeyden önce “Tanrı vergisi” bir yeteneğe bağlı değildir. Gladwell, bu kişilerin yaptıklarını açıklarken, “10.000 saat kuralı”ndan söz eder. Bu kurala göre, herhangi bir alanda başarılı olmanın püf noktası, o konu üzerine yoğun ve bilinçli bir şekilde toplam 10.000 saat çalışmaktır. İşte, “birikim” dediğimiz olay budur!
Bazı kişiler, servet edinmek için büyük bir hamle (veya büyük bir hile!) yapmak gerektiğini sanır. Gayet tabii öyle de servetler kazanılmıştır. Oysa tanrısal bilgelik bize farklı bir yol önerir: “Havadan kazanılan para yok olur, Azar azar biriktirenin serveti çok olur” (Özd. 13:11).
Karakter konusunda da çıraklık yapmak gerekir. Özdeyişler’e göre, karakter gelişimi bir süreçtir ve bu sürecin bir sonucu vardır: “Öğüde kulak ver, terbiyeyi kabul et ki, Ömrünün kalan kısmı boyunca bilge olasın” (Özd. 19:20).
Küçük kararlarımız hayatımızın arka planında görünmez ama güçlü akımlar oluşturur.
Zamanı gelince de bu akımların – kararlarımızın oluşturduğu karakterin – etkisi dışa vurulur. Sürekli biriken su damlalarının koskoca bir gölü meydana getirdiği gibi...
Ne yazık ki, biriken damlalar her zaman hayranlık uyandıran göller oluşturmaz. Bazen biriken damlalar suları taşırır, sellere yol açar.
Hikmetsizce verilen kararların birikimi de öyle olur.
İşin kötü tarafı, nasıl ki günlük bir israfın veya tasarrufun hayatımızı nasıl etkilediği o gün belli olmuyorsa, hikmetsiz kararların etkisi sık sık hemen fark edilmez. Ama yıllarca süren israflar bir kişiyi iflasa doğru sürükler ve Özdeyişler’e göre, yıllarca süren “küçük” hikmetsizlikler insanları yıkıma sürükler.
Yıllarca süren “küçük” hikmetsizlikler insanları yıkıma sürükler.
Yalnızca paranın değil, zaman, imkân, fırsatların da israfı olur. Özdeyişler’e göre, tembelleşmenin bir süreci – ve bir sonucu – var: “Ne zamana dek yatacaksın, ey tembel kişi? Ne zaman kalkacaksın uykundan? “Biraz kestireyim, biraz uyuklayayım, Ellerimi kavuşturup şöyle bir uyuyayım” demeye kalmadan, Yokluk bir haydut gibi, Yoksulluk bir akıncı gibi gelir üzerine” (Özd.6:9-11).
Tembelliğin çıraklığı da varmış. Kararlılıkla “biraz” dinleneyim, o işi “biraz” erteleyeyim derken, dünya çapında bir ense uzmanı ortaya çıkar! (“10.000 saat kuralı” burada da etkin olur: Yeteri kadar “birazlar”ın toplamı çok güçlü bir etki yapar!)
Ne yazık ki bu sürecin sonucu bir baskındır: Yoksulluk akıncı gibi geliverir ve o kişinin varını yoğunu gasp eder.
Bilgelik kazanmak için terbiyeye razı olmalıyız.
Yukarıda gördüğümüz gibi, bilgelik kazanmak için terbiyeye razı olmalıyız. Razı olmayansa, hayatının arka planında dehşet verici bir akım oluşturur: “Defalarca azarlandığı halde dikbaşlılık eden, Ansızın yıkıma uğrayacak, çare yok” (Özd. 29:1).
Ansızın ve çaresiz bir yıkım! Bardağı taşıran son damla geri alınamaz, selin gümbürdeyen sularını taşıran akımlara artık “dur” denemez.
Böylece denebilir ki, “Damlaya damlaya sel olur.”
Hepimiz bilgelikle akılsızlığın arasında uzanan yoldayız. Verdiğimiz her karar, attığımız bir adımdır. Önemli olan, adımların büyüklüğü değil, istikametleridir. Bu kararların en sonunda nasıl bir akım oluşturduğuna dikkat etmeliyiz.
Çünkü bilge insan küçük kararlarını önemser!