Ana içeriğe atla

Sitemiz işleyişi için sadece bu siteye ait çerez kullanmaktadır. Üçüncü parti çerez kesinlikle kullanılmamaktadır.
Daha bilgi edinin.

Kitap

2. Bölüm

Yayın Tarihi: 05.01.2008

 

Pek çok Hristiyan yaratılışçı iki büyük görüşten birini destekler: biri Yaratılış 1. bölümde söz edilen yaratılış günlerinin birbirini izleyen yirmi dört saatlik altı gün olduğunu iddia eden Takvim Günü görüşü, öbürü aynı günlerin ardışık olmakla birlikte muhtemelen birbiriyle çakışan dönemler olduğunu söyleyen Çağ Gün görüşüdür. Bu makalede söz konusu görüşlerde mevcut olan belli başlı sorunların bazılarını ele alacağız.

Çağ Gün Görüşü ve Günaha Düşüş'ten Önce Ölüm Sorunu

Gün Çağ görüşünün belki de en büyük sorunu teolojik olup Günaha Düşüş öncesinde ölümün var olduğunu varsaymasıdır.1 Gün Çağ görüşüne göre, günaha düşüşe kadar insanın ölümü olmamasına karşın bitkiler ve hayvanlar milyonlarca yıldır ölmektedir. Tanrı, henüz günah var olmamasına rağmen canlılar yaşamı için ölümün var olduğu bir dünya mı yaratmıştır? Romalılar 5:12'de, Adem'in günahı ile ölüm arasında doğrudan bir bağlantı kurulmuyor mu? Takvim Günü görüşünü destekleyen bazı uzmanlar, eleştirel bir bakışla, Gün Çağ görüşüne göre şekillenen Aden bahçesinin hayvan fosilleri üzerine kurulduğunu söyler. Yaşlılıktan, hastalıktan, doğal felaketlerden ve yırtıcıların pençeleri ve dişleri arasında can vererek ölmüş olan hayvanlar… Sevgi dolu Tanrımız dünyayı bu şekilde yaratmış ve sonra her şeyin “çok iyi” olduğunu düşünmüş olabilir mi?2

Genç Dünya taraftarlarının yorumuna göre, gelecekte olması beklenen avcı ve av arasında yerini alacak barışı ve hatta aslanın saman yiyeceğini (Yşa. 11:6-9) ilan eden peygamberlikler, geçmişte Aden bahçesinde görülen yaşamın neye benzediğini tasvir etmektedir. Bununla birlikte, Tanrı'nın bütün hayvanlara yiyecek olarak bitkileri vermesi (Yar. 1:30), etoburların (ve hatta leş yiyicilerin) Günaha Düşüş'ten önce ve muhtemelen Tanrı'nın Nuh'a et yeme izni verdiği ve  hayvan ya da insan olsun her kim bir insan öldürürse ondan hesap soracağını (Yar. 9:3-6) söylediği büyük tufan sonrasına dek et yememiş olduklarına bir kanıt olarak sunulur. Ne var ki bu teolojik düşünce de Takvim Gün görüşü için ayrı bir sorun yaratır, şöyle ki eğer hayvanlar sadece sindirim sistemleri, dişleri ve çeneleri için uygun olmayan bitkileri tüketmek üzere tasarlandılarsa, Tanrı onları (balıklar ve kuşlar dahil) neden avlanmaya, öldürmeye ve et yemeye bu kadar uygun bir biçimde yarattı? Benzer bir yaklaşımla, eğer hiçbir tehlike yoksa neden diğer hayvanlar kendilerini avcılardan koruyacak biçimde tasarlandılar? Ayrıca doğal av ve avlanma zinciri olmaksızın hayvan nüfusu nasıl dengeli ve sağlıklı kalacaktı?

