Ana içeriğe atla

Sitemiz işleyişi için sadece bu siteye ait çerez kullanmaktadır. Üçüncü parti çerez kesinlikle kullanılmamaktadır.
Daha bilgi edinin.

Kitap

1. Bölüm

  • Yeni Yaşam Yayınları

Yayın Tarihi: 01.07.2007

Giriş

Dünyanın ya da evrenin yaşının ne olduğu sorusu Hristiyanlar arasında ayrılık yaratan bir konu mu olmalıdır? Hristiyanlar olarak Tanrımız’ın hem yaratıcımız hem de günahı yargılayan, hem kutsal ve sevgi dolu hem de kişisel olduğu konusunda hemfikir olduğumuzu varsayıyorum. Burada üç bölüm halinde yayınlayacağımız bu makale, Kutsal Kitap’ın Tanrı’nın esini olan sözü olduğu varsayımı altında kaleme alınmıştır.

Böylece hepimiz bu ilkeler üzerinde uzlaşabilir ve evrenin yaşı hakkındaki farklı görüşleri geçerli kabul edebilir miyiz?

Yaratılışçılar arasındaki tartışmaların her iki yönü üzerinde yaptığım araştırmalar sonucunda, iki tarafın da görüşlerini anlama ve saygı duyma bakımından bu ihtilafı ele almanın yararlı olduğunu düşündüm.

Uzun bir süre bu konuyu araştırmaktan kaçındım, çünkü Kutsal Kitap’ın Tanrı sözü olduğuna inancım ile bilim adamı olarak aldığım eğitim arasında bir gerginlik hissediyordum. Bu durum, özellikle Oxford Üniversitesi Viroloji Enstitüsü’ndeki çalışmalarım sırasında yaşamın kökeni ve dünyanın yaşı konularında meslektaşlarımdan gelen soruları yanıtlayamadığım için bana hayal kırıklığı yaşattı. Ne var ki, yaratılışçılar arasındaki tartışmaların her iki yönü üzerinde yaptığım araştırmalar sonucunda, iki tarafın da görüşlerini anlama ve saygı duyma bakımından bu ihtilafı ele almanın yararlı olduğunu düşündüm.

Kişisel bir Yaratıcımız olduğu konusunda hemfikir olduğumuzu varsaydım. Bu makale dizisi, “evrime karşı yaratılış” konusuyla ilgili değildir. Bu makalelerin kapsamı, Kutsal Yazılar’a ve bilimsel önermelere bir bakış sunmaktan ve evrenin yaşı hakkında önde gelen iki Hristiyan görüşüyle bağlantılı bazı sorunları incelemekten ibarettir. Bu makalede iki büyük görüş tanıtılırken sonraki makalelerde bu görüşlerle ilgili bazı temel sorunlar masaya yatırılmaktadır. Amaç, iki yorumun da sağlam Kutsal Kitap yorumlarıyla tutarlı olduğunu, fakat kendi içlerinde sorunlu öğeler bulunduğunu göstermektir. Tartışmaları daha ayrıntılı incelemek isteyenler için dipnotlarda internet siteleri1 ve kitap referansları verdim. Varacağımızı umduğum sonuç, kendi yorumlarımız lehine dogmatik olmaktan kaçınarak diğerlerinin görüşlerine saygılı olmamızdır.

Farklı Görüşlerin Özeti

Büyük Protestan kitlelerce Kutsal Kitap’a uygun kabul edilen ve Darwinizm’e ödün vermek olarak görülmeyen Kutsal Kitap’ın yaratılış öğretisine dayalı dört ana Hristiyan görüş bulunmaktadır 2 . Bunlar kısaca:

  • Literal görüş, 24 saatlik zaman görüşü ya da Genç Dünya görüşü olarak da bilinen ve yaratılış günlerini her biri yirmi dört saatten oluşan ardışık altı dönem olarak ele alan Takvim Günü Yorumu.
  • Aşamalı yaratılış olarak da adlandırılan ve ilgili günleri ardışık altı uzun çağ olarak gören Gün-Çağ Yorumu.
  • Günleri, kronolojik olmayan, süresi belirlenmemiş ve konuya göre ayrılmış bölümler olarak değerlendiren Çerçeve Yorumu.
  • Yaratılış günlerini insanların bir çalışma haftasının benzeri olarak ele alan Benzetim-Gün Yorumu.3

