Ana içeriğe atla

Sitemiz işleyişi için sadece bu siteye ait çerez kullanmaktadır. Üçüncü parti çerez kesinlikle kullanılmamaktadır.
Daha bilgi edinin.

Kitap

Matta’nın İsa Öyküsünde Egemenliği Iskalamak

2) Kavrama Yetmezliğimiz

Yayın Tarihi: 13.04.2022

Bu yazı serisinin genel konusu, Tanrı’nın Egemenliği’ni ıskalamaktır. Bu konuyu Matta İncili’nin bağlamında işliyorum. Iskalamak için bir hedef lâzım. Öyleyse Tanrı’nın Egemenliği nasıl hedeflenir? İlk yazıda Tanrı’nın Egemenliği kavramının öncelikle Tanrı’nın nasıl hüküm sürdüğü ile alakalı olduğunu savundum. O zaman Tanrı’nın nasıl bir kral olduğunu, nelere değer vererek krallığını sürdürdüğünü kavramalıyız. İlk yazımda, Matta’nın İsa öyküsünü anlatırken1 Tanrı’nın Egemenliği’nin –hüküm sürme anlayışının– dünyanın gelmiş geçmiş bütün hükûmetlerinkinden radikal bir şekilde farklı olduğunu gösterdiğini açıkladım. Matta, bu radikal farklılığı temsil etmek için, Göklerin Egemenliği terimini yaratmıştır.

Matta Tanrı Egemenliği dünyanın gelmiş geçmiş bütün hükûmetlerinden radikal bir şekilde farklı olduğunu gösterdi.

Algılarımız nesnel değildir; insan olarak çoğu zaman görmeyi beklediğimizi görürüz. Geçen yazıda Göklerin Egemenliği’nin değer yargılarının benzersiz, alışılmadık olduğu için insanların onları algılamakta zorlandıkları gerçeğini işledim. Bu durumu ruhsal algı bozukluğumuz olarak adlandırdım. Ama Matta’nın anlattığı İsa öyküsünde bu sorunun bir başka boyutu da sergilenir: Egemenliğin farklı tabiatı ve Mesih’in beklenmedik misyonu açıklandığı halde, İsa’nın öğrencileri açıklananları bir türlü kavrayamadılar. Bu, bir bakıma, madalyonun öbür yüzü: Ruhsal kavrama yetmezliğimiz olduğu için egemenliği ıskalarız.

İsa’yı izlemek için her şeyini bırakan öğrenciler, Tanrı’nın hükümranlığını ve onun değer yargılarını bir türlü kavrayamadılar. Öğrenciler birkaç yıl süreyle İsa’nın yanında bulunarak O’nun yaptıklarına tanık oldular. İsa’nın öğrettiklerini bizzat kendisinden dinlediler. Ama yine de Matta 18’e geldiğimizde öğrenciler aralarında İsa’nın egemenliğinde hangisinin en yüksek statüye sahip olacağını hâlâ tartışıyorlardı. Nitekim İsa’ya, “Göklerin Egemenliği’nde en büyük kimdir?” diye sordular. İsa, özetle, onlara, “Bırakın en büyük olmayı, nüfuzsuz çocuk gibi alçakgönüllü olmayan kişi bile Göklerin Egemenliği’ne asla giremez” diyor (18:1-4; Markos 9:33-37 ile karşılaştırın). Pentikost Günü’nden başlayarak İsa’yı ve Müjdesi’ni sadakatle ilan eden elçiler bunlar mıymış!

Dört İncil, kilise için “kuruluş belgesi” işlevi görür. Bu konuda Talbot, İncillerin yazılışı hakkında şu tespitte bulunur: “[Dört İncil] geçmiş, güncel ve gelecekteki (olası) problemlerin farkındalığını yansıtabilir. Kuruluş belgesi olarak okurların hayatlarını üzerine kuracakları ve aracılığıyla biçimlendirecekleri temel değerleri ortaya koyar. İsa’nın izleyicileri olarak kimliklerinin ne olacağını gösterir.” Matta İncili hakkında da şöyle devam eder: “Bu tespitin ışığında, Matta İncili’nin amacı, okurlarının Hristiyan kimliğini ve karakterini biçimlendirmektir.”2

Bu açıdan şunu sormalıyız: Matta, Pentikost Günü’nden sonra İsa öyküsünü yazarken, İsa’nın öğrencilerini nasıl tasvir etmeyi seçti? Bu tasvirin sebebi nedir? Matta okurlarının hangi olası problemlerle karşılaşacağını düşünmüştür? Mesih’teki kimliğimizi ve karakterimizi biçimlendiren hangi temel değerleri ortaya koymak istemiştir? Bu yazıda öğrencilerin tasvirine, bu tasvirin bazı eğitici amaçlarına, son olarak da, bu eğitici amaçların yerel kiliselere uyarlanmasına bakacağız.