Yiyecek olarak verildiklerine göre, dünyaya günah girmeden önce de bitkiler ölümü olmalıdır. Hatta Takvim Günü taraftarlarından bazıları, bitkilerin yanı sıra “düşük seviyeli” hayvanların da ölümlü olduğunu, Kutsal Kitap tanımına göre yalnızca “yüksek seviyeli” hayvanların yaşama sahip olduğunu iddia ederler.3 Özel olarak bizimkine benzer bir kan dolaşımına sahip hayvanların ölmesi tasarlanmamıştır.4 Ne var ki Romalılar 5:12'de “Günah bir insan aracılığıyla, ölüm de günah aracılığıyla dünyaya girdi” denir, fakat şöyle devam edilir: “Böylece ölüm bütün insanlara yayıldı. Çünkü hepsi günah işledi.” Böylece bu ayette ne tür ölümden söz edildiği açıkça görülmektedir; söz konusu olan, insanların ölümüdür. Dahası metnin devamında (Rom. 5:12-21) Adem'in yol açtığı ölüm ile Mesih'in doğru eylemi aracılığıyla sonsuz yaşam getiren aklanma karşılaştırılır. Metnin bağlamından ölüm ile sonsuz yaşamın insanlara ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.5

Şüphesiz tüm yaratılış, insanın günahından olumsuz etkilenmiştir (Rom. 8:19-22). Ancak bunun Günaha Düşüş'ten sonra meydana gelen değişimler bakımından ne anlama geldiği belirsizdir. Hayvanların her zaman için ölümlü olmak üzere tasarlanmış olmaları ve ölümün Tanrı'nın yaratılışının doğal bir parçası olması mümkündür. Yalnızca insan, Ebedi Olan'la özel bir ilişki kurmak için Tanrı'nın suretinde yaratılmıştır.

Takvim Gün Görüşü ve Dünya’nın Görünen Yaşı Sorunu

Açıktır ki dünya, Takvim Gün yaklaşımıyla hesaplanandan çok daha yaşlıdır. Yaratılış kayıtlarının bu yorumu, fosil kayıtlarıyla ve dünya için çok daha büyük bir yaş ortaya koyan bu fosillerin, kayaların ve diğer buluntuların yaş tahminleriyle nasıl bağdaştırılabilir? Tanrı'nın dünyayı ve evreni gerçek yaşından daha büyük bir “görünen yaşta” yaratmış olabileceği de öne sürülmüştü, fakat bu iddia günümüzde fazla destek görmez, zira ilahi bir yanıltmayı ima etmektedir. Örneğin, Adem ile Havva gerçekte olduklarından daha yetişkin olarak yaratılmış olsalar da, gerçekte asla olmamış olaylardan kalma yara izleri veya hatıraları yoktu (gezegen için öne sürülen durum buydu). Görünen yaş kuramındaki sorun, Tanrı'nın dünyayı asla yaşanmamış olayların ve asla varolmamış hayvan ve bitki kayıtları ile yaratmış olduğunu ima etmesidir.

Eğer fosiller gerçekte var olmuş bitki ve hayvanlara ait ise, bu canlılar yaratılışın altı günü içerisinde yaratılmış ve Takvim Gün yorumuna göre Adem ile Havva'nın zamanında yaşamış demektir. Bu durum beraberinde bazı sorunlar getirir, çünkü fosiller on bin yıldan çok daha eski bir döneme uzanan, varsayılan yaşlarına karşılık gelen ayrı ayrı katmanlarda bulunur.