Bunlardan ilk ikisi, yani Takvim Günü Yorumu ve Gün-Çağ Yorumu daha yaygın görüşler olup bu makalenin konusudur. Bununla birlikte, onları incelemeye başlamadan önce dikkate değer daha başka yorumların da var olduğunu söylemek istiyorum. Bu görüşler genel olarak Yaratılış’ın bilimsel bir ders kitabı olsun diye değil, kişisel yaratıcı Tanrı’yı tanıtmak ve diğer dünya görüşlerini reddetmek için yazıldığına dikkat çekerek yaratılış anlatısının ayrıntılı tanımı üzerine vurgu yapmazlar. Örneğin, bir Pentatük (Eski Antlaşma’nın ilk beş kitabı) uzmanı olan Sailhamer’ın savunduğu görüş özellikle kışkırtıcı olup pek çok varsayımımıza meydan okumaktadır. Sailhamer, Yaratılış 1. bölümü, Tanrı’nın bir halkı hazırlayıp onları vaat edilmiş topraklara götürmesini konu eden Pentatük’ün bütünü bağlamında ele alır. Sailhamer, Yar. 1:1’de Tanrı’nın belirsiz bir zaman içerisinde göğü ve yeri yaratmasının anlatıldığını ve sonra Yar. 1:2’den başlayarak Tanrı’nın tüm dünyayı yaratmasının değil, halkı için vaat edilmiş toprakları hazırlamasının konu edildiğini öne sürer.4 Bu ilginç bir düşünce olmakla birlikte bu yazının kapsamı dışındadır.

Takvim Günü Yorumu

Takvim Günü Yorumu, her zaman farklı görüşlere sahip saygın Hristiyan önderler bulunmasına rağmen (Origen ve Augustine, bu görüşe muhalif olduklarını resmi olarak bilinen ilk imanlılardır) Hristiyanlar arasında geleneksel olarak kabul edilen en yaygın görüş olmuştur.5 Eski öğretilere ve inançlara bağlı kalmanın iyi yanları bulunmasına karşın, tarihte Roma Katolik Kilisesi’nin, Aristo felsefesini Kilise dogmaları ile son derece özdeşleştirmesi nedeniyle, Galileo’nun gözlemleriyle güçlü biçimde desteklenen Kopernik kuramı (güneşin dünyanın etrafında döndüğü görüşü) karşısındaki tutumunu değiştirmeyi reddetmesi dikkat çekicidir. Sonuç olarak Kilise, kendi görüşüyle çelişen her öğretinin yayınlanmasına yasak koymuştur.6

Yaratılış 1. bölümün en basit ve en birebir yorumu, Tanrı’nın tüm evreni belirtilen kronolojik sıra dahilinde 24 saatlik altı gün içinde yarattığıdır.

Yaratılış 1. bölümün en basit ve en birebir yorumu, Tanrı’nın tüm evreni belirtilen kronolojik sıra dahilinde 24 saatlik altı gün içinde yarattığıdır. Ne var ki, bu görüşün kendi içinde bazı sorunları vardır. Tanrı dünyayı ışıktan önce mi yarattı? Eğer Tanrı, güneşi dördüncü gün yarattıysa ilk gündeki ışık neydi? Kimileri bu ışığın, güneşe ya da aya ihtiyaç duymayacak olan Yeni Yeruşalim’deki gibi Tanrı’nın görkemi olduğunu söyler (Va. 21:23).7 Buna karşın, geçici bir işlevi olan yaratılmış bir ışık olduğundan, söz konusu ışığın Tanrı’nın ilahi doğasının bir parçası olabileceğini kabul etmek güçtür ve dahası yeryüzünün yarısında bu ışığın yokluğu, orada Tanrı’nın bulunmadığı anlamına gelecektir.8 Eğer ilk üç gün henüz güneş yaratılmadan önce gerçekleştiyse, o takdirde bu günler güneşe göre hesaplanan günler değildir ve daha farklı bir uzunlukta olabilirler. Ayrıca altıncı günle ilişkili her şeyin yirmi dört saatlik bir zaman dilimine nasıl sığabildiğini hayal etmek güçtür. O günde Tanrı:

  1. Karada yaşayan tüm hayvanları yarattı.
  2. Adem’i yarattı.
  3. Bir bahçe hazırladı ve Adem’i oraya yerleştirdi; öyle ki Adem orayı işlesin ve oraya baksın.
  4. Adem’e meyve yemekle ilgili buyruklar verdi ve yasaklı meyveden yemenin ölümüne yol açacağı konusunda onu uyardı. (Adem ölümün ne olduğunu nasıl biliyordu?)
  5. Şu anda nesli tükenmiş olanlar dahil bütün canlı yaratıklara (tüm büyükbaş hayvanlar, yırtıcılar ve kuşlar) ad versin diye onları Adem’e getirdi (aceleyle yerine getirilmemesi gereken keyifli ve büyük bir görev).
  6. Adem için uygun bir yardımcı bulunmadığına karar verdi.
  7. Adem’e derin bir uyku verdi, kaburga kemiklerinden birini aldı, yarasını iyileştirdi ve kadını (Havva’yı) kaburga kemiğinden yarattı. Adem uyandı ve Tanrı ona Havva’yı verdi.
  8. Tanrı, Adem ile Havva’yı kutsadı ve onlara buyruk verdi.

Bunların tümü altıncı akşamdan önce gerçekleşti! Bazı yorumcular Yaratılış’ın 3. bölümde geçen olayları bile altıncı gün içine dahil ederler.

Bilimsel gözlemleri ve kuramları göz önüne aldıkça daha fazla sorun ortaya çıkmaktadır. Bilimsel buluşlara göre, dünyanın güneş ve yıldızlardan önce yaratılmış olması mantıklı değildir. Bilimsel hesaplamalarla yeryüzünün yaşı 4-5 milyar yıl9 olarak tahmin edilirken evrenin yaşı 13-17 milyar yıldır; bu rakamlar Takvim Günü yorumuna inananlarca dünyanın ve evrenin yaşı olarak tahmin edilen en çok 10 bin yıllık süreden büyük ölçüde farklıdır. Fosillerin ve kayaların yaşları ile kozmolojik özellikler dikkate alındığında bu Genç Dünya görüşü sorun yaratmaktadır. Kozmolojik bulgulara göre milyonlarca yıldır hareket halinde olan uzak yıldızlardaki ışığı nasıl oluyor da görebiliyoruzdur? Bunlar sonraki makalelerde daha fazla tartışılacak sorulardır.

Gün-Çağ Yorumu

Gün-Çağ yorumunun kökeni, İbranice’de gün anlamına gelen yôm sözcüğünün anlamına dayanır. Bu, üzerinde geniş çapta çalışmalar ve araştırmalar yapılmış bir konudur. Çoğunlukla Genç Dünya görüşünü destekleyen kişilerden oluşan Amerika Presbiteryen Kilisesi’nin Yaratılış Araştırma Komitesi, bu soruyu ele almış ve Eski Antlaşma’da yôm sözcüğünün 24 saatlik zaman diliminden ayrı bir anlam taşıdığı pek çok ayet bulmuştur. Özellikle Yar. 2:4 hakkındaki yorumlarını oldukça yerinde buldum:

Gerçekte yôm sözcüğü, Yaratılış 1’de altı günlük bir zaman dilimi olarak tanımlandığı gibi Yaratılış 2:4’te Tanrı’nın yaratılışında meydana gelen her şeyi tanımlamak amacıyla tekil halde kullanılır. Dilbilimci Dr. Robert B. Longacre’nin yôm’un anlam kapsamı hakkında komiteyi bilgilendirdiği gibi: ‘Yaratılış 1’in görünür bağlamındaki İbranice sözcük yôm, burada belli ki betimsel bir anlamda kullanılmaktadır: “RAB Tanrı göğü ve yeri yarattığı günde” (Yar. 2:4). Burada yaratılışın tüm altı günü, Yaratılışın günleri nasıl yorumlanırsa yorumlansın [yani, 24 saatlik günler, uzun çağlar, mecazi bir deyim vs.], burada bu ‘altı gün’, ‘RAB Tanrı’nın yeri göğü yarattığı gün” olarak özetlenmektedir; NIV çevirisinde “yarattığı gün” ifadesi basitçe “yarattığında” olarak çevrilmiştir.”’10

İbranice’de tıpkı İngilizce’de olduğu gibi “gün” sözcüğünün birçok anlamı olabilir.