Tasvir: Öğrenemeyen Öğrenciler?

Serinin ilk yazısında, anlatı eleştirisinin İnciller’in öyküsel özelliklerine dikkat ettiğini belirtmiştim. Bununla ilgili olarak da “öyküdeki karakterler ve onların tasvirlerine bakarak öykünün mesajının iletilmesinde nasıl rol oynadıklarını sormalıyız. İnsan gruplarının –sözgelimi, Matta’daki ‘kalabalık,’ ‘Ferisiler’ veya ‘öğrenciler’ gibi– karakter görevi görebileceğini unutmamalıyız” demiştim.3 Peki, Matta’nın İsa öyküsünde öğrenciler nasıl tasvir edilir? Aslına bakarsak öğrencilerin tasviri iki yönlüdür: hem olumlu hem de olumsuz.

Öğrencilerin olumlu tasvirlerinin bazılarını şöyle sıralayabiliriz: İsa, İsrail’e yönelik hizmetine başlarken ilk işi bazı öğrencileri birer birer çağırmaktı. İsa balıkçı kardeşleri (Simun ile Andreas ve Yakup ile Yuhanna) çağırdığında, onlar “hemen” balıkçılık mesleğini ve ailelerini bırakarak “İsa’nın ardından gittiler” (4:18-22; ayrıca bkz. 19:27-29). İsa, genel halka hitap etmenin yanı sıra öğrencilerine özel olarak öğretti (bkz. 4:23–5:1; 13:1-3,10-17,36,51-52). İsa on iki öğrencisini “elçi” olarak atadı, onlara yetki verdi ve kendini temsilen İsrail’e doğaüstü belirtilerle Göklerin Egemenliği’ni duyurmaya gönderdi (10:1-42). Üstelik İsa gerçek aile üyelerinin öz annesi ve kardeşleri değil, öğrencileri olduğunu söyledi. Bunun nedeniyse, İsa’nın Göklerdeki Babası’nın isteğini yerine getiren insan olmalarıydı (12:46-50). Böyle olumlu tasvirlere bakılırsa öğrencilerin, biz okurları öğrencilik konusunda özendiren, taklit etmeye değer örnekler oluşturduklarını düşünebiliriz. Ama konu bu kadar basit değildir. Matta’nın anlattığı İsa öyküsünde öğrencilerle ilgili olumsuz tasvirler daha ağır basar. Matta’da öğrencilerin olumsuz örnek teşkil etmeleri konusunda iki genelleme yapabiliriz: İsa’yı sık sık yanlış anladılar. Ayrıca, zayıf kaldıkları konularda zamanla yetkinleşmediler. Bunları açalım.

Öğrencilerin tasviri iki yönlüdür: hem olumlu hem de olumsuz.

Matta en nihayetinde hangi amaçla İsa öyküsünü anlatıyor? Esasında, okurların Tanrı’nın isteği doğrultusunda İsa’yı Mesih olarak doğru anlayarak O’na iman etmelerini amaçlıyor.4 Bundan dolayı bu öyküde her şeyden önce Tanrı’nın bakış açısına güvenilir ve bu önemsenir.5 Matta, öyküsünde, Tanrı’nın isteğini ve bakış açısını nasıl gösterir? İsa’yla. O zaman okurlar olarak özellikle dikkat etmemiz gereken mesele, öyküdeki çeşitli karakterlerin İsa’yı nasıl algıladıkları, ne kadar doğru veya yanlış anladıkları ve O’na nasıl tepki gösterdikleridir. Bu doğrultuda da Matta’nın sözcük dağarcığında idrak etmekle ilgili kelimeler önemli bir yer tutar. İdrak kelimesini tecrübe etmek, algılamak, anlamak, olayın niteliklerini derinden kavramak, hatta yaşamak, benimsemek ve olgunlaşmak gibi çağrışımları içinde barındırdığı için özellikle kullandım burada. 6 Kingsbury, Matta’nın Grekçe metninde algılamak, anlamak ve tepki göstermek ile ilgili kelimelerin çarpıcı bir sıklıkla geçtiğini gösterir.7 Peki, öğrenciler İsa’yı ve misyonunu doğru anladılar mı?