Bunun karşıtı olarak öne sürülen sav Yaratılış 9. bölümde anlatılan büyük tufana dayanır. Kısa ve basit bir açıklamayla, dünya genelini kapsayan bir tufan felaketinin ve boğulmuş hayvanlar, bitkiler ve çamur dahil suyun içinde biriken tortunun, fosillerin oluşumu için ideal bir ortam hazırlamış olup katmanlara ilişkin bir takım deliller sağlaması beklenir. Dahası, bilimsel tarihlendirme yöntemleri günümüzde gözlenen koşulların geriye doğru tahmin edilmesine dayandığından, eğer geçmişteki koşullar günümüzdekinden önemli ölçüde farklıysa, bu varsayımlar geçersiz ve tarihlendirme yöntemleri güvenilmez olacaktır. Dünya yüzeyindeki koşulların tufandan önce büyük ölçüde farklı olduğu da öne sürülür; bazıları atmosferin farklı olduğunu, yağmur yağmadığını ve doğal su döngüsü olmadığını (bkz. Yar. 2:5-6), fakat atmosferde ve yer altında bol su kaynakları bulunduğunu (Yar. 7:11) ve büyük yer sarsıntılarının ve dağların oluşumunun tufanla bağlantılı olduğunu iddia ederler. Bu şekilde büyük tufan, fosil katmanlarının hızlı oluşmasının açıklaması ve bazı tarihlendirme tekniklerini çürüten etken olabilir. Walt Brown'un hidrotabaka kuramı daha da ileri gider ve sadece tufanı ve fosillerin oluşumunu değil, ayrıca donmuş mamutları, kutup bölgelerinin değişimini, kıtaların bölünmesini ve hatta kuyruklu yıldızların kökenini açıklamaya girişir.6 Buna göre, yerin 16 km. altında akarak artan bir basınca maruz kalan 1. 2 km. genişliğinde bir su tabakası vardı. Bu yeraltı suyu, yerkabuğunu delerek tüm dünyaya yayıldı; çıkan suyun kütlesi ve basıncının neden olduğu patlama büyük çapta küresel değişimler yarattı.7 Bu savın sorunu da, Tanrı'nın, günaha düşüş gerçekleşmemiş olsa bile patlayıp büyük bir yıkıma uğratacak kadar yapısal dengesizliğe sahip bir dünya yarattığını ima etmesidir.

Takvim Gün taraftarlarının Yaratılış 1-3'ün bu yorumuyla bilimsel gözlemleri bağdaştırması, küresel bir tufanın gerçekleştiği açıklamasıyla mümkündür. Ne var ki çok az  bilimadamı küresel tufanı kabul etmektedir. Pek çok jeolojik ve jeofiziksel delil buna tezattır.8 Ayrıca, bu gezegen üzerinde (atmosferdekiler dahil) tüm dünyayı kaplayacak kadar su bulunmadığı tahmin edilmektedir.9 Hidrotabaka modeli gibi kuramlarda, büyük tufanın nispeten küçük kalacağı çok daha geniş çaplı felaket olaylarından söz edilmektedir. Nuh’un ve gemisinin, kıtaların hareketinden ileri gelen karşı konulmaz dalgalardan, ortaya çıkan büyük ısıdan (dünyanın dış çekirdeğini eritecek kadar), zararlı gazlardan veya -100ºC’ye varan sıcaklıklarda düşen dolular gibi felaketlerden, doğrudan ilahi müdahale olmaksızın kurtulabilmesi olanaksız görünmektedir. Dahası, Nuh'un gemisi muhtemelen, yaratılmış bütün farklı hayvanları ve bir yıl yetecek miktarda yiyeceği alabilecek kadar büyük değildi.10 11 Gemide bulunan hayvanların sayısını daha düşük kabul edenler savlarını desteklemek için çoğu kez hayvan “türleri” kavramını vurgularlar. Bu ifade, bir türün çeşitliliği veya bir familya içinde yakın akraba olan türler için kullanıldığında akla uygundur, fakat daha geniş sınıflandırma grupları için çok az evrimcinin kabul edebileceği oldukça hızlı bir evrimleşme olayına bağlıdır. Bu sorunların farkında olan bazı Gün Çağ taraftarları büyük tufanın dünya çapında bir felaket olmadığını savunurlar.12 Tanrı'nın tufanı gönderme amacı gemide kurtulanlar haricinde bütün insanları ortadan kaldırmak olduğuna göre, tufanın insanlığın o çağda yaşadığı bölgeyi kapsamasının yeterli olduğunu ve bu yüzden büyük bir bölge sular altında kalmış olmasına rağmen tüm dünya geneline yayılmadığını öne sürerler. Yaratılış 6-9. bölümler, Tanrı'nın tufan için belirlediği bu amacı kesinlikle destekler, fakat “bütün” veya “her şey” gibi sözcüklerin kullanımı tufanla ilgili bu sınırlı yorumu güçleştirir. ‘Sular yükseldi, çoğaldıkça çoğaldı; gemi suyun üzerinde yüzmeye başladı. Sular öyle yükseldi ki, yeryüzündeki bütün yüksek dağlar su altında kaldı. Yükselen sular dağları on beş arşın aştı.Yeryüzünde yaşayan bütün canlılar yok oldu; kuşlar, evcil ve yabanıl hayvanlar, sürüngenler, insanlar, soluk alan bütün canlılar öldü. RAB insanlardan evcil hayvanlara, sürüngenlerden kuşlara dek bütün canlıları yok etti, yeryüzündeki her şey silinip gitti. Yalnız Nuh'la gemidekiler kaldı‘ (Yar. 7:18-23).

