Ana içeriğe atla

Sitemiz işleyişi için sadece bu siteye ait çerez kullanmaktadır. Üçüncü parti çerez kesinlikle kullanılmamaktadır.
Daha bilgi edinin.

Kitap

Farklılıkları Savunmak – Dünya’nın Yaşıyla İlgili Tartışma

(3. Bölüm)

  • Yeni Yaşam Yayınları

Yayın Tarihi: 01.04.2008

Yaratılış konusunda önde gelen iki büyük Hıristiyan görüşü hakkındaki üç makalenin sonuncusunda, bu görüşlerle ilgili bazı sorunları ve bu görüslerin Kutsal Kitap’la tutarlılığını incelemeye devam ettikten sonra her şeyi birkaç sözlerle sonlandıracağız.

Takvim Gün görüşü ve evrenin görünen yaşıyla ilgili sorun

Tanrı, henüz var olmamış bir yıldızdan henüz gerçekleşmemiş bir dizi olayı açıklayan bir mesaj yaratır mı?

En son yapılan kozmolojik hesaplamalar, evrenin 13-17 milyar yaşlarında olduğunu tutarlı bir biçimde göstermektedir. Bazı yıldızların gezegenimizden milyonlarca ışık yılı uzaklıkta oldukları anlaşılmaktadır. Çağdaş kozmolojik bulguların birçoğunu, yaratılış öyküsünü desteklediğini düşünerek kabul eden Gün-Yaş görüşü savunucuları için bu durum herhangi bir sorun teşkil etmese de1 , Takvim-Gün görüşünde olanlar için bir kaygı unsuru oluşturmaktadır. Eğer evrenimiz gençse ve bir ışık yılı, ışığın bir yılda katettiği mesafeyi gösteriyorsa, yıldızları nasıl görebiliyoruz?2 Geçmişte başvurulan, fakat günümüzde genel olarak rağbet görmeyen bir açıklama, ışığın Riemann yüzeyleri (eğik uzay) boyunca hareket etmesiyle ilgilidir. Şu an için en genel olarak kabul gören açıklama ise, Tanrı’nın yıldızlardan gelen ışığı hareket halindeyken yarattığıdır. Ne var ki, bu da bazı sorunları beraberinde getirir, zira yıldızlardan gelen ışık sadece fotonlardan ibaret olmayıp yıldızın geçmiş öyküsünü de ortaya koymaktadır; örneğin yıldızın dönüş hareketi yapmakta olduğunu gösterebilir ya da bir patlamaya eşlik eden değişiklikleri içinde barındırabilir. Bu, fosillerle ilgili olan tartışmadakine benzer bir sorunu ortaya çıkarır: Tanrı, henüz var olmamış bir yıldızdan henüz gerçekleşmemiş bir dizi olayı açıklayan bir mesaj yaratır mı? Sonuç olarak yıldızları nasıl görebildiğimizi açıklamaya yönelik başka savlar ortaya atılmıştır. Bunlar şu iki ana kategoriye ayrılır:

  1. Işık her zaman aynı hızda hareket etmemiştir.
  2. Zaman değişmez değildir.

Einstein’ın görecelik kuramları, ışığın çekim kuvvetiyle bükülebileceğini ve zamanın hız ve çekim kuvvetiyle değişebileceğini öğretmektedir. En çok kabul gören son kuram, Humphreys’in kozmolojik çekim kuvveti bozunum kuramıdır.3

Humphreys, evrenin dünyaya yakın bir noktadan başlayıp altı günlük yaratılış süresinde hızla genişlediğini ve genel görecelik kuramlarına göre bu genişlemenin ve bağlantılı çekimsel etkilerin genişleyen evrende yıldızlarda zamanın hızlı olmasına ve dünyada yavaş olmasına yol açtığını öne sürer. Bazıları bu kuramı benimsediyse de bazı çevrelerden ağır eleştiriler de almıştır.4 Örneğin Batten’ın sözleri yerindedir; “Bu her ne kadar heyecan verici bir haber olsa da, kusurlu insanlığın bütün kuramları, veriyle ne kadar uyumlu olursa olsun, gözden geçirmelere ve yeni keşifler ışığında değiştirmeye ya da terk edilmeye açıktır.”5

Takvim-Gün ya da Gün-Çağ görüşleri Kutsal Yazılar’dan ödün veriyor mu?

Takvim-Gün görüşü, en basit haliyle kabul gören Kutsal Kitap yorumuyla uyumludur.