Matta’nın metnini redaksiyon eleştirisine dayanarak inceleyen birçok uzman bu soruyu “evet” diyerek yanıtlamıştır.8 Redaksiyon eleştirisi, özetle, “bir İncil’i daha iyi anlamak için onu kaynaklarıyla karşılaştıran bir yöntem” olarak tanımlanır.9 Sözgelimi, Matta’nın Markos’tan önemli ölçüde kaynak olarak yararlandığı varsayılırsa, Markos’un sözlerinin Matta’ya uyarlanmış hali, istenen vurguyu işaret eder.10 Bu açıdan, Markos’ta öğrencilerin İsa’yı anlamadıklarını gösteren birtakım ifadelerin ya Matta’dan çıkarıldığı ya da daha olumlu yorumlandığı ileri sürülür.11 Bu yoruma göre böyle ayetler önceden “kıt imanlı” öğrencilerin İsa’yı zamanla daha iyi anladıklarını göstererek İsa’nın ne kadar iyi bir öğretmen olduğunu vurgular. Ama bu yaklaşımın şöyle bir zayıf yönü var: Matta’daki olayların hepsi tutarlı bir bütünlük olarak anlaşılması gerekirken, ayrı ayrı ele alınan tekil bölümlerden yola çıkarak toplu bir anlam inşa edilir. Oysa, Matta’yı oluşturan bölümler anlatı eleştirisinin sağladığı bütünsel anlayışla, olayların öyküsel akışına bakarak ele alındığında farklı bir sonuca varılır. Anlatı eleştirisinden yana olanlar tarafından rağbet gören uzmanlar Matta’daki öğrencileri her konuda aynı görmezler tabii. Ama bu uzmanlar bir konuda ortak görüşe bir sahiptir: Matta, öğrencileri tasvir ederken hem olumlu hem olumsuz özelliklere değinir ama olumsuzlar daha baskındır. Üstelik öğrencilerin tasviri, onların İsa’yı yanlış anlamaya eğilimli olduklarını vurgular.12

Karakterlerin söylediği bir sözü olduğu gibi kabul etmek yerine, o sözü öykünün akışı içinde, kimin hangi bakış açısıyla söylediğine dikkat etmeliyiz.

Matta’da uygulanan anlatı eleştirisine dayalı bu yorumun şöyle bir püf noktası var: Karakterlerin söylediği bir sözü olduğu gibi kabul etmek yerine, o sözü öykünün akışı içinde, kimin hangi bakış açısıyla söylediğine dikkat etmeliyiz. Bunun önemli bir örneği de Matta 13:51’dir. Bu ayette şunu okuruz: “İsa [öğrencilere], ‘Bütün bunları anladınız mı?’ diye sordu. ‘Evet’ karşılığını verdiler.” İsa öğrencilere benzetmeler hakkında açıklamalarda bulunduktan sonra bu soruyu sordu (bkz. Matta 13:36-53). Ama öğrencilerin anladıklarını kendi sözleriyle (“Evet, anladık!”) doğrulamaları Matta’nın onlar hakkında anlatmak istediklerine uymayabilir.13 Carter, öğrencilerin Matta 13:51’deki yanıtlarını izleyen üç bölümde yaşadıkları inişli çıkışlı deneyimlere bakıldığında sergiledikleri özgüvenin isabetsiz olduğu gözleminde bulunur.14 Kaldı ki, öykünün ilerleyen olaylarında İsa’yı sık sık yanlış anlayan öğrenciler karşımıza çıkar.15 Sözgelimi, Matta 16:12 ve 17:13 ayetlerinde öğrenciler “anladılar” denir. Ama bu ayetlere öykünün akışı bağlamında bakılırsa, ne İsa’nın iyi öğretmenliği ne de öğrencilerin anlayışlı olmaları vurgulanır. Tersine, öğrencilerin İsa’nın dediklerini anlayamamaları vurgulanır. Bu ayetlerde “o zaman… anladılar” denir. Yani, İsa dediklerini onlara anlatmak zorunda kaldı.

Ayrıca, yukarıda belirttiğim gibi öykünün sonuna kadar değişmezler; zayıf kaldıkları anlayış ve iman konularında zamanla yetkinleşmezler. Bir yandan İsa’yı izlemek için her şeyi bıraktılar ve her şeye rağmen O’nu izlemekten vazgeçmediler, diğer yandan İsa’nın sözleriyle ve hayatıyla ilan ettiği Göklerin Egemenliği’ni, Mesih İsa’nın misyonunu ve öğrenci olarak kendi rollerini bir türlü kavrayamadılar.16 Matta 16:23’te İsa’nın Petrus’a (ve Petrus’un temsil ettiği bütün öğrencilere) söylediği “Düşüncelerin Tanrı’ya değil, insana özgüdür” sözü öykünün düğüm noktasıdır.17 Matta’da öğrenciliği aksatan temel sorun da bu “zihniyet çatışması”dır. Matta’da İsa öğrencilerine dört defa “kıt imanlı” diyerek hitap eder (6:30; 8:26; 14:31; 16:8, ayrıca bkz. 17:20). Bu terim öğrencilerin yetkinleşememe sorununu anlatır. Onlar İsa’yı reddeden veya O’na karşı çıkan imansızlar değiller. Ama O’nu izlerken korku, kuşku ve anlayışsızlıktan da kurtulamıyorlar. Brown Matta’nın bu vurgusunu şöyle dile getirir:

Matta’da öğrencilerin “kıt imanı” İsa’nın yetkisinin hem kendi kişisel emniyetlerini ve ihtiyaçlarını (8:26; 14:31; 6:30; 16:8) hem de İsa’nın onları atadığı hizmet görevini (17:20) kapsayacağına yeteri kadar güvenemedikleri anlamına gelir. Öğrencilerin gündelik ihtiyaç kaygısı (6:30); korku ve ürkekliği (8:26); kuşkusu (14:31) ve anlayışsızlığı “kıt iman”larının birer göstergesiydi.18

Matta, çarpıcı bir ayrıntıyla, bu durumun öykünün sonuna kadar değişmediğini gösterir. Öğrenciler Celile’deki dağda, dirilmiş olan İsa’yı “gördükleri zaman O’na tapındılar. Ama bazıları kuşku içindeydi” (Mat. 28:17). Matta için kuşku “kıt iman”ın belirtisidir.19

Tasvirin Eğitici Amacı: “İdeal” Öğrenci Vizyonu

Peki Matta, anlattığı İsa öyküsünde öğrencileri bu şekilde tasvir etmekle ne amaçlamıştır? Özetle, Matta okurlara İsa’nın “ideal” öğrencisinin nasıl olacağını göstererek onların İsa’yı o şekilde izlemelerini özendirmeyi amaçlamıştır.20 Bu amacın sağlanmasına yönelik yöntemleri birkaç noktayla açalım:

Öğrencilerin hem olumlu hem de olumsuz tasvirleriyle okurlarda çifte tepkinin uyandırılması amaçlanır. Öykünün ilk kısmında İsa’yı izlemek için her şeyini bırakan, O’nunla birlikte hizmet etmeye çağrılan öğrenciler, okurlarda hayranlık ve özdeşleşme arzusu uyandırır. Fakat öykü ilerledikçe İsa’yı yanlış anlayan, kuşku ve korkuya kapılan, hizmette başarısızlığa uğrayan, aralarında rekabet eden, en kritik anda da İsa'yı bırakıp kaçan –ve Petrus’un durumunda O’nu inkâr eden– öğrenciler, okurları daha çok ibret almaya yönlendirir.

Matta okurlara İsa’nın ‘ideal’ öğrencisinin nasıl olacağını göstererek onların İsa’yı o şekilde izlemelerini özendirmeyi amaçlamıştır.

Bu doğrultuda öğrencilerin olumsuz (“ideal” olmayan) tasviri, işlevsel olarak, bir zemin oluşturur. Matta, bu zemin üzerinde bazı olumlu (“ideal”) öğrencilik örneklerine odaklanır. Tabii ki en başta İsa Mesih’in kendisi bu konuda en önemli örneği oluşturur; eninde sonunda “ideal” öğrenci olmanın esası Mesih’e benzer olmaktır. Ama bunun yanı sıra, ilginç ve çarpıcı şekilde, öyküde küçük rol oynayan beklenmedik yardımcı karakterler –kadınlar ve Yahudi olmayanlar– İsa’nın hayran kaldığı iman ve anlayışı sergileyerek “ideal” öğrenciliğin ne olduğunu gösterir (bkz. sözgelimi, 8:5-13’teki yüzbaşı ve 15:21-28’deki Kenanlı kadın).

Ayrıca, öğrenciler işlevsel olarak İsa’nın Göklerin Egemenliği hakkındaki öğretişlerine dikkat çeker. İsa’nın Matta’daki beş “vaaz”ı öğrencilik anlayışımıza tabii ki son derece önemli katkıda bulunur (bkz. 5–7. bölümler, 10. bölüm; 13. bölüm; 18. bölüm; 24–25. bölümler). Ama bu derslerin yanı sıra (ve bazen bu derslerin akışının bir parçası olarak) öğrencilerin soruları ve yanlış anlamaları okurların dikkatini İsa’nın açıklamalarına yönlendirir.