Sarigianis13 şöyle der: ‘özgün İbranice metin evrensel bir tufan etkisini desteklemekle birlikte, teolojik bağlamda bakıldığında yerel bir felaket olasılığına izin verir.’ Eski Antlaşma boyunca Tanrı'nın, itaatsizliğin şiddetine ve etkisine göre yargısını sınırladığını öne sürerek şöyle devam eder:“Tanrı'nın yargısı genel olarak günahkârların kendilerine, pek çok kuşaklar boyunca soylarından gelenlere, tarımsal faaliyetlerde yararlandıkları kuşlar ve memelilere, mal mülklerine ve uç durumlarda tarım alanlarına yöneliktir. Eğer insanlık o dönemde henüz Mezopotamya dışına yayılmamışsa, Tanrı'nın uzaktaki bölgeleri ve hayvan yaşamını yok etmek için bir nedeni yoktu”. Ayrıca Yaratılış 7:19 gibi ayetleri yorumlarken doğru bir bakış açısına sahip olmanın ne kadar gerekli olduğunu ve bunun küresel değil, Nuh'un bakış açısı olarak görülmesi gerektiğini bildirir. Örneğin, güvercinin bakış açısından her yer suyla kaplıydı, ancak metinde daha kırk gün önce dağların doruğunun göründüğü (Yar. 8:5-9) ve sadece yedi gün sonra güvercin yeni kopmuş bir zeytin yaprağıyla geri döndüğü belirtilir. Kutsal Yazılar’da “bütün” ve “her” gibi sözcüklerin kullanıldığı, ancak bağlamdan daha kısıtlı bir anlam çıkarıldığı pek çok durum vardır; örneğin Romalılar 1:8’deki “bütün dünyada” ifadesi birçokları tarafından daha az kapsamlı düzeyde olarak yorumlanır.14 Sarigianis, büyük tufanın etki alanı küresel olmasa da tüm insanlığın ve hayvanlarının yok olması bakımından evrensel olduğunu vurgular. Ne var ki, yerel bir tufanın bir yılın üzerinde sürebileceğini hayal etmek güçtür. Aynı şekilde küresel tufan görüşünü benimseyenler, Tanrı’nın Nuh’u ve hayvanları bir yıl boyunca bir gemi içerisinde tutmak yerine onları güvenli bir yere yönlendirebileceğine dikkat çekerler; bu varsayım özellikle bazı (henüz evcilleşmemiş) hayvanların dünyanın diğer bölgelerinde pekala yaşıyor olabileceği düşünüldüğünde dikkate değerdir. Bununla birlikte tufan etki bakımından evrensel olduğundan, Tanrı, Nuh’un gelecek yargıyı işaret eden iman ve itaat dolu çabasını insanların gözü önünde sergileyerek ve insanlara birçok fırsat vererek sabrını ve lütfunu göstermiştir. Büyük tufan, yerel veya küresel olsun, Tanrı’nın insanlığı kurtarış tasarısı bakımından güçlü bir ders ve gelecek kuşaklar için bir uyarıdır.

Bu dizinin son bölümü, belli başlı noktaları bir sonuca kavuşturmadan önce evrenin görünen yaş sorununu ve iki farklı yaratılış görüşünün Kutsal Yazılar’la tutarlı olup olmadığını ele alacaktır.

3. bölümü görüntüle >

  • Telif Hakları © 2008
  • Caroline Brown
  • Tüm Hakları saklıdır. İzin ile kullanıldı.
İlk yayınlama: e-manet Sayı 13 (Ocak - Mart 2008), s. 10–12.