Takvim-Gün görüşü, en basit haliyle kabul gören Kutsal Kitap yorumuyla uyumludur. Ne var ki, bu görüşün taraftarlarından bazıları, Kutsal Kitap’a ilişkin kendi yorumlarını açıklamak ve desteklemek amacıyla kapsamlı modellere başvururlar. Modeller Kutsal Kitap metninin birebir yorumundan çıkarılmış olmasına rağmen, bunun ötesine geçer. Örneğin, Henry Morris6 Büyük Tufan öncesindeki dünya ikliminin atmosferin üstündeki su buharı katmanının neden olduğu sera etkisi yüzünden rüzgarların ya da yağmurun iklimsel etkileri olmaksızın tümüyle ılık olduğunu söyler (Yar.1:6 ve 2:5’e dayanarak). Daha sonra Yar.1:9-10’dan yola çıkarak, denizler (çoğul) var olduğundan ve Tanrı’nın suların “bir yere toplanmasını” söylediğinden, dünya üzerindeki ya da içindeki bütün suların yeraltı oluklarından ve haznelerinden oluşan karmaşık bir yapıyla birbirine bağlantılı olduğu sonucuna varır. Bu su kanalları (muhtemelen jeotermal enerjiyle güçlenerek), ırmakları ve su kaynakları için gereken bütün suyu oluşturdu (Yar.2:5-6). Büyük Tufan’la birlikte su buharı örtüsü ve yer altı kaynakları serbest kaldı. Bu olay yalnızca küresel bir tufana yol açmakla kalmadı, ayrıca küresel sarsıntıların, yağmurun ilk kez görünmesi dahil hava koşullarındaki kalıcı değişimin ve bu arada dinozorların neslinin tükenmesine kapı açan Buzul Çağ’ın başlamasına neden oldu. Bütün bunlar ilginç bir kuram oluşturmaktadır, ancak bu ve bağlantılı savlar, Kutsal Kitap metnine eklentilerden ibaret olan varsayımlardır ve Kutsal Kitap gerçekleri olarak öğretilmemelidir.

Gün-Çağ görüşü, Kutsal Kitap metnine “dalkavukluk” yapmakla suçlanır. Bu suçlamayı çürütmek için belli başlı bazı savları önceki makalede kısaca sunmuştum. Bu görüşün büyük bir savunucusu olan Ross’un, önde gelen birçok Hıristiyan kuruluş ve bireyden sessiz destek aldığını belirtmek isterim.7 Örneğin, Hugh Ross’un Gün-Çağ görüşünü savunan kitapları, saygın bir uluslararası Hıristiyan müjdeleme kuruluşu olan Nagivators’un yayım kuruluşu olan Navpress tarafından basılmaktadır ve Campus Crusade uzun yıllardır web sayfasında Hugh Ross’un önemli bir makalesini yayımlamaktadır.8 Uluslararası Kutsal Kitap’ın Yanılmazlığı Konseyi (1982), “İmanlıların kendi aralarında bir fikir birliğine varamadıkları dünyanın yaşı konusu açık bırakmıştır”.9 Çoğunlukla Genç Dünya görüşüne taraftar olan bazı büyük Protestan kuruluşların teologları, birçok gözden geçirmenin ardından Kutsal Yazılar’ın farklı bir yoruma açık olduğu ve bu konunun imanlıları bölmesine izin verilmemesi gerektiği sonucuna vardılar. Böyle kuruluşların bazılarından iki alıntı vereyim sizlere. 

Westminster Teoloji Okulu:

Augustinus ve fakülte üyelerimizin saygıdeğer öğretmeni E. J. Young’la birlikte biz, Yaratılış 1. bölümdeki yaratılış günlerinin uzunluğun yorumunun kesin bir yaklaşımla Tanrı’nın yanıtlamaya niyet etmediği, hatta yanıtlanamayacak bir konulardan olabileceğini fark ediyoruz. Böyle olması gerektiğinde ısrarcı davranmak, Tanrı’dan bize bahşetmek istemediği bir vahyi inatla talep etme ve Kutsal Kitap dünya görüşünü Tanrı’nın ağzından çıkmamış sözlerle biçimlenmiş silahlarla savunma tehlikesine yaklaşmaktır.10

Amerikan Presbiteryen Kilisesi:

Bu konunun tarihsel gelişimini incelediğimizde,…günlerin uzunluğu konusu üzerinde Kilise tarihi boyunca oldukça fazla fikir ayrılığı olduğu açıktır...Gerçek şudur ki, Kilise, görünen ve görünmeyen her şeyin Tanrı tarafından yaratıldığını tek bir sesle ilan ederken, Üçlü Birlik ya da Mesih’in kimliği gibi konularda vardığı fikir birliğini yaratılış günlerinin doğası ve uzunluğu konusunda sağlayamamıştır. Bu durum, “Kutsal Yazılar’daki her şey kendi içinde aynı şekilde yalın olmadığı gibi herkes için de açıklıkta değildir” diyen Westminister bilginlerinin haklı olduğunu göstermektedir. İnanıyoruz ki, bu komitenin bir uzlaşmaya varmamasının nedeni de budur. Her birimizin görüşü hakkında daha iyi bir anlayışa sahip olduk, birbirimizin samimiyetine daha derin bir saygımız vardır... Doğru yaratılış görüşünü destekleyen yukarıdaki ifadeyi onaylamakla birlikte, iyi niyetli kişiler arasında yaratılış kayıtlarının yorumuyla ilgili bazı konularda fikir ayrılığı olabileceğini kabul ediyoruz. Kiliseyi de, bu dürüst farklılıkları kabul etmeye, sabırla, güçle ve birbirimizin görüşlerine saygıyla bu konuları incelemeyi sürdürmeye çağırıyoruz.11

Kutsal Kitap metnine sadık kalmamız temel bir önem arz ederken, bilimsel kanıtlardan ya da Kutsal Kitap yorumlarından gelen varsayımlara dayalı kuramların yanılabileceğini ve her zaman değiştirilebileceğini aklımızda tutmalıyız.

Sonuç

Yaratılış 1. bölümde kaydedilen olayların en basit yorumu, yaratılışın Tanrı tarafından altı takvim gününde tamamlandığıdır. Ne var ki, bu yorumla bağlantılı olan hem bilimsel hem de yorumsal güçlükler, tarih boyunca Hıristiyanlar’ın farklı yorumları dikkate almasına neden olmuştur. Kozmoloji ve jeolojideki ilerlemeler ışığında modern bilim çağı, daha uzun bir sürede gerçekleşmiş akıllı bir tasarıma dair kanıtlar sunar ve böylece Takvim-Gün yorumunu tekrar gözden geçirmek üzere nedenler öne sürer. Kutsal Kitap metnine sadık kalmamız temel bir önem arz ederken, bilimsel kanıtlardan ya da Kutsal Kitap yorumlarından gelen varsayımlara dayalı kuramların yanılabileceğini ve her zaman değiştirilebileceğini aklımızda tutmalıyız.

Eğer bilimsel gözlemlerle ya da kuramlarla daha büyük bir uzlaşmayı mümkün kılan Kutsal Kitap yorumları varsa, Kutsal Kitap yorumunun güvenilir ilkeleriyle desteklenip desteklenmediklerini görmek için onları incelemeye istekli olmalıyız. Eğer yorumumuz yaratılmış evrendeki gözlemlerle uyumsuzluk içindeyse özellikle dikkatli olmalıyız. Bu durum, birçok insanın Kutsal Kitap’ı ciddiye almasını zorlaştıran bir tökezleme engeli yaratır. Ayrıca bu tavır, yaratılışın Tanrı’nın yüceliğini ve görünmeyen niteliklerini, sonsuz gücünü ve Tanrılığını beyan ettiğini açıklayan Kutsal Yazılar’a aykırı sayılabilir (Mez. 19:1-4; Rom. 1:18-22). Tanrı’nın yalan söylemediğini bildiğimizden, yaratılışta görülen genel vahiy ve Kutsal Yazılar birbiriyle çelişkili olamaz. Eğer yaratılışla ilgili gözlemler doğru yorumlanırsa, Kutsal Yazılar’ın güvenilir bir yorumuyla tutarlı olmalıdır.

Özet olarak, Takvim-Gün görüşündeki büyük bir sorun, Kutsal Kitap kayıtlarına karşı olanların bilimi yanlış yorumladığını göstermeye çalışan Genç Dünya taraftarı bilim adamlarının varlığına rağmen, bilimsel bulgularla çelişkili olmasıdır. Bunu desteklemek için bu bilim adamları bilimsel gözlemlerle ilgili kendi kuramlarını ve açıklamalarını geliştirdiler. Bu kuramların bazısı o kadar önemli sayılır ki “Kutsal Kitap’ın desteklediği tek görüş” olarak yüceltilir ve sağlam öğretinin sınavları olarak kullanılır. Genel olarak bu kuramlar birçok Hıristiyanla birlikte bilim topluluğunun da tepkisini çekmektedir. Gün-Çağ görüşü, aslen daha esnektir ve kabul gören bilimsel bulgularla genel bir uzlaşı içindedir. Her ne kadar Kutsal Kitap’ı bilimsel verilere uydurmakla suçlansa da, birçok Protestan kuruluş, birebir bir yorum olmasa da hâlâ güvenilir yorumsal ilkelerle uyumlu olduğunu kabul eder. Ne var ki, her iki görüşle ilgili olarak özellikle yıldızların ve gezegenlerin yaşı, Günaha Düşüş’ten önce hayvanların ölümü ve Tufan’ın kapsamı hakkında hâlâ önemli sorunlar vardır.