Son olarak, öğrenciler öykünün sonuna gelindiğinde dahi yetkinleşemedikleri halde ulusları İsa’nın öğrencileri olarak yetiştirmekle, O’nun buyurduğu her şeye uymalarını öğretmekle görevlendirilir. Onları bu çağrıya ne yeterli kılabilir? İsa’nın, Kutsal Ruhu aracılıyla “dünyanın sonuna dek her an [onlarla] birlikte” olması!21

Uyarlama: Öğrencilik Çıtasını Nereye Koymalıyız?

Bu denli teknik noktaları okuyan bir imanlının, “Fasafiso yöntem tartışmalarına girmeden Matta’yı ‘olduğu gibi’ okuyamaz mıyız?” diye sorası geliyordur belki. Aslına bakarsak, “Kimse Matta’yı, daha genel olarak da Kutsal Kitap’ın herhangi kısmını, ‘olduğu gibi’ okuyamaz” demek ne züppelik ne de insafsızlıktır, sadece gerçekçiliktir. Farkında olmayabiliriz ama herkesin Kutsal Kitap okuyuşu teorik anlayışlar içerir. Bizi Rab’de yetiştiren abi veya ablanın yaklaşımından, pastörün verdiği vaazlardan, beğendiğimiz öğretmenlerin derslerinden ve öğütlerinden, okuduğumuz kitaplardan ve değişik değişik diğer yerlerden Kutsal Kitap’ın “doğru” okunuşuyla ilgili anlayışlar özümsemişizdir. Ayrıca, içinde yaşadığımız çağ, yer, kültür, altkültür, eğitim düzeyi, ekonomik durum, sınıfsal tabaka vs. kaçınılmaz olarak Kutsal Kitap’ta okuduklarımızı algılayışımızı bir yere kadar etkileyecektir. Böyle gerçeklere karşı Kutsal Kitap’ın özellikleri ve uygulayacağımız yorumlama süreci hakkında yapılan bilinçli çalışmalar bizi Kutsal Kitap’ı “zaten nesnel, yalın ve sağduyulu şekilde” okuduğumuzu sanmak gafletinden kurtarabilir.

Bu demek değil ki, Kutsal Kitap’ı okumak için hep teknik konulara girmek zorundayız. Bu yazıda ileri sürdüğüm yorumların da mutlaka doğru olduğunu iddia edemem. Bu tür bir yazıya “deneme” denir. Deneme, yazı türü olarak, kişinin “bir konuda duygu, düşünce ve görüşlerini paylaşmak amacıyla kesin hükümlere varmadan samimi bir üslupla yazdığı” yazıdır.22 Siz okurlar argümanlarımın ve tespitlerimin akla yakın ve yararlı olup olmadığını düşünüp taşınacaksınız. Ama özellikle önderlik, öğretmenlik, çobanlık veya başka hizmet yapıyorsak, Müjde’yi ve Kutsal Yazıları her zaman daha iyi anlamayı ve daha doğru iletmeyi amaçlamalıyız. Nitekim Pavlus Timoteos’a, “Kendini Tanrı'ya makbul, gerçeğin bildirisini doğru kullanan, alnı ak bir işçi olarak sunmaya gayret et” demiştir (2Ti. 2:15). Buna bağlı olarak gayretimiz teknik bilgilerle övünmek değil, Rab’bin önünde, kendimizin ve diğer kardeşlerin yararına Kutsal Yazıları sadık bir şekilde anlamak ve anlatmaktır. Bu yazı serisi de bu doğrultudadır: Matta İncili’nin öğrencilikle ilgili mesajını daha iyi anlarsak, öğrenci olma ve öğrenci yetiştirme girişimlerimizde, Rab’bin inayetiyle, daha bilinçli ve etkili olabiliriz.

Kutsal Kitap’ın bakış açısını bilip yapmamak, bilmemek demektir.

Howard Hendricks adlı değerli bir öğretmenin sevdiğim bir sözü var: “Kutsal Kitap’ın bakış açısını bilip yapmamak, bilmemek demektir.” O zaman bu yazıda işlenen konular yerel kilise düzeyinde, hizmetle ilgili somut girişimlerde nasıl uyarlanabilir? Aklımda üç öneri var: öğrenci yetiştirme sürecini yavaşlatalım, Rab’be güvenimizi arttıralım ve kardeşlere yönelik beklentilerimizi azaltalım. Bunlara sırayla kısaca bakalım.

