Oturduğunuz binayla ilgili sizce hangisi önemli; sağlam olması mı, yoksa güzel görünmesi mi?
Sanırım, “Her ikisi de” diye cevap verirsiniz.
Peki, soruyu biraz farklı bir şekilde soralım: Deprem bölgesinde, yüksek bir katta oturan kişi, binanın “makyajlı” (hasarı boya ve alçıyla örtülmüş) olmasını mı, yoksa demiri ve çimentosuyla tam bir içyapıya sahip olmasını mı tercih edecektir?
Böyle sorulduğunda, tabii ki, cevabı açıktır. Kimse deprem uzmanlarının “beton tabutluk” olarak nitelendirdiği makyajlı bir binada oturmak istemez!
O zaman güzel görünmek hoştur. Ama sağlam bir içyapıya sahip olmak elzemdir.
Size bir soru daha... Öyle hasarlı bir binada yaşıyor olsanız, bu durumun nasıl ortaya çıkmasını istersiniz; yetkili biri binanın kontrolünü yaptığı zaman mı, yoksa (Allah göstermesin) deprem sonucu olarak mı?
Denetlenmek gıcık olabilir ama herhalde içsel kusurların, onarılması artık mümkün olmayacağı, iş işten geçtikten sonraki “büyük son”da ifşa edilmesinden çok daha iyidir!
Bu bina benzetmesini kendimize uyarlayalım.
Tabii ki insanlarla iyi geçinmek, onlara saygın görünmek istiyoruz. Özel hayatımızı ve içimizde sakladığımız konuları da “müfettişler”e kontrol ettirmeye normalde pek razı olmayız!
Tanrı her şeyden önce içimizle ilgilenir.
Ama Tanrı her şeyden önce içimizle ilgilenir. Yürekteki gizleri O bilir (Mez. 44:21). Musa şöyle dua eder: “Suçlarımızı önüne, Gizli günahlarımızı yüzünün ışığına çıkardın” (Mez. 90:8). İsa Ferisiler’e, “Siz insanlar önünde kendinizi temize çıkarıyorsunuz, ama Tanrı yüreğinizi biliyor” dedi (Luk. 16:15). Rab’bin gelişinde “büyük son” olacaktır. Rab o zaman “karanlığın gizlediklerini aydınlığa çıkaracak, yüreklerdeki amaçları açığa vuracaktır” (1Ko. 4:5).
Bu yüzdendir ki, “büyük son” gelmeden, Rabbimiz içimizde sakladıklarımızı, karakterimizi sınar. İman yürekte saklıdır. Ama Rab, imanımızın hakiki olup olmadığını ortaya çıkarmak için çeşitli denemelerden geçmemize izin verir.
Nitekim, Kutsal Kitap’ta şöyle diyor: “Bu nedenle şimdi kısa bir süre çeşitli denemeler sonucu acı çekmeniz gerekiyorsa da, sevinçle coşmaktasınız. Böylelikle içtenliği kanıtlanan imanınız, İsa Mesih göründüğünde size övgü, yücelik, onur kazandıracak. İmanınız, ateşle arıtıldığı halde yok olup giden altından daha değerlidir” (1Pe. 1:6-7).
Sadece iyi görünmeye razı olmamalıyız. Size ters gelebilir; ama samimi olmadığımız konular varsa, Rab o konularda foyamızın ortaya çıkmasını ister.
Foya, folyo anlamına gelen İtalyanca kökenli bir kelimedir. Kuyumcular, çok değerli olmayan elmasların arkasına foya denen parlak metal yaprak koyar. Işığı ayna gibi yansıtan foya elmaslara yapay bir parlaklık kazandırır.
Ancak bu foyalar elmasların arkasından ortaya çıkınca, elmasların parlaklığı yok olur, değersizliği de belli olur.
Rab foyamızın ortaya çıkmasını ister, hatta foyalarımızı ortaya çıkarır demem size ters gelebilir. Normalde, “foyası ortaya çıktı” sitem veya alaylamayla söylenir.
Ama Rabbimiz bizi sever ve hayatlarımızda geçici ve yapay parlaklığa – yani göstermeliğe – razı değildir. Gerçek ve son derece değerli bir pırlantanın foyaya ihtiyacı yok ki!
Bizi “parlatan” güç, içimizde yaşayan ve hayatlarımızı Mesih’e benzer olmak üzere dönüştüren Ruh’tur: “Ve biz hepimiz peçesiz yüzle Rab’bin yüceliğini görerek yücelik üstüne yücelikle O’na benzer olmak üzere değiştiriliyoruz. Bu da Ruh olan Rab sayesinde oluyor” (2Ko. 3:18).
Rab “gönülde sadakat” istiyor (Mez. 51:6). Makyajlı binalar değiliz! Rabbimiz her geçen gün ruhsal içyapımızı pekiştirmektedir.
O zaman foyalarımız ortaya çıksın ve Mesih’in görkemi hayatlarımızda görünsün!