Bu konu hakkında bizimkinden farklı bir yorumu destekleyenlere karşı anlayışlı ve saygılı olmamızı ümit ediyorum. Kendi görüşlerimizi başkalarına zorla kabul ettirmeye çalışmayalım, fakat imanlıları Tanrı’nın yüceliğini sergileyen Kutsal Kitap’tan ve bilimden gelen kanıtları kendileri için araştırmaya teşvik edelim.

  • 1Hugh Ross, Creator and the Cosmos (Colorado Springs, Colorado: Navpress, 1993).
  • 2Don Batten ve diğerleri genç dünya yaklaşımı altında bu soruyu sorar ve burada ele alınan noktalar hakkında ayrıntılar verirler. Don Batten (dü.), Ken Ham, Jonathan Sarfati ve Carl Wieland, “How Can we see Stars in a Distant Universe?”, Answers in Genesis  http://www.answersingenesis.org/docs/405.asp > (16.11.2006 tarihinde erişildi; 29.03.2026 tarihinde Internet Archive’deki arşiv linkine bağlandı).
  • 3Don Batten ve diğerleri tarafından özetlenir ve D. Russell Humphreys’in Starlight and Time (Green Forest, Arkansas: Master Books, 1994) adlı kitabında sıradan insanın anlayabileceği dilde açıklanır.
  • 4Samuel R. Conner and Hugh Ross, “The Unraveling of Starlight and Time”, Reasons to Believe, 22.03.1999,   http://www.reasons.org/resources/apologetics/unravelling.shtml > (16.11.2006 tarihinde erişildi; 29.03.2026 tarihinde Internet Archive’deki arşiv linkine bağlandı).
  • 5Don Batten (editor), Ken Ham, Jonathan Sarfati, ve Carl Wieland, “How Can We See Distant Stars in a Young Universe?”
  • 6Henry M. Morris, Genesis Record (Grand Rapids, Michigan: Baker, 1988).
  • 7Bu bireylere örnekler şu kaynakta verilmişti: “Notable Christians Open to An Old Earth Interpretation”  http://www.geocities.com/vr_junkie/NotableOldEarthCreatinists.htm > (06.01.2007 tarihinde erişildi; 29.03.2026 tarihinde Internet Archive’deki arşiv linkine bağlandı).
  • 8Dr Hugh Ross’un “The Creation Debate Controversy” makalesi 1995'ten beri Hristiyan Önderlik Hizmeti'nin  (Campus Crusade for Christ'ın bir alt hizmet grubudur) web sayfasında yayınlanmaktadır. Hugh Ross, “The Creation Date Controversy”, Leadership U, 10.06.2004  http://www.leaderu.com/real/ri9403/date.html > (07.11.2006 tarihinde erişildi; 29.03.2026 tarihinde Internet Archive’deki arşiv linkine bağlandı).
  • 9Bu, Craig Rusbult tarafından derlenen bir web sayfasında verilen konferansın genel editorü olan Norman Geisler'den bir alıntıdır. “Inerrancy and Science”  http://www.asa3.org/asa/education/origins/icbi.htm > (10.12.2006 tarihinde erişildi; 29.03.2026 tarihinde Internet Archive’deki arşiv linkine bağlandı).
  • 10“Westminster Theological Seminary and the Days of Creation”, Westminster Theological Seminary  http://www.wts.edu/about/beliefs/statements/creation.html > (10.11.2006 tarihinde erişildi; 29.03.2026 tarihinde Internet Archive’deki arşiv linkine bağlandı ancak en eski link 2008 yılından mevcuttur).
  • 11Amerika Presbiteryen Kilisesi Yönetim Komitesi, “Report of the Creation Study Committee”, Reasons to Believe, 2000  http://www.reasons.org/resources/apologetics/pca_creation_study_committee_report.shtml > (10.11.2006 tarihinde erişildi; 29.03.2026 tarihinde Internet Archive’deki arşiv linkine bağlandı).
  • Telif Hakları © 2008
  • Caroline Brown
  • Tüm Hakları saklıdır. İzin ile kullanıldı.
İlk yayınlama: e-manet Sayı 14 (Nisan - Haziran 2008), s. 13–15.