Az Olsun, Öz Olsun

Bu yazıda açıklanan öğrencilik anlayışı geçerliyse, İsa’nın öğrencisi olmak ve başkalarını İsa’nın öğrencileri olarak yetiştirmek kolay değil, zor bir süreçtir. İlk yazıda gördüğümüz gibi, Göklerin Egemenliği’nin değerleri bildiğimiz her şeyden o kadar farklı ki, doğru algılamamız neredeyse imkânsızdır. Bu yazıda da işlendiği üzere Matta, İsa öyküsünü anlatırken, İsa’yı izlemeye niyet eden kişilerin ne kadar zayıf ve anlayışsız oluğunu vurgular. İsa’nın bizzat kendisi öğrencileri eğitmekle uğraşırken çok başarılı olamadı! Matta’nın amacı, tabii ki, bizi umutsuzluğa düşürmek değil. Ama bu portre bizi mutlaka düşündürmeli, öğrenci yetiştirmeye daha temkinli yaklaşmamızı sağlamalıdır. Yeni imanlının Mesih’i izlemek için dar kapıdan girmesini teşvik ettikten sonra, yaşama götüren çetin yolda yürümelerine rehberlik edemez miyiz? Hizmetin amacı yalnızca insanların “Rab’be gelmeleri” ve hatta vaftiz olmaları değil. Pavlus, Müjde yayma hizmeti hakkında şunu demiştir: “Her insanı Mesih'te yetkinleşmiş olarak Tanrı'ya sunmak için herkesi uyararak ve herkesi tam bir bilgelikle eğiterek Mesih’i tanıtıyoruz” (Kol. 1:28). Yeni imanlıyla öğrencilik dersleri haftada bir yaparsak, süreç nasıl olur? Geçen hafta diri kurban olmak konusunu işledik. (Evet, anladım.) Bu hafta bize karşı günah işleyenleri bağışlamak ve düşmanlarımızı sevmek konusunu işledik. (Evet, bunu da belledim.) Haftaya “durmadan dua edin” konusunu işleyeceğiz. (Güzele benziyor! Bu konuda pek zorlanacağımı sanmıyorum!) Tabii ki burada size biraz komiklik yapıyorum… Ama atalar ne demiş? Damlaya damlaya göl olur. Matta’nın öğrencilik anlayışını yerel kilise hizmetlerimizde uyarlamaya çalışacaksak, ciddiyetle kendimize, “Öğrenci yetiştirmek sürecini yavaşlatmak için, daha esaslı kılmak için neler yapabiliriz?” sorusunu sormalıyız. İçinde bulunduğumuz durumda, acaba, bu sorunun somut yanıtları ne olabilir?

Mesih Odaklı Olmanın Üç Hali

Gördüğümüz gibi, Matta’nın anlattığı İsa öyküsünde Onikiler kahraman değildir. Kahraman, Babası Tanrı’nın isteğini tam anlamıyla yerine getiren Rab İsa Mesih’tir. Yukarıda da değindiğimiz gibi, Öğrenciliğin Mesih’e yönelik üç boyutu var: (1) Mesih’i tanıyarak izlemek, (2) Mesih’in hayatıyla ve sözleriyle tanıttığı Göklerin Egemenliği’nin radikal değerlerini benimsemek ve (3) Mesih’in bizi yeterli kılmak için Ruhu’yla sürekli bizimle birlikte olması. Genel olarak bu olayların farkındayız. Öğrenci olmak O’nu izlemek demek tabii ki. İmanlı olarak düşüncemizin değişmesiyle yenileneceğimizi ve Ruh’a güvenmemiz gerektiğini de biliriz. Ama yerel kiliselerimizde, giriştiğimiz hizmetlerde, Matta’nın ortaya koyduğu bu “ideal” öğrenci anlayışını benimsemek için hangi somut adımları atabiliriz? Öğrenci olmak, sürekli ve bilinçli bir şekilde Mesih’e bağlanmak anlamına geldiğini bellemek ve belletmek için neler yapabiliriz?

Matta’daki öğrencilerin tasvirinden edinmemiz gereken bir bilinç şu ki, İsa’nın öğrencileri hâlâ ‘olma süreci’ içindedir.

