Kavgalar çıkınca manşetlere çıkar...
Meclis’te kavga çıktı, oturuma ara verildi...
Üniversitede kavga çıktı, 9 öğrenci yaralandı...
Düğünde çıkan bıçaklı kavgada 1 kişi hayatını kaybetti... vs.
“Kavgacı Toplum” başlıklı bir makalede, Prof. Dr. Kemal Önen şu tespitte bulundu: “Ne kadar sinirli, parlayan, duygusallığın öne çıktığı, karşılıklı anlayıştan adeta yoksun ve kavgacı bir toplum görüntüsündeyiz! (Cumhuriyet, 20 Eylül 2008).
Tabii ki kavgacı olmak yalnızca Türkiye’ye özgü değildir. Kavgacı olmak, doğal benliğe özgüdür. Nitekim Kutsal Kitap’a göre, kavganın ham maddesi olan düşmanlık, çekişme, kıskançlık, öfke, bencil tutkular, ayrılıklar, bölünmeler ve çekememezlik “benliğin işleri”dir (Gal. 5:19-21).
Üstelik, çıkan bütün kavgalar manşetlere çıkmaz. Sözgelimi Hürriyet’te, “İmanlılar arasında kavga çıktı, 4 kişi kiliseden ayrıldı” veya Milliyet’te, “Önderler arasında kavga çıktı, kilise bölündü” gibi manşetlere Türkiye’de rastlamadım.
Ama sanırım öyle kavgalar çıkmıştır, ne yazık ki.
Yapımızda alınganlık, kıskançlık, hırs ve yargılayıcılık varken, kendimize “kavgacı” demesek bile, kendimizi çeşitli çekişmeler içinde bulabiliriz.
Günlük hayatta kavga eksik olmuyor ve Kutsal Ruh, Kutsal Yazıları yazdırırken kavga konusunu eksik etmemiştir. Bu yazının kalan kısmında Kutsal Kitap’ın bizi kavgacı olmamaya yönelten bazı ilkelerini paylaşmak istiyorum.
Kusurluyuz, öyleyse kavgacı olmamalıyız. Yakup, “hepimiz çok hata yaparız” diyor (Yak. 3:2). “Hepimiz” hem beni hem de sizleri kapsar. Herkesin Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kaldığını anlatmak suretiyle, bazen şu benzetmeyi kullanırım: “Farz edelim sen (yani tanıklık verdiğim kişi), ben ve bir olimpiyatçı Rize’den New York’a yüzerek gitmeye karar verdik. Belki önce ben boğulurum. Muhtemelen de olimpiyatçı en uzun mesafeyi alır. Ama sonunda hiçbirimiz hedefe ulaşmaya yeterli olmayacağız.” İnsan olarak Tanrı’nın kutsallığına erişemeyeceğiz. Ama kavgada üstün gelmek için çabalarken, tanrısal anlayışa sahipmiş gibi davranırız. Oysa Kutsal Kitap, “tek Yargıç vardır... Ya komşusunu yargılayan sen, kim oluyorsun?” diyor (Yak. 4:12). Madem çok hata yaparız, kavgayı bırakalım da kendi gözümüzdeki merteği çıkarmaya bakalım!
Rabbimiz kavgacı ruhlu kişinin çekişme yaratmasından nefret eder, iğrenir.
Kavgacılık aptallıktır. Bu hüküm size sert gelebilir. Ama “aptal” herhalde bu paragrafın en yumuşak nitelendirmesi olacaktır! Özdeyişler kitabı bilgelik ve aptallık olaylarını ortaya koyar. Özdeyişler 6:12-19 ayetlerini ayrıca ve dikkatlice okumanızı öneririm. Bu ayetlere göre, Rabbimiz kavgacı ruhlu kişinin çekişme yaratmasından nefret eder, iğrenir. Bilgeliğin esası Rab korkusu olduğuna göre, O’nun nefret ettiği, iğrendiği bir şey yapmak bilgeliğin tersi, tek kelimeyle, aptallıktır. Üstelik, andığımız ayetlere göre, böyle davranmakta ısrar eden aptalı ani ve çaresi olmayan bir yıkım bekliyor: “Bu yüzden ansızın yıkıma uğrayacak, Birdenbire çaresizce yok olacak” (Özd. 6:15).
Kavga nefretin belirtisidir. Ateş, hastalıktan çok, bir hastalık belirtisidir. Kutsal Kitap’a göre, hastalık vücudun ateşini nasıl körüklerse, nefret çekişmeyi de öyle azdırır: “Nefret çekişmeyi azdırır, Sevgi her suçu bağışlar” (Özd. 10:12). Burada geçen “azdırır” kelimesi İbranice’de “uyandırır” gibi bir benzetme çağrıştırır. Benzetme şöyledir: Mışıl mışıl uyuyan bir kişiyi ısrarla uyandırırcasına, kavgacı çekişmeyi ısrarla gündeme getirir. Aynı şekilde, bu ayette geçen “bağışlar” kelimesi, İbranice’de örtmekle ilgili bir kelimedir. Sevgi her suçu örter. Tanrımız sevgidir. Rabbimiz İsa, hak etmediğimiz sevgisini çarmıhta kanıtladı. Biz de düşmanlarımızı sevmeye çağrıldık. Sevgi ilişkisel sorunu teşhir edeceğine, sır gibi saklar. Sorunlarımızı kavgayla “sahnelemeye” razı olursak, kalbimizde sevgi değil, nefret egemen olur.
Sayfa bitti ama kavgacı olmamaya yönelik sebepler bitmedi. Gelecek yazımda konuyu sürdüreceğim. O zamana dek, hepinize güzel ve kavgasız günler dilerim!