İbranice’de tıpkı İngilizce’de olduğu gibi “gün” sözcüğünün birçok anlamı olabilir. Ne var ki, burada sürekli tekrarlanan “akşam oldu, sabah oldu” ifadesi bu bağlamda gün kavramını 24 saatlik bir zaman olarak kısıtlamakta mıdır? Görünen o ki bu soru daha fazla tartışma doğuracaktır. Bu ifadenin İbraniler’de günün başlangıcı olan “akşam” ile başlamasına rağmen “sabah” ile bitmesi ilginçtir ve bu yüzden cümle, birebir olarak gündüz saatlerinden ya da tam bir günden çok gece vaktini ifade eder gibi görünmektedir. Akşam ve sabah sözcükleri günün, birbirinden ayrı, kronolojik alt bölümlerden meydana geldiğini ifade ediyor olabilir.

Yaratılış 1’in, en birebir yorumu için olmasa da, günlerin belirsiz zaman dilimlerini ifade ettiği görüşü, kendi içinde Kutsal Yazılar’ın güvenilir yorumlanmasını ihlal ediyor görünmez. Bu yaklaşımın avantajları ve dezavantajları vardır. En büyük avantajları, Yaratılış günlerinin sıralamasının daha akılcı bir açıklamayla sunması ve pek çok seküler bilimsel bulgu ve kuramlarla geniş ölçüde uyumlu olmasıdır.  Eğer Yaratılış 1’de öne çıkan unsurun 2. ayette açıklandığı gibi dünyanın yüzeyi olduğu görüşü kabul edilirse bu durum özellikle doğru olur.11 Işık zaten yaratılmıştı, fakat yeryüzü şekilsiz ve boş olup henüz yaşam için hazır değildi. Dünyanın ilk zamanlarında atmosferdeki toz bulutu, güneşin, ayın ve yıldızların dünya yüzeyinden görünmesini engellemiş olabilir. Bu nedenle bitkilerin büyümesini sağlayacak yeterli miktarda güneş ışığının yeryüzüne düşmesine dek uzun bir zaman ve daha uzaktaki gök cisimlerinin görünür hale gelmesi için çok daha uzun bir zaman geçmesi gerekecekti. Yaratılış öyküsüne göre tüm canlı organizmaların (bitkilerin ve hayvanların) makroevrimin sonucunda değil, doğrudan Tanrı’nın yaratıcı eylemleriyle var olmasına rağmen, bu “dünya yüzeyi” bakışı sayesinde yaratılış sıralaması bilimsel yaklaşımın öngördüğü sırayla genelde uyumludur. İster altı gün, ister milyarca yıllık altı dönem söz konusu olsun hiçbir şey tesadüfen olmamıştır. Aşamalı Yaratılışçılar, günlerin muhtemelen birbirinden tamamen ayrı olmadığını, bazılarının çakıştığını öne sürer; böylece fosil kayıtları ve beklenen doğal sıralama ile daha büyük bir uyum görülür. Örneğin, bitkisel yaşamın üçüncü günde yaratılmasının doğal sıralamaya uygun düşmesine rağmen, daha karmaşık düzeydeki bitkilerin ışık yoğunluğunun arttığı dördüncü günde ve tohumlu bitkilerle meyve ağaçlarının böceklerin ve diğer polen taşıyıcıların yaratıldığı beşinci günde ortaya çıkması, beklentilere uygun olacaktır. Tanrı’nın tozlaşmayı ve tohumların yayılmasını sağlamak üzere hayvanlar için çekici olacak biçimde tasarlanmış bitkilerin, hayvanlardan milyonlarca yıl önce yaratılmış olması akılcı olmayacaktır..

Dünya’nın yaşlı olması görünüşü, şimdiye dek pek çok hayvan neslinin gelip geçtiğini varsaymakta ve belki de Gün-Çağ görüşünün en büyük sorununa, yani günaha düşüşten önce ölümün dünya üzerinde var olduğu düşüncesine yol açmaktadır. Bu konu bir sonraki makalede ele alınacaktır.

2. bölümü görüntüle >

  • Telif Hakları © 2007
  • Caroline Brown
  • Tüm Hakları saklıdır. İzin ile kullanıldı.
İlk yayınlama: e-manet Sayı 12 (Temmuz - Eylül 2007), s. 5–7.