“Kardeş” Olma Çıtasını Aşağıya Almak

Matta’daki öğrencilik anlayışı sanki çelişen bazı realiteleri içinde barındırır. Bir yandan yüce bir olgunluk ve adanmışlık amaçlanır. İsa, “göksel Babanız yetkin olduğu gibi, siz de yetkin olun” diye buyurduğu gibi, bize “Ardımdan gelmek isteyen kendini inkâr etsin, çarmıhını yüklenip beni izlesin” de diyor (5:48; 16:24). Öbür yandan da imanlı kardeşin alelade hataları yapması ve hatta günah işlemesi beklenebiliyor. Nitekim İsa bize, “kardeşinin sana karşı bir şikâyeti olduğunu anımsarsan…” ve “Eğer kardeşin sana karşı günah işlerse…” diyor (5:23; 18:15). Matta’daki öğrencilerin tasvirinden edinmemiz gereken bir bilinç şu ki, İsa’nın öğrencileri hâlâ “olma süreci” içindedir: yanılır, zayıf düşer, üzer, hayal kırıklığına uğratır. Dünyadaki ilişkilerde bunlar olunca insanlar alınır, küser, bozuşur. Ama Göklerin Egemenliği’nde bu böyle olmaz. Günaha göz yummayız ama her zaman insaflı ve yapıcı olmalıyız. Gene, kendi kendimize soralım: Yerel kilisede, öğrenciler yetiştirirken, kardeşlere yönelik beklentiler çıtasını aşağıya almak için somut olarak ne yapabiliriz? Kendi ilişkilerimizde de kardeşlere olumlu örnek teşkil etmek için hangi somut adımları atabiliriz?

Bu yazının sonunda, deneyimli çoban Eugene Peterson’ın şu anlamlı sözleriyle sizi baş başa bırakmak istiyorum:

Arkadaşlar, yüce, muhteşem realitelerin tadına vardık. Yaratılış! Kurtuluş! Diriliş! Ama vaftiz sularından sırılsıklam çıkıp etrafımıza bakındığımızda, vaftiz olanlar topluluğunu oluşturan insanların bizden farksız olmasına şaşırıp kalırız! Pişmemiş, henüz olmamış, sinir hastası, sürçüp duran, çoğu zaman ilahileri akortsuz söyleyen, unutkan, hoyrat. Tanrı, önemini ebediyen yitirmeyen tüm bu muhteşem realiteleri bizim gibi insanların ellerine nasıl teslim etmiş, inanabiliyor musunuz? Birçok insan, imanlılar topluluğunu oluşturan insanlara iyice bakar, bu soruyu üzgün üzgün “Hayır” diye yanıtlar. Fakat Tanrı’nın sevdiklerinden oluşan topluluğunda sevgiyle yaşamanın bir türlü bitmeyen zor hedefi işte budur. Buna alışsak iyi olur.23

Sonuç

Bu serinin ilk yazısında Göklerin Egemenliği’nin radikal farklılığı yüzünden ne kadar zor algılandığı konusu işlendi. Bu yazıda da İsa’nın öğrencileri olmaya çağrılan insanların, doğal tabiatları itibarıyla, bu egemenliği kavramakta ne kadar güçlük çektikleri konusu işlendi. Bu iki yazıda belirtildiği gibi, bu sorunun temelinde bir “zihniyet meselesi” yatmaktadır. Düşünün: Petrus gibi bir insan, İsa’yı izlemek için mesleğini, ailesini, her şeyini bıraktı. Yine de, onun zihniyeti Tanrı’nın isteğine temel bir düzeyde aykırıydı. Bu durumu nasıl anlayabiliriz? Petrus’un –ve hepimizin– zihniyeti nasıl oluşur? Üstelik, bu zihniyet oluşumu meselesi İsa’nın öğrencisi olmamızı ve başkalarını İsa’nın öğrencileri olarak yetiştirmemizde nasıl bir rol oynar? Bu serinin üçüncü yazısında bu konuya bakacağız.

