İ nsanlar bana itaat etmek zorunda olsalar, onlara nasıl davranırım?
Kendinize bunu sorduğunuzda nasıl cevap alırsınız?
Aslında, bu soru içinde bir başka soruyu barındırıyor: İnsanlar bize niye itaat etsinler? Niye mi itaat etsinler? Çünkü yetkimiz var. Kilise önderi olarak sorumluluğumuz olduğu gibi, yetkimiz de var. Yetkiyse, “emre itaat ettirme gücü”dür!
O zaman yazının başındaki soruya dönelim: İnsanlar size itaat etmek zorunda olsalar, onlara nasıl davranırsınız? Yetkinizi nasıl kullanıyorsunuz?
Hemen hemen her konuda nasıl davranacağımızı içinde yetiştiğimiz kültürden öğreniriz. Bu açıdan, Erol Göka’nın “Türk Kültürü, Lider-Merkezli bir İtaat Kültürüdür” başlıklı yazısı anlamlıdır (Türklerde Liderlik ve Fanatizm, s. 103-114). Göka’nın gözlemlerinden ikisine bakalım.
Daha aileden başlayarak Türk toplumunda herkesin yeri, kimin kime itaat etmesi gerektiği bellidir.
Türkiye bir itaat kültürüdür: “Türk grup davranışının temel niteliklerinden biri olan ‘itaat’, pek doğal olarak en büyük etkisini liderlik üzerinde gösterir. Daha aileden başlayarak Türk toplumunda herkesin yeri, kimin kime itaat etmesi gerektiği bellidir; küçük büyüğe, kadın erkeğe, ast üste itaat etmelidir…Her Türk kimin elini öpmesi gerektiğini nasıl biliyorsa; nerede, kimin yanında, nasıl oturması gerektiğini de daha çocukluğunda çok iyi öğrenmiştir…Kimin odasına kimlerin kapıyı çalarak ve ceketinin düğmesini ilikleyerek gireceği, ayakta mı duracağı yoksa oturarak mı konuşacağı, söze nasıl başlayacağı konusunda okullarda okutulmayan ama her Türk’ün yaşayıp giderken öğreniverdiği kurallar manzumesi, itaat kültürünün ne denli güçlü olduğunun göstergesidir.”
Buna gore, bize itaat etmesi gereken kişilere karşı nasıl davranırız? Hemen, duraksamadan, bize itaat etmelerini bekleriz herhalde.
Türkiye otoriter bir toplumdur: Türkiye’nin ünlü sosyal psikoloğu Çiğdem Kağıtçıbaşı, [bazı] düşünürlerin otoriter kişilikle ilgili analizlerini görünce Batı’da ancak bazı kişilikler geçerli olan bu özelliklerin Türkiye’de sosyal norm olduğunu” gözlemlemiştir.
Türkiye için toplumsal norm olduğu söylenen “otoriter” ne demektir? TDK Sözlük, “otoriteli” diye tanımlamakla yetinir. Oysa “sourtimes.org” internet sitesinde bir vatandaş otoriter kelimesinin yaptığı çağrışımı şöyle yakalar: “Otoritesini kendine hiçbir sınır koymadan kullanan, kendisine karşı çıkılmasını hoş görmeyen, buyurgan tavırlı kimselere de denir.” Buna göre yetkimizin sınırsız, buyurgan davranmamızın da normal olduğunu varsayacağız.
Diğer herkes gibi otoriter olmasına oluruz ama Kutsal Ruh er geç İsa’nın konuya ilişkin şu sözlerini bize hatırlatacaktır: “Bilirsiniz ki, ulusların önderleri onlara egemen kesilir, ileri gelenleri de ağırlıklarını hissettirirler. Sizin aranızda böyle olmayacak” (Mat. 20:25-26). Burada “ağırlıklarını hissettirirler” sözü, “otoriter olurlar” anlamına gelir. İsa, “benim egemenliğimin kültüründe, sizin aranızda bu böyle olmayacak. Önder otoriter olmayacak!” diyor.
Önderlik, yetkimize boyun eğmesi gereken kişilerin çıkarlarına hizmet etmek için, kendi çıkarlarımızı çarmıha germek demektir.
İsa, yetkimize boyun eğmesi gereken kişilere nasıl davranacağımızı anlatmasını şöyle sürdürür: “Aranızda büyük olmak isteyen, ötekilerin hizmetkârı olsun.” (Yani onlara garsonluk yapsın.) “Aranızda birinci olmak isteyen, ötekilerin kulu olsun.” (Yani onlar karşısında hizmet için parayla satın alınmış bir esir gibi davransın.) “Nitekim İnsanoğlu, hizmet edilmeye değil, hizmet etmeye ve canını birçokları için fidye olarak vermeye geldi” (Mat. 20:26-27). Önderlik, yetkimize boyun eğmesi gereken kişilerin çıkarlarına hizmet etmek için, kendi çıkarlarımızı çarmıha germek demektir.
Yetki kullanımı dahil olmak üzere, içinde yoğrulduğumuz kültürün davranışlarımızı belirlemesi doğaldır. Tanrı’nın egemenliğinin oluşturduğu altkültürü yürekten benimsemekse, doğaüstü bir davranıştır.
Size itaat etmesi beklenen kişilere nasıl davranıyorsunuz? Garson gibi, kul gibi, çarmıha gerilen Mesih gibi mi? Otoriter değil, böyle davranmak için, “göksel Babamızın yetkin olduğu gibi” yetkin olmamız gerekmektedir (bkz. Mat. 5:48).
Kutsal Ruh hepimizi Mesih’e yakışan yetkinlik düzeyine eriştirsin ve yetkimizi öylece kullanmayı öğretsin. Yetkiyi yumuşaklıkla ve sevgiyle hizmet ederek kullanmayı da öğrenelim.
O zaman, “yetkiniz” demeye hak kazanmış oluruz.