Ana içeriğe atla

Sitemiz işleyişi için sadece bu siteye ait çerez kullanmaktadır. Üçüncü parti çerez kesinlikle kullanılmamaktadır.
Daha bilgi edinin.

Li-derkenar

Kaygan Zemine Dikkat!

Yayın Tarihi: 09.04.2012

Demir... Çelik... Korkmaz... Yılmaz...

Soyadlarına bakıldığında, sanki hayatta dayanıklı olmak gerekirmiş gibi gelir insana.

Kör talih... Neye niyet, neye kısmet... Evdeki hesap çarşıya uymadı...

Böyle deyimlere bakıldığında, sanki planlarımız sık sık gerçekleşmemeye mahkûmdur. Terslikler olur, beklenmedik olaylar başımıza gelir, sanki bütün dünya amaçsızlığa teslim edilmiş gibi gelir insana bazen.

Gözüm tutmadı... Hain... Kalleş... Bağrımda yılan beslemişim meğer...

İnsan güvenilir mi? Dost bile yüzüstü bırakmadı mı? İlişkilerde hayalkırıklığına uğramak, ne yazık ki, olağan bir olay. Sanki güvenilir kimse yok, tek kişi bile yok!

(Yazının burasına kadar gelmişken bunalıma girdiniz mi? Hayatta karamsar ve kederli olmaktan başka seçenek yok herhalde, demeye başladınız mı? Sıkı durun, dahası var!)

Kut, eski Türk kamu hukukunun anlayışında temel bir kavramdı. Kut kime nasip olmuşsa, siyasî iktidar onda olurdu. Ama bir sorun vardı: Kutun doğası kararsızdır. Yuvarlanan top gibidir. Kut aynı kişide, aynı durumda kalmak istemez, hep yeni şeyler arar.

Sonuç olarak, hükümdarın ne kadar iktidarda kalıp kalmayacağı hiçbir zaman belli olmaz. Bu sorun pragmatik bir tedbire sebep oldu: kardeş katli. Belki benim kutum parlar diye düşünerek hanedan üyeleri tahtaya geçmeye çalışabileceği için, onları öldürtmek bu olasılığı önlerdi.

Bu durumu Dr. Mehmet Akman şöyle açıklar: “Padişahlar diğer sebeplerin yanı sıra, kendi kut’larının devam etmesi, diğer hanedan mensuplarının kut’larının parlamaması için kardeş katli uygulamasına gitmişlerdir demek kolaycılık olmasa gerektir.”1  

Demek hükümdar (ve kardeşleri!) bile anbean başına neyin geleceğinden emin olamıyormuş. 

Psikolog Doç. Dr. Erol Göka’nın savunduğu teze göre, göçebelik Türklerin psikolojisinde derin izler bırakmıştır. Göka, göçebeliklerden kaynaklanan “mekânla iğreti ilişkinin kayganlığından ve belirsizliğinden” söz eder.2  Sözlüğe göre iğreti sözcüğü, “geri verilmek üzere ödünç olarak alınmış” anlamına gelir.

Mekân bile kayganlık, belirsizlik ve geçicilik gibi duyguları içinde barındırıyorsa, nereye kaçabiliriz?

Değişkenlik ve tutarsızlık ruhumuzu nasıl biçimlendirir? Hep durumlara tepkisel, anlık yaşayan insanlar olmamız çok doğal olmaz mı?

Farklı bir egemenlikte yaşayıp farklı bir egemenin farklı bir halkı olabilir miyiz?

Yoksa farklı bir dünya, farklı bir insanlık, farklı bir iktidar ve farklı bir hükümdar olabilir mi? Farklı bir egemenlikte yaşayıp farklı bir egemenin farklı bir halkı olabilir miyiz?

Sözgelimi, “Ben RAB’bim, değişmem” diye bir egemenin... (Mal. 3:6).

Bu egemen hükümde bulunursa, söz verirse, sözünden dönmez, hükmünü değiştirmez, keyfi davranmaz. Nitekim diyor ki, “Yer ve gök ortadan kalkacak, ama benim sözlerim asla ortadan kalkmayacaktır.” (Mat. 24:35)

İlişki söz konusu olduğunda da, bu hükümdar, “Seni asla terk etmeyeceğim, Seni asla yüzüstü bırakmayacağım” diyor. (İbr. 13:5)

Sürekli sarsılan, çalkalanan bu dünyada yaşarken, aynı zamanda bu güvenilir egemenin himayesinde yaşayabiliriz. Tabii ki, bu egemen Tanrı’nın kendisidir! Mezmurlar’da şöyle diyor:

Tanrı sığınağımız ve gücümüzdür, Sıkıntıda hep yardıma hazırdır.
Bu yüzden korkmayız yeryüzü altüst olsa, Dağlar denizlerin bağrına devrilse,
Sular kükreyip köpürse, Kabaran deniz dağları titretse bile. (Mez. 46:1-3)

Egemenimiz hakikaten farklıdır. Savaşlarını sevgiyle kazanır. Sarsılmaz sevgi sergileyen bu hükümdar bize, “Benden öğrenin” diyor. Farklı egemenin farklı halkı olarak artık kin, öfke ve affetmezlik ilişkilerimizi sarsmayacaktır (bkz. Ef. 4:31-32).

Bunlara tepkimiz ne olmalı? “Böylece sarsılmaz bir egemenliğe kavuştuğumuz için minnettar olalım. Öyle ki, Tanrı’yı hoşnut edecek biçimde saygı ve korkuyla tapınalım.” (İbr. 12:28)

Kendimize sürekli soralım: Hangi dünya ruhumuzu biçimlendiriyor?

  • 1Mehmet Akman, Osmanlı Devletinde Kardeş Katli (İstanbul: Eren, 1997), s. 30-31.
  • 2Erol Göka, Türk’ün Göcebe Ruhu (İstanbul: Timaş, 2010), s. 187.
  • Telif Hakları © 2012
  • Chuck Faroe
  • Tüm Hakları saklıdır. İzin ile kullanıldı.
İlk yayınlama: e-manet Sayı 27 (Ocak - Mart 2012), s. 3–4.