  • 1“Matta’nın İsa öyküsü” terminolojisi anlatı eleştirisi yaklaşımını yansıtır. Anlatı eleştirisi hakkında bilgi edinmek için serinin ilk yazısına bkz. Chuck Faroe, “Matta’nın İsa Öyküsünde Egemenliği Iskalamak: 1) Algı Bozukluğumuz,” e-manet sayı 64 Ekim-Aralık 2021, s. 9-15. [Bundan sonra, “Algı Bozukluğumuz”]
  • 2Charles H. Talbert, Matthew (Grand Rapids, MI: Baker Academic, 2010), s. 9.
  • 3Bkz. “Algı Bozukluğumuz,” s. 10.
  • 4Jack Dean Kingsbury, “The Rhetoric of Comprehension in the Gospel of Matthew”, New Testament Studies 41 (1995), s. 377.
  • 5Jack Dean Kingsbury, Matthew as Story, 2nd ed., rev.enl (Philadelphia: Fortress Press, 1988), 11–13, 34n.118.
  • 6Bkz. İlhan Ayverdi and Ahmet Topaloğlu, Misalli büyük Türkçe sözlük: asırlar boyu târihî seyri içinde, 4. baskı (İstanbul: Kubbealtı Lugatı, 2011), s. 1352–53.
  • 7Kingsbury, “The Rhetoric of Comprehension in the Gospel of Matthew”, s. 359–61. Söz gelimi, algılamak (perception) konusunda, göz, görmek, bakmak, kulak, duymak, işitmek gibi kelimeler; anlamak (cognition) konusunda da, bilmek, anlamak, bellemek, tanımak, tanıtmak gibi kelimeler; tepki göstermek (reaction) konusunda da, tövbe etmek, [Rab’be] dönmek, kabul etmek, sendeleyip düşmek, iman etmek, tapınmak gibi kelimeler.
  • 8Bu yorumu savunan bilginlere genel bakış için bkz. Jeannine K. Brown, The Disciples in Narrative Perspective: The Portrayal and Function of the Matthean Disciples, Society of Biblical Literature Academia Biblica, No. 9 (Atlanta, Georgia: Society of Biblical Literature, 2002), s. 3–18.
  • 9Jeannine K Brown, The Gospels as Stories: A Narrative Approach to Matthew, Mark, Luke, and John (Grand Rapids, Michigan: Baker Academic, 2020), s. 195.
  • 10Burada, Matta’nın Markos ve diğer kaynaklardan yararlandığı düşüncesi, yazdığı İncil’in Tanrı esinlemesi olmadığı anlamına gelmez. Kaynaklardan yararlanarak “editörlük” yapmak, Kutsal Ruh’un denetimi altında yazarlık yapmaya aykırı sayılmamalıdır; bkz. Luka 1:1-4. Matta’yı özellikle redaksiyon eleştirisi açısından işleyen önemli bir eser olarak bkz. Robert H. Gundry, Matthew: A Commentary on His Handbook for a Mixed Church under Persecution, 2. basım (Grand Rapids, Michigan: W.B. Eerdmans, 1994).
  • 11Sözgelimi Matta 13:14-15; 13:19,23,51; 14:31-32; 16:9,12; 17:9,13,23. Brown, The Disciples in Narrative Perspective, s. 7.
  • 12Brown, s. 18.
  • 13Brown, s. 110–11; Jeannine K. Brown and Kyle Roberts, Matthew, The Two Horizons New Testament Commentary (Grand Rapids, Michigan: Eerdmans Publishing Co, 2018), s. 134–35.
  • 14Warren Carter, Matthew: Storyteller, Interpreter, Evangelist, düzeltilmiş basım (Peabody, Massachusetts: Hendrickson Publ, 2004), s. 220.
  • 15Bu kısa yazıda bu olayları sıralamam mümkün değildir. Biraz vakit ayırarak Matta’yı bu açıdan –öğrencilerin nasıl tasvir edildiğine özellikle dikkat ederek– okumanızı tavsiye ederim!
  • 16Brown, The Disciples in Narrative Perspective, s. 91, 119–20.
  • 17Bkz. “Algı Bozukluğumuz,” s. 11-12.
  • 18Brown, The Disciples in Narrative Perspective, s. 119; Ayrıca bkz. Andries G. Van Aarde, “Little Faith: A Pragmatic-Linguistic Perspective on Matthew’s Portrayal of Jesus’ Disciples,” In Die Skriflig/In Luce Verbi 49, No. 1 (04.03.2015).
  • 19Matthias Konradt and M. Eugene Boring, The Gospel According to Matthew: A Commentary (Waco, Teksas: Baylor University Press, 2020), s. 441-442. Matta’da, burada kuşku olarak çevrilen Grekçe kelime yalnızca 14:31’de kıt imanlı olmak bağlamında geçer.
  • 20Brown’ın bu konudaki yorumunu doğru buluyorum; bu bölümde açıklanan noktalar Brown’ın tespitlerini yansıtır. Brown, The Disciples in Narrative Perspective, Öncelikle s. 121-146; Brown and Roberts, Matthew, s. 334–55 (“Thinking Theologically with Matthew: Discipleship”).
  • 21Yuhanna 13–17 bölümlerindeki belirgin Kutsal Ruh öğretişinin aksine, Matta, anlattığı İsa öyküsünde ölçülü bir Kutsal Ruh öğretişini ustaca ortaya koyar.
  • 22“Deneme Yazı Türü ve Özellikleri”, Türk Dili ve Edebiyatı,  https://www.turkedebiyati.org/yazi_turleri/deneme.html > (24.03.2022 tarihinde erişildi).
  • 23Eugene H Peterson, As Kingfishers Catch Fire (New York: WaterBrook, 2017), s. 40.
  • Telif Hakları © 2022
  • Chuck Faroe
  • Tüm Hakları saklıdır. İzin ile kullanıldı.
İlk yayınlama: e-manet Sayı 66 (Nisan - Haziran 2022), s. 5–11.